Ana içeriğe geç

Dijitalleşen üniversitelerin küresel yol haritası: ‘Üniversite 5.0 Çağı’na geçiş

Üniversitelerin uluslararasılaşma stratejilerini kökten değiştiriyor. Artık sınır ötesi eğitim; fiziksel kampüsler veya öğrenci hareketliliğiyle değil, bulut tabanlı platformlar, yapay zekâ destekli öğrenme sistemleri ve küresel erişim sağlayan dijital kayıt kanallarıyla gerçekleşmeye başladı ve hızlanarak devam edecek.

Dijitalleşen üniversitelerin küresel yol haritası: ‘Üniversite 5.0 Çağı’na geçiş
Dünya Gazetesi
16

Işık Üniversitesi PROF. DR. SUAT TEKER

Yükseköğretim dünya­sı, tarihte benzeri görül­memiş bir dönüşüm süre­cinden geçiyor. Dijitalleşmenin hızlanması, pandemi sonrası ye­niden yapılanma ve yeni kuşak öğrencilerin beklentileri, üni­versitelerin uluslararasılaşma stratejilerini kökten değiştiri­yor.

Artık sınır ötesi eğitim; fizik­sel kampüsler veya öğrenci ha­reketliliğiyle değil, bulut tabanlı platformlar, yapay zekâ destek­li öğrenme sistemleri ve küresel erişim sağlayan dijital kayıt ka­nallarıyla gerçekleşmeye başladı ve hızlanarak devam edecek gi­bi. Bu bağlamda gerçekleştirilen ve Işık Üniversitesi doktora me­zunumuz Netkent Üniversite­si Mütevelli Heyeti Başkan Yar­dımcısı Dr. Ali Eşkinat ile ortak­laşa yürüttüğümüz araştırmanın bulguları, söz konusu dönüşü­mün boyutlarını ve yükseköğre­tim kurumları için taşıdığı stra­tejik önemi somut verilerle orta­ya koymaktadır.

Yeni paradigma: Üniversite 5.0

Üniversitelerin bu dönüşü­mün neresinde durduğunu an­lamak için işe iki temel soruyla başlamak gerekiyor: Dijital alt­yapıları ne kadar olgun ve hangi pazarlara ulaşabiliyor? Dijital ol­gunluk dediğimizde bulut mima­risini, yapay zekâ kapasitesini ve platform entegrasyonunu kaste­diyoruz. Pazarlara erişim ise ye­relde kalmaktan küresel ölçek­te yayılmaya kadar uzanan geniş bir aralıkta şekilleniyor. Bir üni­versite bu iki eksende kendini ko­numlandırdığında, önünde dört aşamalı bir yol haritası beliriyor.

İlk aşama için dijital yatkınlık incelenmelidir. Burada kurumlar henüz güçlü bir dijital altyapıya sahip değil ve büyük ölçüde yerel ölçekte faaliyet gösteriyor. Basit öğrenme yönetim sistemleriyle (LMS) yetiniliyor, erişim dar bir çerçevede kalıyor. Dil engeli ve düşük marka bilinirliği de bu dö­nemin en zorlayıcı başlıkları ara­sında yer alıyor.

İkinci aşamada üniversitelerin sınırsız entegrasyona geçişi tar­tışılıyor. Burada, güçlü bir dijital altyapı ve merkezi bir yapı devre­ye giriyor; bulut tabanlı sistemler ve yapay zekâ destekli eş zaman­lı çeviri araçları sayesinde küre­sel erişim artık mümkün. Yine de her madalyonun iki yüzü var: Dö­viz kurundaki dalgalanmalar ve tek bir ülkenin düzenlemelerine bağımlı kalmak bu aşamanın kı­rılgan noktalarını oluşturuyor. Bu aşamada yatırımın getirisinin hesaplanması önem arz ediyor.

Üçüncü aşamada üniversi­telerin sınır ötesi ekosistemle­re entegrasyonu önem kazanı­yor. Ortak diploma programları, Erasmus benzeri uluslararası iş­birlikleri ve kurumlar arası an­laşmalar bu modelin itici gücü. Bununla birlikte farklı tekno­lojilerin bir araya gelmesinden doğan parçalı yapı ve ortaklar arasında uyum sağlama çaba­sı, çözülmesi gereken meseleler olarak masada duruyor.

Son aşama olan yerel uyum­lu küresel ağlar ise tam dijital ol­gunluğu ve küresel ölçekte birbi­riyle uyumlu çalışan ağ yapılarını temsil ediyor. Blok zincir taban­lı diplomalar, yapay zekâ destek­li öğrenme sistemleri ve ulusla­rarası veri uyum mekanizmaları bu aşamanın belirleyici unsur­ları. Ancak burada da işin kolay bir tarafı yok. KVKK gibi veri ko­ruma mevzuatlarına uyum sağ­lamak ve uluslararası akreditas­yon sistemlerindeki boşlukları kapatmak, bu son basamağın en çetin sınavları olarak önümüzde duruyor.

