Burada bir gerçeğin altını tekrar önemle çizmek istiyorum. Dünün kavramlarıyla, dünün ideolojileriyle, özellikle de dünün muhalefet tarzıyla bugünün meseleleri anlaşılamaz. Türkiye değişirken, dünya değişirken, dünya sistemlerinde köklü değişimler yaşanırken maalesef bizim muhalefet bunu bir türlü idrak edemiyor. 2026 senesinin Türkiye'sinde hala eski kalıplarla, eski alışkanlıklarla siyasetçilik yapmaya devam ediyorlar. Başlarını öyle bir kuma gömmüşler ki, bırakın dünyayı, ülkemizde ne olup bittiğinden haberleri bile yok.
Şimdi değerli kardeşlerim, biliyorsunuz muhalefet aktörleri yıllarca bizi acımasızca eleştirdiler. Lafa her başladıklarında bizim Libya'da, Suriye'de, Somali'de ne işimiz var diyerek bizi suçladılar. Selçuklu'nun, Osmanlı'nın, kahraman ecdadımızın emaneti olan gönül ve kültür coğrafyamıza sırtlarını döndüler. Ortadoğu bataklığı dışında sınırlarımızın ötesinde yaşayan on milyonlarca kardeşimiz için tek bir cümle dahi kuramadılar. Dünyadaki ve bölgedeki gelişmelere Türkiye merkezli bakmayı bir türlü başaramadılar. Son seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza çıkan zat çareyi Amerika'dan uzman ithal etmekte ararken, onun yerine gelen 5 dakikacık bir görüşme için yabancılar karşısında 40 takla atıyor, adeta yalvarıyor. Daha düne kadar yurt dışına Türkiye'yi şikayet turları düzenliyorlardı. Şimdi bir tanesi çıkmış, kötü siciline bakmadan bizi dış politikada şov yapmakla, tribünlere oynamakla, ülkemizi bölgesel krizlerin mezesi haline getirmekle itham ediyor.
İnanan insan kurduğu cümlelerin neresini düzelteceğini bilemiyor. Bir defa Türkiye, bölgesel krizlerin mezesi değil; işte en son İran savaşında olduğu gibi çözüm çabalarının baş aktörüdür. İkincisi, dış politika şov alanı değil; tecrübe, birikim ve dirayet gerektiren bir uzmanlık alanıdır. Üçüncüsü, biz ne içerde ne dışarda hiçbir zaman tribünlere oynamadık, aksine hep gönüller yapmanın, gönüller kazanmanın derdinde olduk.
Siz birbirinizle koltuk kavgası verirken biz yürüttüğümüz ince diplomasiyle bölgemizdeki çatışmaları dindirmenin kavgasını verdik. Siz birbirinizin kuyusunu kazarken biz elimizle, iğneyle kuyu kazar gibi barışa giden yolun önündeki engelleri kazıdık. Siz kimin hain, kimin işbirlikçi, kimin proje olduğunu tartışırken biz zorlu müzakere masalarında Türkiye'nin hak ve hukukunu savunduk. Aslında bunlara daha önce de söyledim, bugün tekrar ediyorum: Dış politikada bize ders vermek sizin boynunuzu ziyadesiyle aşar. Eskisiyle yenisiyle sizin çapınız buna yetmez.
En iyisi siz bilgi, birikim ve liyakat gerektiren zor konularla uğraşmayın. Gidin, kapasitenize ve kalibrenize uygun işleri kovalayın. Mesela koltuk kapmaca, salon kapmaca oynayın. Eğer becerebiliyorsanız önce şaibesiz bir kurultay yapmayı öğrenin. Daha kavgasız, gürültüsüz tek bir gününüz yok. Bir de çıkıp bize diplomasi dersi vermeye kalkışıyorsunuz. Hani derler ya; bu ne perhiz ne lahana turşusu. Kusura bakmayın ama size bu işten ekmek çıkmaz. Bizim sizin bitmez tükenmez kavgalarınıza ayıracak vaktimiz yok. Biz birilerine laf yetiştirmenin değil, sevgili gençlerimiz başta olmak üzere aziz milletimize hizmet etmenin, şehirlerimizi bünyad etmenin derdindeyiz. İnşallah bu şekilde de yola devam edeceğiz.