Türkiye, 7-8 Temmuz'da ikinci kez NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak.
2004'teki zirve İstanbul'da düzenlenmişti. Bu kez başkent Ankara, zirveye ev sahipliği yapacak.
Türkiye'nin 1952'de NATO'ya üye olmasıyla başlayan stratejik ortaklık, Soğuk Savaş'tan bugüne çeşitli krizler ve jeopolitik gerilimlerle şekillendi.
Türkiye, ittifak içindeki dönemsel bazı anlaşmazlıklara rağmen NATO'nun güvenlik mimarisinde kritik konumunu korudu ve bölgesel çatışmalar ile savunma işbirliğinde belirleyici bir aktör oldu.
NATO Zirvesi, Türkiye'nin Avrupa'da şekillenen yeni güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol alma arayışını ve savunma sanayisi kapasitesini ittifakta daha somut kullanma isteğini yansıtıyor.
Peki Türkiye nasıl NATO'ya katıldı, ittifakla ilişkileri ne yönde gelişti, ilişkilerde hangi krizler yaşandı ve Türkiye gelecekte NATO'da ne gibi bir rol üstlenmek istiyor?
NATO 1949'da kuruldu, Türkiye üç yıl sonra ittifaka katıldı
Türkiye, tarafsız kaldığı İkinci Dünya Savaşı sonrası hızla Batı güvenlik sistemine yöneldi.
Bunun en önemli nedeni, Sovyetler Birliği'nin Boğazlarda üs talep etmesiydi.
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan antlaşma ile kuruldu.
NATO'nun kurucu 12 üyesi vardı.
NATO'nun en temel ilkesi, antlaşmanın "ortak savunma" prensibinin vurgulandığı beşinci maddesiydi.
Bu maddeye göre, bir üye ülkeye yapılan saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılacaktı.
Türkiye 1950'de başlayan ve üç yıl süren Kore Savaşı boyunca cepheye toplam dört tugay asker gönderdi.
Bu, NATO'ya katılım için güçlü bir siyasi mesajdı.
18 Şubat 1952'de NATO ilk kez genişledi. Türkiye ve Yunanistan ittifaka katıldı.
Böylece Türkiye ilk kez Soğuk Savaş'ta Batı'nın güvenlik mimarisine resmen entegre oldu.
1955, Soğuk Savaş'ta kritik yıllardan biriydi. Çünkü hem Batı Almanya NATO'ya katıldı hem de Sovyetler Birliği buna karşılık Varşova Paktı'nı kurdu.
İncirlik Üssü'nün önemi
Türkiye, NATO'ya katılmadan bir yıl önce, 1951'de ABD ile güvenlik anlaşması imzalamıştı.
Aynı yıl İncirlik Üssü'nün inşasına başlandı. Üs Aralık ayında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Amerikan Hava Kuvvetleri'nin ortak kullanımına açıldı.
Türkiye 1952'de NATO'ya katılınca, üs ittifakın savunma planları ve amaçları doğrultusunda yapılandırıldı.
Türkiye ve ABD, Aralık 1954'te üs için ortak kullanım anlaşması imzaladı. 1955'te Soğuk Savaş kızıştığında, tesis de Adana Hava Üssü adıyla faaliyetlerine başladı.
1958'de İncirlik adını aldı.
İncirlik Üssü, Batı ittifakı için hayati önem taşıyordu. Soğuk Savaş boyunca NATO'nun Ortadoğu'da Sovyet Birliği'ni çevreleme stratejisinin merkezlerinden biri oldu.
1 Mayıs 1960'ta Sovyetler Birliği tarafından düşürülen ABD'ye ait U-2 casus uçağı üsten kalkmıştı.
NATO ve ABD, nükleer silahların konuşlandırıldığı üslerin konumlarını güvenlik gerekçesiyle resmi olarak hiçbir zaman açıklamıyor.
Ancak İncirlik Hava Üssü'nde nükleer silah bulunduğuna dair iddialar uzun yıllardır gündemde.
Örneğin Sovyetler Birliği, dünyayı nükleer savaşın eşiğine getiren Küba füze krizi sırasında bu ülkedeki füzelerini sökme karşılığında, ABD'nin Türkiye'ye yerleştirdiği nükleer başlıklı Jüpiter füzelerini çekmesini talep etmişti.
