Ana içeriğe geç

EMEP Milletvekili İskender Bayhan: Sarayın iktidarda kalma operasyonuna karşı çözüm genel eylem genel direnişte

"Erdoğan seçimle yenilmez duygusu sahada güçleniyor. Böylesi rejimler fabrika fabrika, okul okul kenetlenmiş işçilerin ve emekçilerin birliği olmadan püskürtülemez. Perspektifimiz net olmalı: Çözüm genel eylem, genel direniş hattındadır!"

EMEP Milletvekili İskender Bayhan: Sarayın iktidarda kalma operasyonuna karşı çözüm genel eylem genel direnişte
Evrensel
16

EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan "butlan" kararından NATO zirvesine, işçi mücadelelerinden seçim tartışmalarına kadar pek çok başlığa dair gazetemize değerlendirmelerde bulundu. İktidarın muhalefeti parçalama hamlelerini, Kürt sorunundaki oyalama siyasetini ve işçi sınıfının tırmanan hak arayışlarını anlatan Bayhan, iktidarın ekonomik sömürü, faşist inşa ve dışta yayılmacılık üzerine kurulan üç ayaklı ‘programı’na dikkat çekti. Bayhan; seçim tartışmalarının aldatıcılığına vurgu yaparak genel eylem ve genel direniş hattında kenetlenmeye çağırdı.

CHP’ye yönelik "mutlak butlan" kararı sonrası iktidar bu durumu "parti içi bir mesele" olarak nitelendiriyor. Diğer yanda ise Özgür Özel ve ekibinin kurultay için topladığı imzalar var ve buradaki mücadelesi sürüyor, yeni parti seçeneğiyle beraber. Siz bu siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında butlan kararı çıkmadan önce de butlan süreci uzun süredir gündemdeydi. CHP'ye mutlak butlan vesilesiyle Özgür Özel yönetimi ve CHP'nin mevcut örgüt parti merkezinin bir operasyonla yüz yüze kalması konusunda Cumhur İttifakı ve Saray sözcüleri, başta Erdoğan olmak üzere "bu bizim gündemimiz değil, bu bizim konumuz değil" diyordu.

Bütün Türkiye'de AKP'ye, Erdoğan'a, Cumhur İttifakına oy veren emekçiler de dahil buna inanan sanıyorum ki azdır. Çünkü 2024 Mart yerel seçimlerinden sonraki CHP yönetimindeki çizgiye, CHP'nin muhalefet anlayışına ve 19 Mart operasyonu sonrası süreci de bir bütün olarak değerlendirdiğimizde; Saray rejiminin önümüzdeki dönem ekonomik ve politik hedefleri kapsamında, iktidar koltuğunda oturmak ve bugünkü mevcut programını uygulamak amacında. Onu hayata geçirmek için CHP'nin parçalanması, etrafındaki bütün bir muhalefetin parçalanmasını hedef aldığı açık.

Mutlak butlan ataması da dahil, 9 milletvekilinin ihracı da dahil, yeni ihraç il başkanlarının disiplin kuruluna verilmesi de dahil, hepsi özel olarak 19 Mart'tan sonra başlayan sürecin bir devamıdır. Bunu CHP'nin kendi iç meselesi olarak izah etmek hem gerçeği yansıtmaz hem de gerçeği çarpıtmak anlamına gelir.

"Mutlak butlan Erdoğan ve 19 Mart operasyonundan bağımsız ele alınamaz"

Özgür Özel dönemi parti yönetiminin tutuklanacağına dair propagandalar ve ona dair mesajlar da açık açık yazılıp çiziliyor artık yandaş medya kalemleri tarafından. Bu da dahil Türkiye, aslında Saray iktidarının önümüzdeki dönem seçimleri de kapsayacak her şartta ve koşulda iktidarını sürdürme operasyonuyla karşı karşıyadır.

Erdoğan'ın "Ya biz kalıcı değiliz, biz de gideceğiz, elbet bir gün ölünce bırakacağız koltukları" sözüyle, 19 Mart operasyonunun arasında doğrudan bir bağ vardır. Ve o bağ görülmeden, o bağ yok sayılarak asla CHP'nin butlan kararı ya da şu andaki CHP'nin yaşadığı operasyon değerlendirilemez. Zaten bu CHP'nin iç meselesi olsaydı CHP kendi iç kurallarıyla, tüzüğüyle, programıyla çözerdi.

Üç ayaklı program: Emek sömürüsü, faşist rejim inşası ve yeni Osmanlıcılık

Peki, iktidarın bu operasyonlarla, antidemokratik uygulamalarla asıl muradı, hedefi tam olarak nedir? Mevcut programının uygulanmasından bahsettiniz nedir bu program?

