Ana içeriğe geç

Eğitim Sen’den güvenli eğitim raporu: Temel bir insan hakları meselesi

Eğitim-Sen’in TBMM’ye sunduğu Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim raporunda, okul güvenliğinin yalnızca fiziki önlemlerle sağlanamayacağı vurgulandı. Sendika; akran ve siber zorbalıkla mücadele için sınıf mevcutlarının azaltılması, rehberlik ve sosyal hizmet birimlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlerin mesleki itibarının korunması ve okul iklimini güçlendiren bütüncül politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Eğitim Sen’den güvenli eğitim raporu: Temel bir insan hakları meselesi
Cumhuriyet
16

Eğitim-Sen okul saldırılarına ilişkin TBMM'ye rapor sundu. Sendika; okul güvenliğinin sadece okul kapısı ve çevresine ilişkin bir denetim sorunu olmadığını, zorbalığın azaltılması için; sınıf mevcutlarının düşürülmesi, rehberlik ve sosyal hizmet birimlerinin güçlendirilmesi, siber zorbalıkla mücadele içeriklerinin müfredata eklenmesi, öğretmenlerin mesleki itibarının korunması ve her okulun bulunduğu bölgenin sosyal risk haritasına göre desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Güvenli eğitim-öğretim ortamının; demokratik katılımın, pedagojik bağların, dayanışmanın güçlendiği yaşam alanlarında mümkün olabileceğini ifade eden sendika, “Okul güvenliği temel bir insan hakları meselesi. Okullarımızı baskı mekanizmalarından, piyasacı hiyerarşilerden ve şiddet sarmalından kurtarıp; şiddetin yerini demokratik katılımın, onarıcı adaletin ve güçlü pedagojik bağların aldığı özgür, eşit ve güvenli alanlara dönüştürene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” açıklamasını yaptı.

Eğitim-Sen yaşanan okul saldırılarının üzerine TBMM'ye "Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim" isimli raporunu sundu.

Uluslararası kurum ve kuruluşlar ile MEB'in istatistiklerine de yer verilen raporda; PISA 2022 verilerine göre Türkiye’de 15 yaş grubundaki öğrencilerin yüzde 26,6’sının ayda en az birkaç kez zorbalık içeren davranışlardan birine maruz kaldığı belirtildi.

TIMSS 2023 sonuçlarının, sorunun erken yaşlarda başladığını göstermesi bakımından önemli olduğunun anımsatıldığı raporda Türkiye’de 4. sınıf öğrencilerinin yüzde 16’sının haftada yaklaşık bir kez zorbalığa maruz kaldığını bildirdiği; “neredeyse hiç zorbalığa uğramadığını” belirten öğrencilerin oranının ise yüzde 43 düzeyinde kaldığı açıklandı. Eğitim Sen bu tabloyla akran zorbalığının "ilkokul çağından itibaren okul iklimini ve öğrencinin okula bağlılığını etkileyen ciddi bir risk haline geldiğinin" altını çizdi.

‘BİR BASKI BİÇİMİNE DÖNÜŞTÜ’

Raporda TÜİK ve UNICEF tarafından yayımlanan Türkiye’deki Çocuklar 2024 çalışmasına da yer verildi. Bu çalışmalarda ise 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’inin birden fazla kez akran zorbalığına maruz kaldığı tespit edildi. Eğitim Sen bu oranın yaklaşık her yedi çocuktan birinin tekrar eden zorbalık davranışlarıyla karşılaştığı anlamına geldiğine dikkat çekti. MEB’in 2025 yılında lise öğrencileri arasında yürüttüğü Şiddet Algısı Araştırması'nın da yer bulduğu raporda söz konusu araştırmayla şiddetin dijital ortamlarda yoğunlaştığının tespitinin yapıldığı ifade edildi.

Eğitim Sen bu araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 37,1’inin şiddet olaylarının en yaygın görüldüğü alan olarak dijital ortamı işaret ettiğini, öğrencilerin yüzde 92,3’ünün ise özel bilgi veya fotoğrafların internet ortamında paylaşılmasıyla tehdit edilmeyi şiddet olarak tanımladığını belirtti. Sendika söz konusu bulgulara ilişkin, "Siber zorbalığın okul duvarlarını aşarak öğrencinin evine, telefonuna ve gündelik yaşamına yayılan kesintisiz bir baskı biçimine dönüştüğünü göstermektedir" değerlendirmesini yaptı.

‘BÖLGELER RİSK HARİTASINA GÖRE DESTEKLENMELİ’

Verilere ilişkin genel bir değerlendirmede bulunan sendika, okul güvenliğinin sadece okul kapısı ve çevresine ilişkin bir denetim sorunu olmadığını, zorbalığın azaltılması için; sınıf mevcutlarının düşürülmesi, rehberlik ve sosyal hizmet birimlerinin güçlendirilmesi, siber zorbalıkla mücadele içeriklerinin müfredata eklenmesi, öğretmenlerin mesleki itibarının korunması ve her okulun bulunduğu bölgenin sosyal risk haritasına göre desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Eğitim Sen hazırladığı raporda diğer ülkelerin zorbalık ve şiddeti önlemeye ilişkin aldıkları önlemleri de açıkladı. İşte o önlemler:

OLWEUS ZORBALIĞI ÖNLEME PROGRAMI - NORVEÇ

"Olweus Programı, zorbalığı bireysel bir sorun olarak değil, okul iklimi içinde yetişkinlerin tutarlı müdahalesiyle değiştirilebilecek sistemik bir mesele olarak ele alır. Program; öğrencilerle olumlu bağ kuran yetişkinleri, kabul edilemez davranışlara karşı net sınırları, fiziksel olmayan tutarlı yaptırımları ve okul genelinde ortak kuralları merkeze alır.

