Dünyanın önde gelen dekolonyal (sömürgesizleştirme) düşünürlerinden Walter Mignolo, İslamofobinin yeni bir olgu olmadığını, kökenlerinin Avrupa sömürgeciliğinin başlangıcına kadar uzandığını belirterek, "İslamofobi Oryantalizmin farklı koşullar altında süregelen bir devamıdır." dedi.
ABD'deki Duke Üniversitesi Roman Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nde Edebiyat Profesörü Mignolo, İslamofobi, sömürgecilik, medya ve dekolonizasyon arasındaki ilişkiyi AA muhabirine değerlendirdi.
Günümüzdeki Müslümanlara yönelik ön yargıları anlamak için yalnızca güncel siyasi gelişmelere değil, Avrupa'nın sömürgecilik tarihine de bakmak gerektiğinin altınıza çizen düşünür, İslamofobinin, daha geniş bir 'düşman üretme' mekanizmasının parçası olduğunu savundu.
'Müslümanlar düşman olarak konumlandırıldı'
Mignolo, 1492 yılında hem Amerika kıtasının sömürgeleştirilmeye başlanmasının hem de Müslümanlar ile Yahudilerin İspanya'dan sürülmesinin, modern dünyanın temelini oluşturan iki kritik gelişme olduğunu söyleyerek, bu süreçle birlikte Avrupa'da Hristiyanlığın anlatıyı kontrol etmeye başladığını, önce Müslümanların ve Yahudilerin, daha sonra yalnızca Müslümanların "öteki" ve "düşman" olarak konumlandırıldığını belirtti.
Bugün Avrupa'da Rusya karşıtlığının da benzer bir mantıkla üretildiğini ileri süren Mignolo, "Şu anda yalnızca İslamofobi yaşamıyoruz. Avrupa'da Rusofobi de oldukça görünür durumda. Farklı dönemlerde farklı düşmanlar öne çıkıyor ancak mekanizma değişmiyor." ifadelerini kullandı.
Mignolo, özellikle 19. yüzyılda İslam'ın Arap kimliğiyle özdeşleştirilmeye başlandığını ve bunun İslam dünyasının etnik çeşitliliğini görünmez kıldığını belirtti. Sekülerleşme süreciyle birlikte dinin kamusal alandaki rolünün zayıfladığını, buna karşılık Müslümanların tek tip bir "Arap kimliği" içinde temsil edilmeye başlandığını kaydeden Mignolo, bu dönemde Yahudilerin de dini bir topluluk olmaktan çok etnik bir topluluk olarak tanımlandığını söyledi.
"İslamofobi Oryantalizmin devamı"
Aydınlanma düşüncesinin Avrupa'yı medeniyetin merkezi olarak tanımlarken Doğu toplumlarını geri ve irrasyonel gösterdiğini belirten Mignolo, bu anlayışın zaman içinde farklı biçimlerde yeniden üretildiğini söyledi.
"Oryantalizmin ortaya çıkışı aynı zamanda İslamofobinin ortaya çıkışıdır... İslamofobi Oryantalizmin farklı koşullar altında süregelen bir devamıdır." diyen Mignolo, günümüzde Müslümanlara yönelik birçok ön yargının kökeninde de bu tarihsel bakış açısının bulunduğunu dile getirdi.
Mignolo, "İslam, Hristiyanlığın karşısındaki en önemli rakip dinlerden biriydi. İspanya'dan Müslümanların çıkarılması ve sömürgeci genişleme Hristiyanlığa üstünlük sağladı. Sonrasında anlatıyı kontrol eden taraf İslam'ın şeytanlaştırılmasını sürdürdü." değerlendirmesini yaptı.
Medyanın rolü
İslamofobinin yayılmasında medyanın önemli bir işlev gördüğünü belirten Mignolo, özellikle son yıllarda ana akım medyanın bilgi vermekten çok ikna etmeye çalışan bir yapıya dönüştüğünü öne sürdü. Irak'ın işgali gibi kritik olaylarda resmi medyanın devletler ve büyük şirketlerle daha yakın ilişkiler kurduğunu savunan Mignolo, buna karşılık bağımsız medya platformlarının alternatif bakış açıları sunduğunu söyledi.