O dönem füzelerin çekilmesiyle kriz son bulmuştu. Günümüzde ise İncirlik'te çok sayıda B61 tipi taktik nükleer bomba olduğuna yönelik iddialar ne doğrulandı ne de yalanlandı.
Kıbrıs krizi
1974'te Türkiye'nin "Kıbrıs Barış Harekâtı" adını verdiği, Birleşmiş Milletler'in çeşitli organlarında zamanla "işgal" olarak tanımlanan operasyon, Türkiye-NATO ilişkilerinde Soğuk Savaş döneminin en derin ve uzun krizlerinden birine yol açtı.
ABD Kongresi, Türkiye'nin Amerikan silahlarını "Kıbrıs'ta savunma amaçları dışında" kullandığı gerekçesiyle 1975'te Türkiye'ye yönelik geniş kapsamlı bir askeri ambargo kararı aldı.
Türkiye, bu karara güçlü bir karşılık verdi.
Aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla İncirlik Üssü hariç Türkiye'deki tüm ABD askeri üs ve tesislerinin faaliyetlerini durdurdu ve bu tesisleri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) tam kontrolüne aldı.
Üslerin kapatılması ve ambargo, NATO'nun Sovyetler Birliği'ne karşı istihbarat ve savunma hatlarında ciddi zafiyetlere yol açtı.
Ambargo 1978'de kaldırıldı.
Yunanistan ise NATO'nun Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini engellemediği gerekçesiyle 1974'te ittifakın askeri kanadından ayrılmıştı.
Ancak 1980 yılında Türkiye'de 12 Eylül darbesi sonrası askeri yönetimin kararıyla ittifakın askeri kanadına dönebildi.
Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin değişen konumu
Soğuk Savaş'ın sona ermesi, Türkiye-NATO ilişkilerini kökten değiştirdi.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Türkiye'nin jeopolitik önemini kaybedeceği yönünde bir algı oluştu.
Ancak Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki istikrarsızlıkların da etkisiyle Türkiye zamanla NATO için "kanat ya da çevre ülkesi" olmaktan çıktı, "merkez aktöre" dönüştü.
NATO'nun 1982'de yeniden başlayan genişleme süreci, 1999'dan 2024'e uzanan yedi dalgada sürdü.
NATO Soğuk Savaş sonrası Kosova, Irak ve Libya'da askeri operasyonlar düzenledi, misyonlar üstlendi.
İttifak yetki alanı dışında da krizlere müdahale etti, bunun gerekçesini "bölgesel istikrarı sağlamak" olarak açıkladı.
TSK Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi, 1998'de Ankara'da kuruldu.
Amaç, TSK bünyesinde NATO ve ortak ülkelerin askeri personeline küresel standartlarda eğitim vermekti.
11 Eylül saldırıları ve NATO
11 Eylül 2001'de ABD'de düzenlenen saldırılar, NATO'yu bölgesel bir savunma paktından küresel ölçekte "terörle mücadele ve kriz yönetimi" odaklı bir ittifaka dönüştürdü.
Kuzey Atlantik Antlaşması'nın meşhur beşinci maddesi, NATO tarihinde ilk ve tek kez 11 Eylül saldırılarının hemen ardından ABD için devreye sokuldu.
2001'de Taliban rejiminin devrilmesi sonrası, Afganistan'da ABD ve uluslararası koalisyon güçleri destekli yeni bir siyasi düzen kuruldu
NATO'nun Afganistan misyonu 20 yıl sürdü.
Eski Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, 2003-2006 döneminde, NATO'nun Afganistan'daki ilk kıdemli sivil temsilcisi olarak görev yaptı.
Türkiye, NATO'da ABD'nin ardından en fazla askere sahip ülke olarak ittifakın komuta yapısında da önemli görevler üstlendi.
S-400 krizi
Türkiye ile NATO arasında son dönemin en büyük krizi ise 2017'de patlak verdi.
Krizin nedeni, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze savunma sistemi satın alması oldu.
ABD başta olmak üzere NATO müttefikleri, bu sistemin ittifak ağlarıyla uyumsuzluğu ve ittifakın güvenliği riske attığı gerekçesiyle anlaşmaya sert tepki gösterdi.
Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkarıldı. ABD, Türkiye'ye, sadece ulusal güvenliğine tehdit olarak nitelendirdiği ülkelere yönelik, CAATSA yaptırımlarını uyguladı.
S-400'ler, ABD ile yaşanan gerilimler ve NATO müttefiklerin güvenlik endişeleri nedeniyle aktif olarak sahada konuşlandırılmadı.
ABD başta olmak üzere birçok NATO üyesi ülkenin Suriye Demokratik Güçleri'ne desteği ve çeşitli gerekçelerle Türkiye'ye silah ambargosu uygulaması da ittifakla ilişkileri gerginleştiren unsurlar arasında yer aldı.
Ancak zamanla bu sorunlar aşıldı, Türkiye uzun ve yoğun müzakereler sonrası 2023'te Finlandiya'nın, 2024'te de İsveç'in NATO'ya katılmalarını onayladı.
Trump'ın 'Önce Amerika' anlayışı ve Avrupalı müttefiklerle gerilen ilişkiler
İlk kez 2016'da, ardından 2024'te yeniden ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın NATO'ya bakışı seleflerinden farklı.
Donald Trump, "Önce Amerika" anlayışıyla, NATO'yu Soğuk Savaş'tan kalma "miadı dolmuş" ve bütçesel olarak ABD'ye zarar veren bir yükümlülük olarak görme eğiliminde.
Trump, ittifak üyesi ülkelerle ilişkilerini de ortak değerler yerine "NATO bütçesine ne kadar katkıda bulunursan, güvenliğin de o kadar olur" anlayışıyla yürütüyor.
Trump'ın kırmızı çizgisi, tüm NATO müttefiklerinin, savunma harcamalarını Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının yüzde 5'ine çıkarmaları.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2019'da The Economist dergisine verdiği röportajda "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" demişti.
Macron'a göre NATO askeri olarak çalışsa da ittifakın ortak siyasi ve stratejik karar alma mekanizması çökmüştü.
İkinci Trump dönemiyle birlikte ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında gerginlikler arttı.
Donald Trump, Almanya ve Doğu Avrupa'daki bazı ABD birliklerini çekmeye başladı, NATO'dan çekilme sinyalleri dahi verdi.
Trump'ın bu süreçte en çok övdüğü ülkelerden biri Türkiye; lider de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.
Trump, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saygımdan dolayı NATO Zirvesi'ne katılacağım. Erdoğan olmasaydı belki zirveye gitmezdim" dedi.
NATO 3.0 ve Türkiye
Türkiye'nin 22 yıl aradan sonra ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi, Avrupa ve Ortadoğu'da savaşların sürdüğü bir dönemde Ankara'nın ittifak açısından stratejik önemini yeniden öne çıkarıyor.
Türkiye;
Bu yılki ABD/İsrail-İran savaşında, İran'dan Türkiye'ye yönelen füzelerin NATO savunma sistemleriyle düşürülmesi, bu altyapının pratik önemini ve Türkiye'nin güvenlik mimarisindeki yerini somut biçimde ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump arasında 7 Temmuz'da Ankara'da yapılacak görüşme ise bu yeni dönemde Türkiye–ABD ilişkilerinin seyrine dair çok önemli bir diplomatik temas olarak değerlendiriliyor.
Trump'ın başkanlık döneminin son 2,5 yılında ABD–NATO ilişkilerinin nasıl şekilleneceği belirsiz.
Ancak ittifakın gündeminde, Soğuk Savaş (NATO 1.0) ve Soğuk Savaş sonrası dönemin (NATO 2.0) ardından, NATO 3.0 modeli var.
ABD'nin ittifaktaki askeri ve mali yükünü azaltarak liderliği ve birincil savunma sorumluluğunu Avrupa ülkelerine devretmeyi amaçlayan yeni bir stratejik ittifak modeli bu.
NATO'nun geleceği bu modelse, Türkiye hem ittifakın en güçlü ordularından birine sahip olması hem de savunma sanayisi avantajı nedeniyle stratejik ve operasyonel olarak çok önemli bir rol üstlenme potansiyeline sahip.