Millî İstihbarat Akademisi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye” başlıklı bir rapor yayımladı.
Rapor, uluslararası sistemdeki güç dengelerinin değiştiğini, ABD merkezli düzenin eski belirleyiciliğini kaybettiğini, Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişinin Batı dünyasını yeni bir stratejik arayışa ittiğini kabul ediyor. Raporda, NATO’nun Afganistan ve Libya tecrübelerinin ittifakın sınırlarını ortaya çıkardığını, üye ülkeler arasındaki tehdit tanımlarının farklılaştığını ve Atlantik’in iki yakası arasındaki sorumluluk paylaşımının sürdürülemez hale geldiği belirtiliyor.
Ancak raporun vardığı sonuç, ortaya koyduğu tabloyla çelişiyor. Atlantik sisteminin çözülüşüne ve Asya’nın yükselişine işaret eden çalışma, Türkiye’ye gelişen dünyanın içinde bağımsız bir stratejik konum önermek yerine, NATO’yu ayakta tutacak daha fazla sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyor.

NATO'NUN KRİZİ SAPTANIYOR
Raporda NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki “NATO 2.0” döneminin Afganistan ve Libya’da ciddi sınırlara ulaştığı belirtiliyor. Askeri müdahalelerin siyasi sonuç üretmediği, operasyonların maliyetinin yükseldiği ve ittifakın stratejik odağının dağıldığı kabul ediliyor.
NATO içindeki güven bunalımı da gizlenmiyor. Afganistan’dan çekilme, Libya’da oluşan siyasi boşluk, Ukrayna’ya destek konusundaki anlaşmazlıklar, üye ülkelerin birbirlerine uyguladığı savunma sanayisi kısıtlamaları ve farklı güvenlik kaygıları raporda ittifakın yapısal sorunları arasında sıralanıyor. Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya’yı temel tehdit görürken güney kanadındaki ülkelerin terör, göç, enerji güvenliği ve Orta Doğu’daki istikrarsızlıklara öncelik verdiğine dikkat çekiliyor.
RAPORA GÖRE ÇÖZÜM: DAĞILAN NATO'DA!
NATO'nun krizlerini sıralayan rapor, NATO’nun tarihsel işlevini tamamladığı sonucuna varmıyor. İttifakın karşılaştığı çıkmazlar, “NATO 3.0” adı altında yeni görev alanları oluşturmanın gerekçesi hâline getiriliyor.
Kara, deniz ve hava alanlarının yanına siber güvenlik, uzay, yapay zekâ, kritik altyapılar, enerji hatları, toplumsal dayanıklılık ve hatta “bilişsel güvenlik” ekleniyor. Böylece NATO’nun yalnızca askerî değil, ekonomik, teknolojik, toplumsal ve düşünsel alanları da kapsayan daha geniş bir denetim mekanizmasına dönüştürülmesi savunuluyor.
Başka bir ifadeyle başarısızlık küçülmenin değil, daha fazla genişlemenin gerekçesi yapılıyor.
“KÜLFET PAYLAŞIMI” ADI ALTINDA ABD’NİN YÜKÜNÜ DEVRETME PLANI
Raporun en dikkat çekici bölümlerinden birini “külfet paylaşımı” ve “külfet kaydırma” tartışması oluşturuyor.
ABD’nin ağırlığını Asya-Pasifik’e vermesi nedeniyle Avrupa güvenliğinin mali ve askerî yükünün Avrupalı müttefiklere daha fazla aktarılacağı açıkça belirtiliyor. Buna göre Washington; nükleer caydırıcılık, stratejik istihbarat ve küresel güç projeksiyonu gibi belirleyici alanlardaki denetimini sürdürecek, buna karşılık konvansiyonel savaşın maliyeti, mühimmat üretimi, askerî hareketlilik ve cephe yükü diğer NATO üyelerine bırakılacak.
Bu model eşitler arasında bir görev paylaşımı anlamına gelmiyor. ABD’nin komuta ve karar üstünlüğünü koruduğu, savaşın maliyetinin ise Avrupa’ya ve özellikle güçlü ordulara sahip ülkelere yüklendiği yeni bir hiyerarşi kuruluyor.
Türkiye’ye biçilen rol de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Washington, Çin’i kuşatma stratejisi kapsamında askerî ve ekonomik kaynaklarını Pasifik’e kaydırırken Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Batı Asya’daki boşluğun Türkiye tarafından doldurulması bekleniyor. ABD merkezî karar gücünü elinde tutarken Türk askeri, Türk savunma sanayisi ve Türk ekonomisi Atlantik sisteminin bölgesel ihtiyaçlarına koşulmak isteniyor.
HEDEF: TÜRKİYE’NİN MİLLİ KAPASİTESİNİ NATO’YA BAĞLAMAK
Çalışmada Türkiye, “NATO 3.0’ın ihtiyaç duyduğu müttefik profilinin güçlü ve istisnai örneği” olarak sunuluyor.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin büyüklüğü, Türkiye’nin coğrafi konumu, savunma sanayisindeki ilerleme, insansız hava araçları, radar sistemleri, elektronik harp kabiliyeti, mühimmat üretimi, istihbarat birikimi ve sınır ötesi harekât tecrübesi NATO’ya sağlanan “stratejik katma değer” başlığı altında ele alınıyor.
Rapora göre Türkiye’nin stratejik özerkliği, NATO’dan bağımsızlaşmanın değil, NATO’ya daha fazla katkı sunmanın aracı olmalı. Milli savunma sanayisinin gelişmesi, dışa bağımlılığın azaltılması ve Türkiye’nin kendi bölgesinde inisiyatif alması dahi sonunda ittifakın caydırıcılığını güçlendirecek unsurlar olarak tarif ediliyor.