Aslında bu çok önemli bir konu. İktidarın, Cumhur İttifakının hedefi temel olarak Türkiye'de iş birlikçi büyük sermayenin egemenliği ve onun ihtiyaçlarına, çıkarlarına bağlı bir hedeftir. Bunun ekonomi ayağında ucuz emek sömürüsü ve açık bir kapitülasyonculuk var. Uluslararası tekellerin, sermayenin ve onların iş birlikçilerinin çıkarlarının mutlak savunusu var. Bu ülkenin bütün kaynaklarının, zenginliklerinin, birikiminin ve emek gücünün, yerli ve yabancı sermayenin sömürü çarklarına olabildiğince ucuza akıtılması var. Onun arasına sıkıştırılması, sömürülmesi, ezilmesi var.

İkinci ayağında faşist rejim inşası var. Türkiye'de Cumhur İttifakı 2017-2018 yılları itibariyle bir rejim değişikliği gerçekleştirdi. Şimdi o rejim değişikliğiyle oluşmuş olan, yasama, yürütme, yargının işleyişinde kurduğu bir saray oligarşisi düzeni var. Bunun kutsal ve mutlak, değişmez ilan edildiği bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Dolayısıyla bunun güçlenmesi, kökleşmesi, faşist bir devlet örgütlenmesi olarak yoluna devam etmesi için oluşturulmuş bir iç cephe siyaseti var. Buna itiraz etmek, karşı çıkmayı bile suç sayan bir yaklaşım var.

Bir üçüncüsü de Ortadoğu başta olmak üzere bu coğrafyada izlenen dış politikada, İmralı süreci de bunun bir parçası olarak ele alınıyor, esas olarak bölgede yeni Osmanlıcı, haritaların yeniden çizilmesi, bölgenin paylaşılması ve burada da Türkiye'nin büyük sermayesinin payına düşeni alması… Burada "Güçlü Türkiye" iddiasıyla, "Türkiye'nin İkinci Yüzyılı" gibi propagandalarla gündeme getirilen yayılmacı politikalar var. ABD emperyalizmiyle ittifak halinde ve genel olarak onun bir parçası Batı emperyalizminin bölgedeki çıkarlarının, politikalarının en ileri düzeyde savunucusu ve ortağı olma hedefleri var.

Böyle bir programı sürdürmek ve engelsiz bir biçimde sürdürmek, buna karşı çıkanları da ezerek uygulanması hedefi var. Önümüzdeki dönem Cumhur İttifakıyla, ABD emperyalizmiyle, Türkiye'nin iş birlikçi sermayesinin (TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, TİSK, TİM, bunların hepsi dahildir) Saray oligarşisiyle bir dönem daha yoluna devam etme, tabiri caizse "dere geçerken at değiştirilmez" deyimine uygun bir şekilde, önümüzdeki seçimlerde de bu programın en ileri düzeyde savunucusu olarak Erdoğan'ın aday olup yoluna devam etmesi hedefi var.

"Saray çözüm değil, kendi iktidarını tahkim etmek için oyalama siyaseti güdüyor"

İktidarın bu üç ayaklı programının içinde süreçten de söz ettiniz. Böyle bir programla buradan barışçıl bir çözüm beklemek mümkün mü? Süreç nasıl sonuçlanır sizce?

Bu süreçte gündeme gelmiş ve Türkiye'nin çok önemli bir sorunu olan Kürt sorununun çözümü açısından çok önemli tarihi bir karar olan PKK'nin silah bırakması ve fesih kararını da, ve ondan sonraki gelişen süreçte Suriye, Irak, İran da dahil bu ülkelerde yaşayan Kürt halkının demokratik hak taleplerini de toplam olarak bu sözünü ettiğim üç ayaklıhedefe bağlı olarak ele alıyor Cumhur İttifakı, Saray rejimi.

Yani tamamen orta vadeli ekonomi programıyla ortaya koyduğu ucuz emek sömürüsü ve kapitülasyoncu zihniyetle; iç cephe siyaseti ve saray rejiminin tahkimatı ve gerici faşist rejim inşasıyla bölgedeki yayılma hedefleri ve bölgede yeniden paylaşımdan pay kapma mücadelesinin bir parçası olarak ele alıyor. Kürt halkı başta olmak üzere bu ülkenin sömürülen, ezilen halk kesimlerinin barış ve çözüm beklentilerini de bunun içerisine konumlandırıyor. Sürekli beklenti yaratarak erteliyor, oyalayarak iktidarını tahkim etmek istiyor. Ve döndürüp dolaştırıp o sözünü ettiğimiz, artık büyük sermayeyle de anlaştığı, uzlaştığı yeni dönem mutabakatı içerisinde görüyor.