Programın önemi, sadece zorbalığı azaltmayı değil, okulun genel iklimini iyileştirmeyi hedeflemesidir. Uygulama kalitesi ve süreklilik sağlandığında zorbalık vakalarında ciddi düşüşler görülebilmektedir."

KİVA PROGRAMI - FİNLANDİYA

"KiVa Programı, zorbalığın yalnızca fail ve mağdur arasında yaşanmadığını, izleyicilerin tutumlarıyla güçlenen veya zayıflayan sosyal bir süreç olduğunu kabul eder. Bu nedenle program öğrencilerin empati, dayanışma ve müdahale becerilerini geliştirmeye odaklanır.

Sınıf içi tartışmalar, grup çalışmaları, rol yapma egzersizleri, çevrimiçi uygulamalar ve velilere yönelik rehberlerle okulun tüm bileşenleri sürece dahil edilir. Okullarda düzenli anketlerle durum izlenir ve müdahaleler elde edilen verilere göre güncellenir."

SEHER PROGRAMI - HİNDİSTAN

"SEHER Programı, düşük ve orta gelirli ülkeler açısından önemli bir örnektir. Program, cezalandırıcı yaklaşım yerine okulun sosyal dokusunu güçlendirmeyi hedefleyen bütünsel okul yaklaşımına dayanır.

SEHER Mitra adı verilen, genç ve eğitimli danışmanlar okul ortamına dahil edilerek öğrencilerle güvene dayalı bağ kurmakta; çatışma çözme, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddeti önleme konularında atölyeler yürütmektedir. Araştırmalar, bu tür okul temelli sosyal destek modellerinin zorbalığı azaltmada etkili olduğunu göstermektedir."

KATILIMCILIK VE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ

Söz konusu örneklerin ortak noktasına ilişkin sendika, "Okul güvenliği polis merkezli değil, pedagojik, ilişkisel ve bütüncül bir yaklaşımla sağlanmaktadır. Başarılı modellerin tamamı rehberliği, sosyal-duygusal öğrenmeyi, öğrencilerin katılımını, ailelerle işbirliğini ve okul ikliminin düzenli izlenmesini merkeze almaktadır" açıklamasını yaptı.

‘GÜVENLİK PEDAGOJİK İLKELERLE SAĞLANMALI’

Eğitim Sen, okulda şiddeti önlemek için hazırladığı temel politika önerilerini özetle şöye sıraladı: “Sınıf mevcutları 20-25 kişiye düşürülmeli; her öğrencinin öğretmen tarafından görüldüğü ve desteklendiği pedagojik bir güvenlik eşiği oluşturulmalıdır. Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalı; kadrolar öğrenci sayısına ek olarak yerel risk analizlerine göre belirlenmelidir. Okul güvenliği pedagojik ilkeler doğrultusunda sağlanmalı; öğrencileri kuşatan ve okulları güvenlikçi mekânlara dönüştüren uygulamalardan kaçınılmalıdır. Veliler; öfke yönetimi, bilinçli ebeveynlik ve çocuk hakları konularında sürekli eğitim süreçlerine dahil edilmelidir. Müfredata dijital yurttaşlık ve siber zorbalıkla mücadele içerikleri eklenmeli; güvenli raporlama mekanizmaları kurulmalıdır. Eğitim emekçilerine kriz yönetimi, akran arabuluculuğu, travma duyarlı pedagoji ve onarıcı disiplin konularında nitelikli hizmet içi eğitimler verilmelidir. Öğretmenleri hedef haline getiren, mesleki saygınlığı zedeleyen ve asli görevlerinden uzaklaştıran angarya uygulamalara son verilmelidir. Bireysel silahlanmayı sınırlandıracak yasal ve idari düzenlemeler derhal hayata geçirilmeli; Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenli Okullar Bildirgesi’ni imzalamalı ve uygulamalıdır.”

‘TEMEL BİR İNSAN HAKLARI MESELESİ’

Gerçek anlamda güvenli bir eğitim-öğretim ortamının; kameralarla izlenen, polisle kuşatılan, öğrenciyi ve öğretmeni denetim nesnesine dönüştüren soğuk binalarda değil; demokratik katılımın, pedagojik bağların, sosyal desteğin ve dayanışmanın güçlendiği yaşam alanlarında mümkün olabileceğini ifade eden sendika, “Okul güvenliğinin merkezine PDR hizmetleri, sosyal hizmet birimleri, onarıcı disiplin mekanizmaları, sınıf mevcutlarının azaltılması, ücretsiz beslenme hakkı, dijital zorbalıkla mücadele, öğretmenlerin mesleki itibarı ve güvenceli istihdamı yerleştirilmelidir. Çocuğun ev, okul, sokak ve dijital dünya içinde karşılaştığı riskler bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Eğitim Sen olarak okul güvenliğini güvenlik değil, temel bir insan hakları meselesi olarak tanımlıyoruz. Okullarımızı denetim odaklı baskı mekanizmalarından, piyasacı hiyerarşilerden ve şiddet sarmalından kurtarıp; şiddetin yerini demokratik katılımın, onarıcı adaletin ve güçlü pedagojik bağların aldığı özgür, eşit ve güvenli alanlara dönüştürene kadar demokratik eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” açıklamasını yaptı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler