Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun (TUK) açıkladığı karara göre artık doktora eğitimini tamamlayan veya sürdüren diş hekimleri; Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nda (DUS) taban bir puan almaları ve müfredat zorunluluklarını karşılamaları halinde uzman sayılacak. Kararın onanması diş hekimleri ve diş hekimliği asistanları, öğrencileri arasında büyük tepkiye yol açtı. Türk Diş Hekimleri Birliği’nin (TDB) yaptığı açıklamaya göre DUS’un yılda bire düşmesi ve atamaların azaltılması ciddi bir istihdam sorunu yaratacak. Ayrca uzmanlık sınavı gibi zor bir sınavın doktora programları ile eşdeğer sayılacak olması da diş hekimleri ve adayları için büyük tartışma konusu. Alınan kararı ve yaratılacak sonuçları Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği asistanları ve yeni mezunları ile konuştuk.
‘Gelecek kaygım artmış durumda’
Yeni mezun bir Diş Hekimi, uzmanlık sınavında başarılı olan adayların bile açıkta kaldığını ve doktora programının uzmanlık sınavı ile eş olmadığını anlattı: “DUS sınavını kazanmak ile doktora programına kabul almak ve bu programları tamamlamak arasındaki bariz farklara rağmen bu iki durumun eşdeğer tutulmasını mantık çerçeveme sığdıramıyorum. Başta yeni mezunlar olmak üzere diş hekimlerinin çalışma koşulları ve sektörde yaşanan istihdam krizi açıkça gözler önündeyken 120 soruluk sınavda 95 net yaparak açıkta kalanlara rağmen, sadece birilerinin aldığı kararlarla açılan kadrolar sayesinde doktora programına kabul alan hekimlerin bir tutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Uzmanlık sınavına hazırlanan bir hekim olarak zaten sahip olduğum gelecek kaygım, alınan bu kararla birlikte inanılmaz derecede artmış bulunmakta”.
‘Tüm paydaşların görüşleri alınmalı’
Bir başka yeni mezun, artan üniversite kontenjanları ve belirsizlikler sebebi ile mesleğin icra edilmesinde zorlandıklarını vurguladı ve “Eğitim basamaklarının ve mesleki unvanların netliğinin korunması, hem meslektaşlarımızın emeğinin karşılığını alabilmesi hem de toplumun sağlık hizmetine duyduğu güven açısından büyük önem taşıyor. Bilimsel üretimin ve akademik çalışmanın değeri tartışılmaz. Ancak doktora ve uzmanlık eğitimlerinin farklı yeterlilikler kazandırdığı gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çözüm, bu iki yolu birbirine dönüştürmek değil; her iki eğitim modelinin de kendi niteliğini ve değerini koruyacak düzenlemeler geliştirmektir. Yeni mezun bir diş hekimi olarak beklentim, mesleğimizin geleceğini ilgilendiren bu tür önemli kararların tüm paydaşların görüşleri alınarak, eğitim standartları ve mesleki liyakat ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesidir” dedi.
‘Plansızlığın ve tedbirsizliğin sonuçlarını yaşıyoruz’
Periodontoloji asistan uzmanlık sınavına bir yıl çalışan bir hekim ise “Maalesef plansızlığın, tedbirsizliğin ve sözde akademik kalmak isteyenlerin kendi çalıp kendi oynadığı bu süreçte bir uzman adayı olarak hayal kırıklığı yaşıyorum. Benim uzmanlığı kazanmak için feda ettiğim 1 yılı sözde akademikler için 1 gecede eşitlemek akıl dışı bir harekettir. Uzmanlık demek gecesini gündüzüne katıp aylarca hatta yıllarca çalışmak, günceli ve doğruyu uygulamak ve bütün bunları yaparken de etik davranmaktır. Uzmanlık bazı kesimlerin alıştığı gibi satın alınabilecek ya da masada kazanılabilecek bir ünvan değildir”
Protetik Diş Tedavisi asistanı, doktora yapan bir hekimin yalnızca taban puan alarak uzman sayılmasının doğru olmadığına dikkat çekti: “DUS’a hazırlanmak ve uzmanlık eğitimi almak; emek, rekabet ve ağır klinik sorumluluk gerektirir. DUS bir sıralama sınavıdır; uzmanlık hakkı mutlak puanla değil, kontenjan içinde rekabet ederek kazanılır. Bu nedenle “puanı aldı, uzmanlık hakkı doğdu’ yaklaşımı kabul edilemez. Birçok fakültede liyakat sorunu ve akademik yapıların aile bahçesi haline gelişi, camiada kabullenilmiş bir çaresizlik hâline gelmiştir. Kaldı ki bu güvensizlik çözülse bile COVID döneminde özel sektörde yok pahasına ağır mesailerle çalışırken DUS’a hazırlanan bir hekim olarak, emekle kazanılmış bu unvanın ‘ortalama puan’ hesabıyla dağıtılmasını kabul etmiyorum.”