Burada Türk ve Kürt emekçilerinin, işçilerinin eşit haklara dayalı bir arada yaşayacağı koşulların oluşturulmasına yönelik somut adımların atılması gibi bir siyaseti reddediyor, yok sayıyor. Tamamen onu da kendi iktidar ekonomik, politik hedeflerine bağlı olarak ele alıyor.

Türkiye'de böylesi bir sömürü ve baskı programı uygulanırken Kürt halkının demokratik taleplerinin kabulü ve Kürt halkının barış beklentisi konusunda kalıcı, samimi adımların atılması gibi bir şey hem çelişkili olur hem de mümkün değil. Bir ekonomik, iç ve dış politik program uygulayacaksınız ve siz orada Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü konusunda bir adım atacaksınız! Ancak ve ancak Kürt halkı Saray rejiminin bu programına bağlı olmayı ya da onu güçlendirecek bir pozisyonda olmayı kabul ederse bazı küçük tavizler verebileceğini söyleyen bir tutum var. Bu da Devlet Bahçeli tarafından dile getiriliyor çoğu zaman zaten.

"Kürt halkı payına düşeni ancak mücadeleyle kazanacağının farkında"

İşte zaman zaman kayyımların kaldırılması, Selahattin Demirtaş'ın bırakılması gibi ifade ediliyor. Kaldı ki Bahçeli’nin en son Türkgün'de çıkan makalesinde ortaya koyduğu yaklaşımda bundan da vazgeçtiği açık. Tamamen o da artık silahların bırakıldıktan sonra adım atılacağı gibi bir siyasete, vaade bağlanmış tutumda. Dolayısıyla Kürt halkının buradan herhangi bir beklentisi olabilecek veya bir kazancının olabileceği bir tablo şimdilik görünmüyor. Mücadeleyle bir kazanç elde edilecek diye bir gerçekle yüz yüze Kürt halkı da.

"Gerçek birleşme; ekmek, ücret, hak talebinin ortaklaşmasıdır"

Türkiye’de bir yanda antidemokratik siyasi baskılar, diğer yanda ise geçinemeyen madencilerin, sokakta darbedilen özel okul öğretmenlerinin ekonomik isyanı var. Bu iki kulvarı, yani demokratik haklar ile ücret mücadelesini birleştirmenin yolu nedir? Son dönemde 'toplumsal muhalefetin birleşmesi' meselesi de sıkça dile getiriliyor, siz nasıl ele alıyorsunuz?

Mesele sadece saray rejiminin ne yapmak istediğini konuşmak kadar bu faşist rejimin kurumsallaşması, örgütlenmesini nasıl püskürteceğimiz ve bu mücadeleleri nasıl ortaklaştıracağımızdır. Mevcut mücadelelerin bu düzeye nasıl yükseltileceği daha önemli.

Birleşme deyince biz iki şey anlıyoruz. Birisi toplumsal muhalefet bizim açımızdan sömürülen, ezilen halk kesimlerinin kitlelerinin birleşerek Saray rejimini püskürtecek bir kitlesel, birleşik, istikrarlı bir mücadeleye girmesidir, yönelmesidir. Siyasi partilerin bizim gibi emekten, barıştan, demokrasiden yanı olduğunu söyleyen müttefik güçlerimizin de bunu gerçekleştirecek bir ortak mücadele örgütlemesidir. Esası işçilerin, emekçilerin birliğidir. Onların birleşmesi, onların mücadelesinin ortaklaşmasıdır. Gençlerin, kadınların mücadelesinin ortaklaşmasıdır.

Gerçek birleşme; ekmek, ücret ve asgari ücret, ek zam mücadelesi verenlerin, özel okul öğretmenlerinin, kademeli emeklilik isteyenlerin, üretici köylünün ve esnafın yani sömürülen tüm halk kesimlerinin mücadelesinin tabanda ortaklaşmasıdır. Siyasetçilere düşen, saray rejimine karşı olduğunu söyleyen emek ve demokrasi güçlerine düşen ise bunu gerçekleştirecek bir tutum ve çizgi, pratiktir. Bizde ama sadece bir araya gelip bir protesto, tepki göstermek gibi anlaşılıyor muhalefetin birleşmesi böyle bir durum yok, bu sadece bir yönü olarak görülebilir. Biz bu çizgiye uygun bir hatta gelişen mücadelelerin olgunlaşıp, ilerlemesi için uğraşıyoruz. Bugün ek zam mücadelesi, asgari ücretin insanca yaşanabilecek düzeye çıkarılması mücadelesi, ekonomik, sosyal haklar itibariyle işçi sınıfının, verdiği mücadelelerin olgunlaşması yaygınlaşması hatta son dönemde işten atmalar, ücretlerin ödenmemesi konusunda konkordato ve iflaslar konusundaki mücadeleler durdurulamayan, engellenemeyen ve çoğalarak devam edecek mücadeleler biçiminde ilerleyecek gibi görünüyor.

