Ana içeriğe geç

Eğitim-Sen yıl sonu raporunu açıkladı: 'Kamusal eğitim tasfiye ediliyor'

Eğitim Sen'in yayımladığı yıl sonu raporuna göre, okullar tarikatların laboratuvarı haline getirilirken, bütçe patronlara ve dini kurumlara aktarıldı. Emekçi çocukları ise açlığa ve güvencesizliğe mahkûm edildi.

Eğitim-Sen yıl sonu raporunu açıkladı: 'Kamusal eğitim tasfiye ediliyor'
Evrensel
16

Ankara – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), “2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitim Durumu” adlı yıl sonu raporunu açıkladı. Eğitim Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında; eğitim sisteminin arkasında kronikleşen, yapısal hale gelen ve acil çözüm bekleyen köklü sorunların gölgesini bıraktığının; okulların ticari birer pazar alanına dönüştürüldüğünün, bilimsellikten ve laiklikten uzaklaşıldığının, çocuk yoksulluğunun ve güvencesizliğin derinleştiğinin altı çizildi.

Eğitim Sen’in açıkladığı yıl sonu raporunda; yaklaşık 16 milyon 906 bin öğrencinin örgün eğitimde olduğu ülkede kamusal eğitimin nasıl adım adım tasfiye edildiği şu verilerle ortaya kondu:

  • Ülke genelindeki toplam 74 bin 40 okulun 14 bin 700’ü, yani neredeyse her 4 okuldan biri özel okul statüsünde
  • 2002 yılında özel öğretimin payı sadece yüzde 1,9 iken bugün bu oran yüzde 8’e ulaşarak 4 katından fazla arttı. Devlet, eğitim yatırımlarından kademeli olarak çekilerek veliler özel okullara adeta mecbur bırakıldı.
  • Yaş grupları büyüdükçe okullaşma oranları hızla düşüyor. İlkokulda okullaşma yüzde 95,43 iken lise düzeyinde bu oran yüzde 82,85’e geriliyor. Yaklaşık 954 bin 777 genç ise örgün eğitim sisteminin tamamen dışına itilerek açık öğretime hapsedildi.

Raporun detaylarında okul öncesinde dinselleşme, okullarda ÇEDES ve ideolojik kuşatma; hijyen ve temizlik krizi; çocuk yoksulluğu ve okullarda açlık sınırı; MESEM eliyle devlet destekli çocuk işçiliği ve cinayetleri; anadilde eğitim; okullarda şiddet sarmalı ve eğitimin güvensizleştirilmesi başlıkları bulunuyor.

Okul öncesinde laik eğitim tehdit altında

Rapora göre; MEB istatistiklerinde “Toplum Temelli Kurumlar” adı altında gizlenen ve çoğunluğunu Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı sıbyan mekteplerinin oluşturduğu dini eğitim kurumlarının sayısı 6 bin 459’a yükseldi. Bu kurumlardaki çocuk sayısı sadece bir yıl içinde yüzde 33 artarak 163 bin 26’ya ulaştığı belirtilirken; Eğitim Sen, “4-6 yaş grubundaki sabilerimiz, bilimin ve pedagojinin dışındaki tekçi inanç referanslı yapılara teslim edilmektedir” dedi.

“İktidar okulları bilim yuvası olmaktan çıkardı”

Eğitim Sen’in yaptığı açıklamaya göre, iktidar okulları birer bilim yuvası olmaktan çıkarıp kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda tek din- tek mezhep eksenli birer laboratuvara dönüştürmek istiyor.

Hazırlanan raporda yer alan bilgilere göre;

  • Millî Eğitim Bakanlığı; Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve derneklerle bugüne kadar 672 resmi iş birliği protokolü imzaladı. ‘Ülkü Ocakları’ başta olmak üzere, bu yapıların birçoğunun ismi kamuoyundan ısrarla gizliyor.
  • ÇEDES ve benzeri projelerle imamlar, vaizler okullara ‘Manevi Danışman’ sıfatıyla entegre edildi. Pedagojik formasyonu olmayan kişiler sınıf ortamlarına sokularak rehberlik (PDR) uzmanları geri plana itiliyor.
  • ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı verilen yeni müfredat, evrensel bilimsel gerçekleri dışlayan, laikliği bir engel olarak gören ve sorgulamayan uysal nesiller yetiştirmeyi amaçlayan bir toplumsal mühendislik projesi. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 11,9 milyar TL'den 109,8 milyar TL’ye çıkarılması ise bu ideolojik tercihin en somut kanıtı.”