Mignolo, sosyal medyanın ise hem olumlu hem olumsuz etkiler taşıdığını, bu mecraların bir yandan düşünmeyi zorlaştırdığını, diğer yandan Gazze'deki gelişmeler gibi birçok olayın dünya kamuoyuna ulaşmasında önemli rol oynadığını ifade etti.
Dekolonizasyonun yalnızca siyasi veya akademik bir mücadele olmadığını vurgulayan Mignolo, medyanın da bu sürecin merkezinde yer aldığını kaydetti.
Mignol, İngilizce'nin günümüzde küresel bilgi dolaşımının temel aracı haline geldiğini belirterek, "İngilizce bugün adeta dolar gibi işliyor. Küresel tartışmalara katılmak için çoğu zaman İngilizce kullanmak zorundasınız." dedi.
"İslamofobiyle mücadele aynı zamanda dekolonizasyon sürecidir"
İslamofobiyle mücadelenin dekolonizasyonun önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Mignolo, Müslümanların kendi anlatılarını kurmalarının da gerekli olduğunu vurguladı.
"Müslümanların yapması gereken şey, İslamofobiyi üreten anlatıyı yerinden etmektir." diyen Mignolo, farklı bilgi üretim biçimlerinin ve alternatif tarih anlatılarının geliştirilmesinin önemine işaret etti.
Mignolo, "Asıl mesele hikayeyi değiştirmektir. Her şey hikayeye nereden başladığınıza bağlıdır. Eğer başlangıç noktanız Batı ise, ortaya çıkan anlatı İslamofobik olacaktır. Ancak başlangıç noktanız İslam olursa, o zaman farklı bir hikaye anlatabilir ve Batı'nın neden İslamofobi fikrini ürettiğini açıklayabilirsiniz." ifadelerini kullandı.
Tek yerleşimci sömürgeci devlet: İsrail
Batı merkezli anlatıların dışında farklı perspektiflerin güç kazanmasının dekolonizasyonun temel hedeflerinden biri olduğunu ifade eden Mignolo, dünyadaki tek yerleşimci sömürgeci devletin şu an İsrail olduğunu söyledi.
Mignolu, "Yerleşimci sömürgecilik olarak sömürgecilik sona erdi ama sömürgecilik her yerde. Şu an tek yerleşimci sömürgeci devlet İsrail'dir." değerlendirmesinde bulunarak, İslamofobinin İsrail'in varlığıyla daha da güçlendiğini, bu durumun kısmen İran meselesini de açıkladığını söyledi.
Sorunun yalnızca İran'ın Müslüman olmasından kaynaklanmadığını belirten Mignolo, İran'ın Batı'nın kurallarına uymaması, geniş petrol kaynaklarına sahip olması ve Netanyahu'nun 'Büyük İsrail' projesinin önünü kesmesinin de bu karmaşık tablonun bir parçası olduğunu kaydetti.
Gazze'de yaşananları açıkça soykırım olarak tanımlayan Mignolo, bu konuda tek sesin kendisi olmadığını, pek çok kişinin de aynı kavramı kullandığını söyledi. Mignolo, 16. yüzyılda yerli halklara ve Afrikalılara yönelik soykırımların tarihsel deneyiminin, bugün yaşananların ne anlama geldiğini kavramaya da katkı sağladığını ifade etti. Uluslararası Adalet Divanı'nın değerlendirmelerine ve insan hakları kuruluşlarının raporlarına da işaret eden Mignolo, alanında saygın çok sayıda akademisyen ve düşünürün de Gazze'deki süreci soykırım olarak nitelendirdiğini sözlerine ekledi.
Mignolo, anlattıklarının sömürge iktidar matrisinin tarihi olduğunu vurgulayarak, bu tarihin 16. yüzyılda nasıl kurulduğunu, zaman içinde nasıl dönüştüğünü ve bugün hala aramızda nasıl yaşadığını anlamanın önemine işaret etti. Dekolonizasyon sürecinin ise her şeyden önce kişinin kendisini anlamasıyla başladığını belirten Mignolo, asıl meselenin hikayeyi değiştirmek olduğunu yineledi.