Bu hafta Kuzeybatı Avrupa’da görülmemiş bir sıcak hava dalgası yaşandı. Ben de Brüksel’deydim. Aslında 35 derece bizim için aşırı sıcak sayılmaz, ama altyapı bu sıcağa göre olmayınca çekilmiyor. Neredeyse hiçbir yerde klima yok. Eskiden buralar serin diye klima taktırmıyorlar sanırdım. “Artık iklim değişti, klima taktırmayı düşünmüyor musunuz?” diye sorunca, “Enerji tüketimini azaltarak çevreyi koruyoruz” cevabını aldım.
Brüksel’den önce de Londra’daydım. Burada, COP Başkanı Sayın Murat Kurum ve TOBB Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımlarıyla kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31 zirvesinin iş dünyası ayağının açılışı yapıldı. TOBB, 2015’teki G-20 zirvesinde yaptığı gibi bu önemli uluslararası organizasyonda da iş dünyası ile resmî müzakereciler arasındaki iletişimi düzenleyecek. Antalya’daki zirvede, aynı G-20’de olduğu gibi, iş dünyası zirvesi liderler zirvesiyle aynı gün yapılacak. Bu arada, 2015 yılındaki G20’de iki zirvenin aynı günde yapılmasını o zamandan beri başka hiçbir ülke tekrar edemedi. COP toplantıları bugüne kadar resmî müzakerecilerin ve orada olmaktan başka bir işi olmayan aktivistlerin elindeydi. Türkiye iş dünyası ve resmî müzakereciler arasındaki iletişime önem vererek işin ciddiyetini artırıyor. Ama maalesef, klimaları kapatarak iklim değişikliğinin önüne geçmek mümkün değil.
AB, yeni bir “ekonomik vatandaşlık tanımı” yapıyor
Londra’daki yuvarlak masa toplantısında küresel iş dünyası liderleriyle, iklim değişikliğiyle mücadele sürecinde iş dünyasının karşı karşıya kaldığı riskleri tartıştık. En önemli risklerden biri, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim politikası adı altında sınırda karbon vergisinden ürün yerelleştirmesine kadar pek çok korumacı politika icat etmesi. AB, çevre, teknoloji ve güvenlik söylemleri üzerinden yeni bir “ekonomik vatandaşlık tanımı” yapıyor. Made in Europe ise bunun son halkası. Türkiye açısından da bu önemli bir risk.
Avrupalı siyasetçiler Çin’in yükselişi, enerji krizi ve Başkan Donald Trump’ın ABD’yi değiştirmesi karşısında panikte. Çareyi teknoloji egemenliği, çevreyi koruma ve enerji bağımsızlığı gibi büyük kavramları siyasileştirmekte buldular. Ancak bu kavramların içini doldurmaya gelince, siyaset yetersiz kalıyor. Örneğin, geçen hafta açıklanan teknoloji egemenliği paketini yazanlar konudan o kadar bihaber ki, Avrupa’nın en gelişmiş teknoloji şirketi, dünyadaki tüm çip üreticilerinin kullanmak zorunda olduğu litografi makinelerinin tekel üreticisi Hollandalı ASML, “bu paket çıkarsa biz batarız!” diye açıklama yaptı.
Anlayacağınız, Avrupalı bürokratlar sürekli yeni regülasyonlar üreterek bu süreci yönetmeye çalışıyor. Ancak Avrupa’nın mevcut saadetini sürdürebilmesi için, mevcut refahı kullanarak keyif sürmek yerine, çalışan ve dinamik bir topluma kavuşması gerekiyor. Fakat Avrupa siyaseti, içinde bulunduğu krize çözüm üretmek yerine göçmen düşmanlığından beslenen bir popülizm sarmalı içinde sıkışmış durumda. Made in Europe, stratejik bir hamle gibi bile görünse de aslında çalışan nüfusu azalan, mevcut nüfusu da tembelleşen Avrupa için oldukça popülist bir hamle.
