Ana içeriğe geç

EMEP'li Karaca: 'Gazeteciler tutuklu, istismarcılar serbest'

EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında tutuklu gazetecilerden çocuk istismarı davalarındaki cezasızlığa, şüpheli kadın ölümlerinden kamuda yaşanan şiddet ve sürgün iddialarını gündeme taşıdı.

EMEP'li Karaca: 'Gazeteciler tutuklu, istismarcılar serbest'
Evrensel
16

Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında tutuklu gazeteciler, basın özgürlüğü ve çocuk istismarı davasında hüküm giyen Yusuf Ziya Gümüşel’in tahliyesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bir ülkede gazetecilerin tutuklu olup olmamasının yalnızca basın özgürlüğünün durumunu değil, iktidarın toplumla nasıl bir ilişki kurduğunu da gösterdiğini söyleyen Karaca, ETHA emekçileri Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz ve Müslüm Koyun’un yaklaşık beş aydır tutuklu bulunduğunu, haklarında hâlâ iddianame hazırlanmadığını hatırlattı.

“Gazetecilik faaliyetleri hedef alınıyor”

İnsanların aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını ancak neyle suçlandıklarının ve hangi delillere dayanılarak tutuklu tutulduklarının ortaya konulamadığını belirten Karaca, hukukun “insanların önce cezalandırılıp sonra suç icat edileceği bir korkutma ve sindirme mekanizmasına dönüştürüldüğünü” söyledi.

Tutuklu gazetecilerin cezaevinden gönderdiği mektuplarda haberleri nedeniyle tutuklandıklarını ifade ettiklerini aktaran Karaca, söz konusu gazetecilerin kadınların mücadelesini, işçilerin grev ve direnişlerini, ekolojik yıkıma karşı verilen mücadeleleri, adalet arayan annelerin ve geleceğini savunan gençlerin sesini haberleştirdiğini dile getirdi.

Gerçekleri haber yapan gazetecilerin sürekli soruşturmalar, davalar ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Karaca, meselenin yalnızca gazeteciler olmadığını belirterek, işçilerin yaşadığı hak gasplarının, kadınların şiddete karşı mücadelesinin, çevre talanının ve hak ihlallerinin haberleştirilmediğinde görünmez hale geldiğini ifade etti.

“217/A maddesi derhal ilga edilmeli”

Son bir yılda gazetecilere yönelik 67 gözaltı işleminin 20’sinin Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasına dayandırıldığını belirten Karaca, yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana en az 110 dava açıldığını, buna karşın kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının neredeyse bulunmadığını ifade etti.

Karaca, bu durumun düzenlemenin çoğu zaman ceza vermekten çok gazetecilik faaliyetlerini engellemek ve halkın haber alma hakkını sınırlandırmak amacıyla kullanıldığını gösterdiğini belirterek, söz konusu yasa maddesinin derhal yürürlükten kaldırılması gerektiğini söyledi. Bu konuda Meclis’e kanun teklifi verdiklerini hatırlatan Karaca, teklifin bir an önce işleme alınması için komisyonu harekete geçmeye çağırdı.

Tutuklu gazeteciler için çağrı

Cezaevindeki gazetecilerin yalnızca basın özgürlüğü için değil, toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için de bedel ödediğini söyleyen Karaca, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz, Müslüm Koyun ve tüm tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını, iddianamesiz tutukluluk uygulamalarına son verilmesini ve gazetecilik faaliyetlerinin suçlama konusu olmaktan çıkarılmasını istedi.

Gümüşel’in tahliyesine tepki

Karaca, ayrıca 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi, 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli’nin “dini nikâh” adı altında cinsel istismarına maruz bırakması nedeniyle 19 yıl 9 ay hapis cezası alan, Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in verilen cezanın iki yılını bile çekmeden sağlık gerekçesiyle serbest bırakıldığını hatırlattı.

Bu kararın yıllardır çocukların değil tarikatların korunduğunu gösterdiğini savunan Karaca, gazetecilerin, ağır hasta mahpusların ve muhaliflerin hukuk güvencelerinden yararlanamadığını, buna karşın söz konusu kişinin tahliye edildiğini söyledi. Tarikat sözcülerinin tahliye için görüşmeler yaptıklarını ve emeği geçenlere teşekkür ettiklerini açıkladığını belirten Karaca, “Kim ya o çocuk istismarı davasının hükümlüsünün tahliyesinde emeği geçenler? Kimdir tarikatları çocukların adalet hakkından daha değerli görenler?” diye sordu.

“Sorun yasaların uygulanışında”

İstismar davasında cezaevi kapılarının tarikat şeyhlerinin ricasıyla açıldığını öne süren Karaca, kadınlar ve çocuklar için ceza artırımı çağrısı yapanların, verilen cezaların uygulanması aşamasında ortadan kaybolduğunu söyledi.

Sorunun yasaların yetersizliği değil, yasaların tarikatlara ve siyasi nüfuza göre uygulanması olduğunu ifade eden Karaca, “Tarikatların değil çocukların, cemaatlerin değil kadınların, siyasi pazarlıkların değil hukukun sözü geçene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

"Emel Akbaş’ın şüpheli ölümü aydınlatılsın, dosya tekrar açılsın"

Basın toplantısında iki ayrı dosyayı da gündeme taşıdı. Karaca, Antep’te yaşamını yitiren Emel Akbaş’ın şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmadaki eksikliklere dikkat çekerken, Elazığ’da görev yapan kamu emekçisi Sevda Aktan’ın yaşadığını söylediği şiddet, baskı ve sürgün sürecine ilişkin iddiaları da kamuoyuyla paylaştı.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu’nun son toplantısına değinen Karaca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın KADES uygulamasıyla ilgili açıklamalarını hatırlatarak, “Biz buradan bunun tam tersi onlarca örnek anlattık. Bugün bir tanesini daha konuşacağız” dedi.