İktidarın mevcut ekonomik programı ve politik hedefleri, ekonomik talepler için verilen mücadeleleri daha da kararlı, yaygın ve kitlesel biçimde sürdürmeye ihtiyaç haline getiriyor. Politik baskılara karşı, demokratik haklar ve özgürlükler için verilen mücadeleler ve barış mücadelesi açısından da baktığımızda bu mücadelelerin de daha da olgunlaşarak büyümesi, ilerlemesi, yaygınlaşması ihtiyacıyla yüz yüzeyiz. Dolayısıyla bu mücadelelerin birleşmesi ihtiyacıyla bu mücadelelerin kendi kulvarları içerisinde kendi nesnel koşulları içerisinde ilerleyip olgunlaşarak bu birleşme aşamasına varmaları iç içe geçen bir süreç. Bunlar birbirinden kopuk ele alınamaz. Faşist devlet düzeninin inşasını durdurmanın tek yolu, bu yerel direnişleri birleştirerek siyasal bir iradeye dönüştürmektir.

"Sandık da seçim de rafa kalkabilir"

Son dönemde yine tartışılan konulardan biri seçim ve Erdoğan’ın adaylığı. Bahsettiğiniz tabloya karşı seçimler nerede duruyor. Seçimle dediklerinizi yapmak mümkün mü? Önümüzdeki dönem için nasıl bir eylem çizgisi öngörüyorsunuz?

Erdoğan'ın oyunları, sarayın oyunları, Osmanlı'nın oyunları bitmiyor. Yarın sandık da seçim de rafa kalkabilir. Sandıkla seçimle bile bu iş artık olmaza doğru gidiyor. ‘Erdoğan seçimle gitmez’ gibi değerlendirmeleri duyuyoruz emekçiler arasında. Bunu söyleyen bütün işçi emekçilerin şu gerçeği görmesi lazım. Böylesi iktidarlar, böylesi rejimler fabrika fabrika, okul okul, hastane hastane, emekçi semtlerinde hizmet alanlarında, üretim alanlarında örgütlenmiş, bir araya gelmiş, kenetlenmiş haklarına sahip çıkan ekonomik ve demokratik politika haklarına sahip çıkan ülkesine sahip çıkan emperyalizme karşı çıkan ülkenin bağımsızlığına sahip çıkan emekçilerin birlikleri olmadan, işçilerin birliği olmadan, gençlerin, kadınların birliği olmadan püskürtülemez, durdurulamaz, yenilemez. Bunu mutlaka görmeleri gerekir.

Bu rejim genel eylem, genel direniş anlayışıyla bir mücadele yürütebilirsek durdurulabilir, püskürtülebilir. Seçimler de bunun bir parçasıdır. Bu da ancak bu temelde örgütlenebilir. Bu zeminde gerçekleşebilir. Bu seçim tartışmaları ‘olacak mı olmayacak mı’ diye Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. Esas olana odaklanmalıyız.

"İktidar, ABD emperyalizmi atına binip bölgede pay kapma kavgasında"

İktidarın 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi 209 kişiye operasyon yapmasını ve alınan OHAL kararlarına dair ne dersiniz? Zirvenin hem zamanlama açısından hem de Türkiye’de gerçekleştirilecek olmasına değerlendirmeniz ne olur?

Daha NATO zirvesi gelmeden OHAL kararnameleri geldi ve operasyonlar yaşandı bu kabul edilemez. Buraya kadar konuştuğumuz gerçekliklerin bir parçası olarak düşünürsek NATO zirvesinin Türkiye'de yapılması Türkiye'nin ABD emperyalizmi atına binip bu bölgede Osmanlı kılıcı sallayarak pay kapma kavgası verme hedefinin, sermayenin ve saray oligarşisinin bu arzusunun bir dışa vurumu.

Bunun bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışıyorlar. ABD NATO zirvesini tamamen İran'da dahi bölgenin yeniden emperyalist dizaynı temelinde NATO'nun ön cephede daha işlevli hale gelmesi için kullanmak istiyor. Çin ve Rusya'ya karşı aslında İran'a da karşı NATO'nun daha bir aktif pozisyon almasını istiyor.

Saray rejimi ise bölgenin yeniden paylaşımında İsrail'den daha ileri bir noktada olabilmenin peşinde. NATO zirvesi ve böyle bir çerçeve politikanın parçası olan bir anlayıştan Türkiye'nin başına ve bölge halklarının başına yeni belalar aşmaktan başka bir şey olmaz. Bunlar ABD emperyalizminin çıkarlarına göre iş birlikçilerine yeni görevler verme konferanslarıdır. NATO’dan çıkılması ve dağılması halkın yararına olan tek şeydir NATO konusunda.

Kaynağa Git

İlgili Haberler