Bu sene İngiltere’de, seneye de Fransa’da yapılacak seçimleri kuvvetle muhtemel aşırı sağ partiler kazanacak. Hemen belirtelim, Fransız aşırı sağcı lider Marine Le Pen, klimaların açık tutulmasından yana! Almanya’da daha seçimlere üç sene var ve Alman politikası nispeten istikrarlı bir yola oturmuş durumda. Avrupa Birliği’nin geleceği açısından en önemli seçimler tabii ki Fransa’dakiler olacak. Made in Europe tartışmalarında da belirleyici ülke Fransa. Fransızlar şu anda Avrupalı ürün tanımının, ürünün gümrükte kullanılan menşeiyle sınırlı kalmayıp fikri hakların sahipliğinden ihracat kısıtlamalarından bağışıklığa kadar uzanmasını istiyor. Almanlar mesela sadece kamu ihale kriterlerinde mütekabiliyet ile yakın ülkeleri kabul etmeye razı, ama görünen o ki müzakerelerde Almanya pasif davranacak ve Fransa’nın suyuna gidecek. Hoş, Türkiye bu kamu ihalelerine dair Dünya Ticaret Örgütü anlaşmasını henüz imzalamış değil.
3 Nisan 2026 günü yazdığım gibi, Made in Europe konusundaki müzakerelerde bir virgül farklı yere konulursa otomotiv yan sanayi, rüzgâr türbini gibi kritik sanayilerimiz Avrupa pazarının dışında kalabilir. Sonbaharın ortasına kadar Avrupa Parlamentosu, Komisyon ve Konsey arasında müzakereler yapılacak. Şanssızlığımıza bakın ki Avrupa Parlamentosu’ndaki iki raportör de Fransız. Ancak Parlamento en azından vekilleri etkilemenin mümkün olduğu bir mecra. Konsey’deki kararlar ise tamamen kapalı kapılar ardında alınıyor. Hal böyle olunca, Made in Europe ile ilgili esas önemli pazarlıklar Brüksel’de değil de Paris ve Berlin’de yapılacak gibi duruyor.
Şirketlerimiz elini cebine atmaya hazır değil
Avrupa siyaseti içinde bulunduğu çıkmazı aşmak için artık sadece kimin değil, hangi ürünün de Avrupalı olduğunun sınırını yeniden çizerken biz ne yapıyoruz? Maalesef pek bir şey yapamıyoruz! Oysa belirsizliğin ilk olumsuz etkisini BYD yatırımının iptal edilmesiyle gördük. Acilen, Türkiye’den tek bir kişinin bile adının geçmeyeceği, Türkiye’nin Made in Europe içinde kalmasının Avrupa’ya ne kadar menfaat sağlayacağını Alman otomotiv üreticilerinin, İspanyol rüzgâr türbini üreticilerinin, tüketici örgütlerinin ve sendikaların anlatacağı bir gerilla kampanya yapmalıyız. Mesela biri çıkıp demeli ki bu rüzgâr türbini fabrikalarını Türkiye’de değil Danimarka’da kurarsanız, işçi olarak daha çok göçmen getirmeniz gerekecek.
Ne yazık ki böyle bir kampanyayı örgütleyecek kapasitemiz yok. Şirketlerimiz elini cebine atmaya hazır değil. Bu bize mahsus bir durum değil, bir Akdenizli alışkanlığı. Geçenlerde Politico, Avrupa’da en çok lobi harcaması yapan şirketlerin hangi ülkelerden olduğunu açıkladı. Birinci sırada Almanya var. Onu ABD, Fransa ve İngiltere izliyor. Avrupa’nın üçüncü ve dördüncü büyük ekonomileri İtalya ve İspanya ise 10. ve 11. sırada. Biz Akdenizlilerin en sevdiği şey, gezdiğimiz yerlerde eş dostla fotoğraf çekip LinkedIn’e koymak. Oysa marifet karda yürüyüp izini bırakmadan karar alıcıların fikrini değiştirebilmektir. Yeni dönemde Avrupa pazarına erişim fabrikalarda değil, müzakere masalarında, gazete köşe yazılarında ve otel lobilerinde kazanılacak.