Çocukların sağlığı tehlikede

Eğitim Sen raporunda bu eğitim döneminde okullardaki temizlik ve hijyen sorunlarının en yakıcı gündemlerden biri olduğunu belirtirken; “Bütçe ve kadro yetersizliği bahane edilerek okullara kadrolu temizlik personeli atanmamıştır. Bazı okullarda tek bir temizlik görevlisi dahi bulunmadığı için sınıflar öğretmenler ve çocuk kollarınca temizlenmek zorunda kalmıştır. Temizlik hizmetlerinin İŞKUR’un TYP veya İUP gibi 9 aylık geçici, güvencesiz programlarına ihale edilmesi, çocuklarımızın sağlığını açıkça tehdit etmektedir” ifadelerine kullandı.

“2026’nın ilk altı ayında 23 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti”

Okullarda açlık sınırının yaşandığının altı çizilen rapora göre, OECD verileri ışığında ülkede her 4-5 çocuktan biri ailesinin yoksulluğu nedeniyle temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. TÜİK verilerinde ise ciddi maddi yoksunluk çeken çocukların oranı yüzde 30’un üzerinde. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) eliyle devlet destekli çocuk işçiliği ve cinayetleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın, MESEM uygulamalarıyla çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştırıldığını ve kurumsallaştırıldığının belirtildiği raporda; sadece 2025 yılında en az 94 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, 2026’nın ilk altı ayında ise şimdiden 23 çocuğun hayatını kaybettiği ifade edildi.

En temel insan hakkı: Anadilinde eğitim

Eğitim hakkının sadece fiziksel binalara erişimle sınırlı teknik bir süreç olmadığı, bireyin kendi kültürel varlığını ve tarihsel köklerini koruyabilmesi olduğu ifade edildi.

Mevcut eğitim sisteminin tekçi ve asimilasyoncu olduğu, Türkçe dışındaki dilleri eğitim sürecinden tamamen dışlayarak çocukların zihinsel ve duygusal gelişimini engellediği belirtilirken; farklı kimliklerin ve dillerin eğitim sisteminde yer bulmasının bir lütuf değil, anayasal güvence altına alınması gereken evrensel bir insan hakkı olduğu ifade edildi. Ayrıca bilimsel, laik ve kamusal bir eğitimin ancak anadilinde eğitim hakkıyla bütünleştiğinde gerçek anlamda demokratik bir nitelik kazanacağı; bu haktan mahrum bırakılan çocuklarımızın, eğitim sisteminde telafisi güç bir adaletsizlikle karşı karşıya kalmakta olduğu belirtildi.

Okulların artık güvenli limanlar olmaktan çıktığının ifade edildiği raporun devamında; “İstanbul’da katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırıların canımızı yakmaya devam etmektedir. 40-50 kişilik kalabalık sınıflar, elenmeye dayalı sınav stresi ve öğretmenin sistematik olarak değersizleştirilmesi şiddeti körüklemektedir. Çözüm okulları polisle doldurarak ‘hapishane modeline’ dönüştürmek değil; PDR uzmanlarının ve sosyal hizmet uzmanlarının koordineli çalıştığı, pedagojik ve sosyal bir kalkan oluşturmaktır” denildi.

Raporda, “Öğretmenlik mesleği dikey olarak bölünmüş; kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi güvencesiz istihdam modelleriyle sömürü derinleştirilmiştir. Bugün devlet okullarında 64 bin 509 sözleşmeli öğretmen güvencesiz çalıştırılmakta ve bu güvencesizliği kabul etmek zorunda kalanların 3'te 2'sini kadın meslektaşlarımız oluşturmaktadır. ‘Ders başı ücret’ mantığıyla asgari ücretin bile altında çalıştırılan ücretli öğretmenlik ise adeta mevsimlik işçiliğe dönüştürülmüştür. Sistemdeki bu çok boyutlu çöküş ve yapısal kriz karşısında Eğitim Sen olarak taleplerimizi açık ve net bir biçimde siyasi iktidarın ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz” denildi.

Eğitim Sen’in yıl sonu raporunda yer alan acil talepleri şöyle:

  • Eğitimin dinselleştirilmesine ve protokollere son verilsin: ÇEDES projesi başta olmak üzere okulları tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getiren tüm iş birliği protokolleri koşulsuz olarak iptal edilmelidir. Eğitim alanı ile inanç alanı birbirine karıştırılmamalı, okullardaki “manevi danışman” uygulamalarına derhal son verilmelidir.
  • “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” derhal geri çekilsin: Bilimsel gerçekleri müfredat dışına iten, laikliği dışlayan ve eğitimi dogmalarla kuşatan bu toplumsal mühendislik projesi iptal edilmelidir. Eğitim müfredatı; tüm toplumun, sendikaların ve bilim çevrelerinin katılımıyla laik, bilimsel ve demokratik bir zeminde yeniden hazırlanmalıdır.
  • Anadilinde eğitim hakkı anayasal güvenceye alınsın: Türkçe dışındaki dilleri dışlayan tekçi ve asimilasyoncu anlayıştan vazgeçilmelidir. Çocukların pedagojik, zihinsel ve duygusal gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı, her çocuğun kendi anadilinde eğitim alma hakkı evrensel bir insan hakkı olarak yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
  • MESEM uygulamaları derhal durdurulsun: Çocuk işçiliğini devlet eliyle yasallaştıran, evlatlarımızı sermayeye ucuz işgücü olarak sunarken canından eden MESEM sömürüsü son bulmalıdır. Mesleki eğitim patronlara kaynak aktarımı için değil; öğrencilerin bilimsel bilgi, çağdaş beceri ve özgür bireyler olarak yetişmesini sağlayacak şekilde pedagojik temelde yeniden yapılandırılmalıdır.
  • “Okulda bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su” sağlansın: Çocuk yoksulluğunun tavan yaptığı bu dönemde bütçe kaynakları sermaye sahiplerine teşvik olarak değil, doğrudan öğrencilerimize bütçe mantığıyla kamusal okullara aktarılmalıdır. Her kademedeki öğrenciye, hiçbir ayrım gözetmeksizin ücretsiz, nitelikli ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyu devlet eliyle sağlanmalıdır.
  • Okullarda kadrolu ve güvenceli temizlik personeli istihdam edilsin: Okulların hijyenini ve çocuklarımızın sağlığını İŞKUR’un TYP veya İUP gibi geçici, taşeron ve güvencesiz programlarına terk eden anlayış iflas etmiştir. Her okulun fiziki yapısına ve ihtiyacına uygun sayıda kadrolu ve güvenceli yardımcı personel istihdamı ivedilikle yapılmalıdır.
  • Mülakat kaldırılsın, tam güvenceli ve kadrolu istihdam sağlansın: Liyakati yok eden, siyasi sadakati esas alan mülakat ve “Milli Eğitim Akademisi” gibi yeni eleme dayatmaları derhal kaldırılmalıdır. Eğitimde hiyerarşi ve bölünme yaratan sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli; tüm öğretmenler kadrolu ve güvenceli istihdam edilerek “Eşit işe eşit ücret ve eşit haklar” ilkesi hayata geçirilmelidir.
  • Okul güvenliğinde “pedagojik kalkan” modeli esas alınsın: Okulları birer “hapishane modeline” dönüştüren polisiye tedbirler veya cezaların artırılması yerine; şiddeti doğuran duygusal ve sosyal süreçleri yönetecek bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Okullardaki Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) uzmanı ile Sosyal Hizmet uzmanı sayısı kapsamlı risk analizlerine göre artırılmalı ve koordineli çalışmaları sağlanmalıdır.
Kaynağa Git

İlgili Haberler