Karaca, “2 aylık hamile olan Emel Akbaş’ın şüpheli ölümü hakkında başlatılan soruşturma bu yıl 29 Nisan’da takipsizlik kararıyla kapatıldı” ifadelerini kullanırken, Akbaş’ın ailesinin kızlarının öldürüldüğünü ve soruşturma makamlarının cinayete işaret eden delilleri görmezden geldiğini söyledi.

Dosyada çok sayıda soru işareti bulunduğunu belirten Karaca, olay günü yaşananlar ve sonrasındaki süreçle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Daha sonra fark ediliyor ki Emel’in düşmesinden yarım saat sonra Emel’in telefonundan mesajlaşmalar yapılıyor. Hastane kamera kayıtlarında da Bayhan’ın hem kendi telefonu hem de Emel’in telefonuyla oynadığı görülüyor. Ölümden sonra 2 gün boyunca telefonu kolluktan kaçıran Bayhan, o sırada telefondaki mesajlaşmaları da siliyor.”

Karaca, telefon kayıtlarının ve baz istasyonu verilerinin savcılık tarafından istenmediğini, bazı görüntülerin bilirkişilere verilmediğini ve tanık ifadelerindeki çelişkilerin araştırılmadığını savundu.

Soruşturma sürecine ilişkin eleştirilerini sürdüren Karaca, şöyle konuştu: “Yani bu soruşturma dosyasında, Müge Anlı’nın soracağı sorular bile sorulmuyor, etkin soruşturma namına tek bir işlem yapılmıyor.”

Emel Akbaş’ın annesinin Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptığı çağrıyı da aktaran Karaca, “Kızımın dosyası, Gülistan Doku’nun dosyası gibi incelensin” sözlerini hatırlattı.

"Gençlik ve Spor Bakanlığı niye kulağının üstüne yattı?"

Karaca, basın toplantısının ikinci bölümünde ise Elazığ İzzetpaşa Kız Öğrenci Yurdu’nda müdür yardımcısı olarak görev yapan Sevda Aktan’ın iddialarını gündeme getirdi. Karaca, anlattığı bilgilerin “resmî başvurulara, soruşturma dosyalarına, tutanaklara ve bizzat mağdurun tarafımıza ulaştırdığı bilgi ve belgelere” dayandığını söyledi.

Aktan’ın anlatımına göre, 3 Şubat 2026’da Elazığ Gençlik ve Spor İl Müdürü Abdulsamet Eren’in katılacağı bir kahvaltı organizasyonu için personelden para toplandığını, kendisinin buna katılmaması üzerine müdürün odasına çağrıldığını belirten Karaca, burada hakaret, darp ve fiziksel saldırıya maruz kaldığı yönündeki iddiaları aktardı.

Karaca, olayın ardından Sevda Aktan’ın polisi aradığını, hastaneden darp raporu aldığını ve şikâyetçi olduğunu ifade etti. Ancak sonrasında yaşananların daha ağır olduğunu savunan Karaca, şu bilgileri paylaştı: “Sevda Aktan açığa alınıyor. Hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Sosyal medyada konuyla ilgili yaptığı paylaşımları gerekçe gösterilerek çocuğunun gözü önünde şafak baskınıyla gözaltına alınıyor. Telefonuna el konuluyor. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası veriliyor. Ve sonunda Elazığ'dan Siirt'e gönderiliyor.”

Karaca, Aktan’ın kendilerine gönderdiği mektuptan da bir bölümü aktardı: “12 yaşındaki kızım olmasaydı belki bugün intihar eden bir kadın olarak haberlerde yer alacaktım.” Bu sözlerin ardından kısa süre önce yaşamını yitiren öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ı hatırlatan Karaca, kamu görevlilerinin şikâyetleri zamanında dikkate alıp almadığı sorusunu gündeme getirdi.

Aktan’ın dosyasında darp raporunun ve tanık ifadelerinin neden dikkate alınmadığını soran Karaca, şu soruları yöneltti: “Sevda Aktan'ın darp ve hakaret iddiaları neden araştırılmadı? Darp raporu neden dikkate alınmadı? Tanık ifadeleri neden görmezden gelindi? Şikayetçi olan kadın neden korunmadı, aksine peş peşe işlemlerin hedefi oldu? Gençlik ve Spor Bakanlığı bu süreç boyunca niye kulağının üstüne yattı? Elazığ Valiliği hangi gerekçelerle saldırganı korudu?”

Karaca, Elazığ Gençlik ve Spor İl Müdürü Abdulsamet Eren’in adının kamuoyunun ilk kez duyduğu bir isim olmadığını belirterek, Eren’in 2019 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımını hatırlattı.

Karaca, söz konusu paylaşımın ardından Eren’in il müdürlüğüne terfi ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Linç girişimini meşrulaştıran bu paylaşımının sonrasında ne oluyor? Bırakın herhangi bir yaptırım uygulanmasını, tam tersine yükseliyor. Ne suç işlerse işlesin yükselişinin durmayacağından emin bir yandaş bürokrat örneği işte…”

Karaca, hem Emel Akbaş dosyasının hem de Sevda Aktan’ın iddialarının bütün yönleriyle takipçisi olacaklarını belirtti.

Kaynağa Git

İlgili Haberler