Yeni kuşak için tek geçerli modeli

Dijital üniversitelerin küresel ölçekte büyüyebilmesi, iki şeyin aynı anda buluşmasına bağlı: tek­nolojik olgunluk ve regülasyon­lara hızlı uyum sağlayabilme es­nekliği. Buraya kadar anlatılan bu dört aşamalı model, kurumla­ra önce kendi konumlarını gör­me, ardından hangi alanlara yatı­rım yapmaları gerektiğini netleş­tirme imkânı veriyor.

Artık üniversiteler için sınır ötesi eğitim, yurt dışında bir kam­püs açmaktan değil, sağlam bir di­jital altyapı kurmaktan geçiyor. Üstelik bu yolculuk sıralı adım­lardan oluşan bir çizgi izlemiyor; kurumların aşamaları sırayla geçmesi de şart değil. Dijital alt­yapısı henüz zayıf bir üniversite bile, doğru adımlarla küresel eği­tim ağlarının parçası olabiliyor.

Burada başarının iki ayağı var: Teknolojiye uyum sağlamak ve değişen düzenlemeleri zamanın­da yakalamak. Ama hepsinden önemlisi şu: Yeni kuşak öğrenci­ler, dijital üniversiteleri artık bir alternatif olarak değil, geleceğin tek geçerli modeli olarak görüyor.

Türk üniversiteleri dijitalleşmede nerede?

Türk üniversiteleri için dijital­leşme artık ertelenebilecek bir konu değil. Çünkü bugün küre­sel rekabette öne çıkmanın yolu yeni binalardan değil; bulut alt­yapısından, yapay zekâ destekli öğrenme sistemlerinden ve ulus­lararası geçerliliği olan diploma­lardan geçiyor. Önerilen dört aşa­malı yol haritasının iyi yanı şu: Bunlar tek tek tırmanılması ge­reken basamaklar değil. Bir üni­versite, kendi koşullarına göre bu konumlardan herhangi birinde durabilir ve hatta bazı aşamaları atlayarak ilerleyebilir.

Türk üniversitelerinin çoğu bugün ‘dijital yatkınlık’ konu­munda. Yani çevrimiçi ders veri­yorlar ama bunu daha çok "mev­cut dersi internete taşımak" ola­rak yapıyorlar; dil engeli ve düşük tanınırlık nedeniyle yurt dışın­dan öğrenci çekmekte zorlanı­yorlar. Az sayıda kurum bir adım öteye, ‘sınırsız entegrasyon’ ko­numuna geçebilmiş durumda; bulut sistemleri ve yapay zekâ çe­virisi sayesinde dünyanın her ye­rinden öğrenciye ulaşıyorlar ama döviz kurlarındaki oynaklık ve sıkı YÖK kuralları bu işi zorlaştı­rıyor.

Bir başka grup ise sınır öte­si ekosistemlerde, Erasmus gibi işbirlikleriyle dışa açılıyor fakat her bir kurumun teknolojisi ayrı olduğu için ortak entegre bir sis­tem kurulamıyor. En ileri konum olan yerel uyumlu küresel ağlar ise Üniversite 5.0 vizyonunun Türkiye'deki karşılığı: Blok zin­ciriyle doğrulanan diplomalar ve hem yerel kurallara uyan hem de küreselle konuşabilen ağlar. Bu­raya ulaşmanın önündeki en bü­yük engeller de KVKK gibi veri koruma kuralları ve uluslararası akreditasyondaki eksiklikler.

Türkiye için stratejik öneriler

Türkiye'nin yükseköğretim alanında küresel rekabet gücünü artırabilmesi için, birbirine bağlı dört temel stratejik önceliğin hayata geçirilmesi gerekiyor. Her şeyden önce regülasyon uyumu açısından, YÖK ile uluslararası akreditasyon kurumları arasında etkin bir eşgüdüm sağlanmalıdır. Bu sayede hem ulusal standartlar korunabilecek hem de küresel tanınırlık güçlendirilebilecektir. Bununla eş zamanlı olarak teknoloji yatırımları konusunda bulut bilişim, yapay zekâ ve blok zincir gibi dönüştürücü altyapılara öncelik tanınarak, kurumların dijital olgunluk düzeyleri sistematik biçimde yükseltilmelidir.

Öte yandan, küresel arenada kalıcı bir yer edinebilmek için, Türk üniversitelerinin dijital ortamda güçlü ve özgün bir marka kimliği oluşturması kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir. Son olarak günümüzün ve geleceğin öğrencileri olan Z (1997-2012 arası doğumlular) ve Alfa (2013 sonrası doğumlular) kuşaklarının değişen beklentileri göz önüne alındığında, kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimlerinin tasarlanması hem tercih edilebilirliği hem de öğrenci başarısını doğrudan belirleyecek kritik bir etken olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye’deki üniversiteler, Üniversite 5.0 vizyonunu benimseyerek yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte rekabet edebilir. Dijitalleşme, regülasyon uyumu ve stratejik çeviklik bir araya geldiğinde, Türk yükseköğretimi dünya sahnesinde güçlü bir aktör haline gelebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler