Kütahya – Zenit Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Kütahya'nın Simav ve Tavşanlı ilçelerinde yürütülen Tavşanlı Altın-Gümüş Madeni projesi, devasa bir kapasite artışına hazırlanıyor. Proje için başlatılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci kapsamında, 25 Haziran 2026 tarihinde İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı gerçekleştirilecek. Şirket, yıllık 1,6 milyon ton olan cevher işleme kapasitesini sabit tutarak pasa miktarını 6,4 milyon tona, toplam yıllık kazı miktarını ise 8 milyon tona çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca fiziki maden alanı büyük oranda genişleyerek 1.027,77 hektara ulaşacak. Ancak projenin kapasite artışı, bölgenin eşsiz doğası, suları ve yerel halkın geleceği için geri dönülemez bir tehdit anlamı taşıyor.
Simav fay hattında siyanür tehlikesi büyüyor
Madenin en büyük risklerinden biri, altın elde etmek için kullanılacak olan siyanürlü "yığın liçi" (açık ortamda siyanürleme) yöntemi. Projenin aktif Simav Grabeni fay hattı üzerinde yer alması, depremsellik riskini had safhaya çıkarıyor. Olası bir deprem sarsıntısında atık alanlarının altındaki jeomembranların yırtılması veya hasar görmesi halinde siyanürün ve arsenik, cıva, kurşun gibi zehirli ağır metallerin toprağa ve yeraltı sularına karışma riski yüksek. Köylüler bu korkunç tehlikeyi "Deprem bölgesi burası, biz nereye gideceğiz?" diyerek dile getiriyor.
"Çeşmelerimizin üzerine toprak yığdılar"
Projenin bölgedeki su kaynaklarına etkileri şimdiden yıkıcı boyutlara ulaşmış durumda. Eğrigöz Dağı, bölgedeki tam 40 köyün su ihtiyacını karşılıyor. Maden çalışmaları sırasında hafriyat ve toprak yığınlarının doğal su kaynaklarının ve çeşmelerin üzerine döküldüğü, bu sebeple bölgedeki tarımsal suların kesildiği yöre halkı tarafından ifade ediliyor. Ayrıca olası bir kimyasal sızıntı durumunda, Gökçeören Deresi üzerinden Emet Çayı'na ve oradan da Susurluk Havzası, Ulubat Gölü ve Marmara Denizi'ne kadar uzanan devasa bir su ağının zehirlenme riski bulunuyor.
Tarımsal üretim, ormanlar ve meralar yok oluyor
Bölge halkının birincil geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık adeta yok ediliyor. Yeni planlanan ÇED sahasının önemli bir kısmı orman arazilerinden oluşuyor. Bölge sakinleri, şirketin şimdiden binlerce çam ve meyve ağacını katlettiğini belirtiyor. Hayvancılık açısından kritik olan meraların maden şirketi tarafından tel çitlerle çevrildiği ve köylülerin girişine yasaklandığı belirtiliyor; yöre halkı isyanını "Köyün her yanını tellediler, mallarımız damda duruyor, yollarımızı kapattılar" sözleriyle aktarıyor.
Biyoçeşitlilik, endemik ve koruma altındaki türler tehdit altında
Eğrigöz Dağı bölgesi, sahip olduğu kızılcık ve çam ormanları, tarihi doğal mağaraları ve yüksek biyoçeşitliliği ile biliniyor. Genişletilmiş açık ocaklar, pasa dağları ve siyanürlü alanlar, bölgedeki orman bütünlüğünü parçalarken, çevrede yaşayan yaban hayatını ve bölgeye özgü bitki ve canlı türlerinin (endemik habitatın) yaşam alanlarını kalıcı olarak tahrip etme riski taşıyor.
Yöre halkının direnişi: Altın istemiyoruz, sağlık istiyoruz
Avcılar, Kavaklı ve özellikle Örencik köylülerinin projeye karşı yürüttükleri yaşam nöbeti 2019 yılından bu yana aralıksız devam ediyor. Topraklarını satmayı reddeden köylülerin arazilerine "acele kamulaştırma" kararlarıyla el konulmak istense de, halk yargı mücadelesinden vazgeçmedi. Şubat 2023'te mahkemeden "yürütmeyi durdurma" kararı alınmasına rağmen, şirket taşeronlarının bölgede hukuksuzca çalışmaya devam ettiği ve ağaç kesimi yaptığı belirtildi. 25 Haziran'da yapılacak kritik İDK toplantısında da yöre halkının tek bir mesajı olacak: "Biz sadece toprağımızı, temiz havamızı, suyumuzu istiyoruz; altın değil, sağlık istiyoruz!".