Sebahattin Ayan İstanbul
Her fırsatta tiyatro, gösteri ve eğlence adı altında yıllardır dinimize yapılan saldırılardan gına geldi. Yeşilçam’da din adamlarını üçkağıtçı, hırsız, açgözlü gibi gösteren seküler zihniyet, şimdi de stand-up ve komedi gösterileri adı altında milletin mukaddes değerlerini ve kutsal kitaplarını alenen hedef alıyorlar. Aralarında Peygamber Efendimizin karikatürünü yayımlayan İslam karşıtı Leman paçavrası, Ayasofya Camii’nde bale yapan Leyla Alaton, Sultanahmet’te bulunan Sultanahmet Cezaevi Camii / Hayyatin-i Hassa Camii’nde skandal fotoğraflar çekinen tasarımcı Eda Taşpınar, katıldığı bir programda Peygamber efendimiz ve Hz. Musa hakkında skandal ifadeler kullanan Egemen Şimşek, ‘Sabotaj’ adlı çift kişilik oyunlarında milli ve manevi değerlerimize hakaret eden oyuncu Bülent Emrah Parlak ve eski TİP Milletvekili Barış Atay’ın skandalları gündemdeki yerini korurken, Deniz Göktaş adlı soytarı geçtiğimiz günlerde video paylaşım platformunda yayımladığı “Ölü Deniz” isimli gösteri videosunda dini değerlere yönelik alaycı ifadeler kullanması bardağı taşıran son damla oldu.
ÖZGÜR ÖZEL SAHİP ÇIKTI
TBMM’deki korsan grup toplantılarına devam eden Özgür Özel, geçmişte Türkiye düşmanları ile iş tutan Gezici haytalara, Silivri’de tutuklu bulunan rüşvetçi tayfalara olduğu gibi sözde mizah adı altında mukaddesatımızı ayaklar altına alan şaklaban Deniz Göktaş’a da arka çıktı. Soytarının islami kesimin gazını almak için ufaktan CHP’ye ve İmamoğlu’na dokundurduğu ifadeler ile Kur’an’a ve dini değerlere yapılan saldırılarını aynı kefeye koyan Özel, “Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım” dedi. Türkiye’nin yüzde 99’unu oluşturan Müslüman nüfusu dini değerlerini aşağılamaya dönük saldırılar artarken, bu küstahlıkların cezasız kalması büyük tepki topluyor.
YAPTIRIM YOKSA HAKARET VAR
Konuyla ilgili gazetemize konuşan Yazar Serkan Üstüner ise, şunları dile getirdi: “Toplumun dini hassasiyetleri üzerinden infial oluşturup şöhret, para ve görünürlük devşirmeye çalışan isimler var. Bunun önüne geçilebilmesi için elbette kanuni değişiklik gerekir. Burada devletin refleks göstermesi gerekir. Çünkü yaptırımı varsa bunu yapamazlar. Bu kadar basit. Bu aymazlığı, bu kendini bilmezliği, ne kadar ideolojik olursa olsun yapamazlar. Alacağı cezayı bilir. Dünyada da bunun örnekleri vardır. Bugün İtalya’da veya Vatikan’da bir sinemada ya da başka bir ortamda Papa’yı eleştirebilirsiniz ama hakaret edemezsiniz. Hakaret ettiğiniz zaman başınıza neler geleceğini herkes bilir. Toplumu, aileyi ifsat eden hadiseler Tanzimat’la birlikte başlamıştır. Edebiyatla, kitapla başlayan bu serüven, teknolojinin gelişmesiyle birlikte özellikle 70’li ve 80’li yıllardan sonra sinemada, daha sonra özel televizyonların kurulmasıyla dizilerde, bugün ise dijital platformlarda devam etmektedir. Bunlar neden konuşulmuyor? Hepsi büyük bir bir sorunun parçalarıdır. Adeta şeytani bir planın parçasıymış gibi bir yerlere yerleştirilmiş durumdalar. Bu son mesele üzerinden konuşup büyük fotoğrafı gözden kaçırmamak gerekir. Hatta belli ideolojik unsurlar, örneğin LGBT gibi uzantılar, senaryoda yer almıyorsa veya kısmen de olsa temsil edilmiyorsa senaryonun kabul edilmediği gerçeği vardır. Bunu konuşmalıyız.”
MUKADDESAT KORUNMALI
Mil Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tahiroğlu da, şöyle konuştu: “Hiç kimsenin, milyonlarca insanın inandığı peygamberlere, ilahi kitaplara ve mukaddes değerlere hakaret etme hakkı yoktur. Buna ifade özgürlüğü demek, özgürlüğü istismar etmek ve hukukun temel ilkelerini çarpıtmaktır. Türkiye’de devletin temel değerlerini, anayasal kurumları ve kamu düzenini koruyan çeşitli hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Peki milyonlarca vatandaşın en kutsal saydığı değerlere yönelik sistematik hakaretler neden aynı hassasiyetle değerlendirilmemektedir? Bu saldırılar bireysel değil, toplumsal barışı tehdit eden eylemlerdir. Bu toplumda mukaddesata hakaret cezasız kalıyor algısını güçlendirmekte. Talebimiz hiçbir din veya inanç grubuna imtiyaz tanınması değil, insanların kutsal kabul ettiği sembollerin hukuk tarafından korunmasıdır. Eleştiri başkadır, hakaret ve nefret başkadır. İnsan hakları; yalnızca konuşma özgürlüğünü değil, insanların inançlarına saygı içinde yaşama hakkını da güvence altına alır. Meclis’e açık çağrıda bulunuyoruz: Toplumun huzurunu bozmayı amaçlayan mukaddesatına yönelik aleni hakaretleri caydırıcı şekilde ceza düzenlensin.”