Ana içeriğe geç

Yedek kulübesindeki kuşak: 6,5 milyon genç ne okulda ne işte

TÜİK’in dar tanımlı “başarı” tablolarına rağmen geniş tanımlı işsizlik yüzde 31.5 ile rekor kırdı; Türkiye, Avrupa’da üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizliği geçtiği tek ülke konumuna geldi.

Yedek kulübesindeki kuşak: 6,5 milyon genç ne okulda ne işte
Evrensel
16

İzmir – Türkiye’de diploma, genç nüfus için bir güvenceden ziyade belirsizliğin eşiğinde taşınan bir belgeye dönüşüyor. Yıllar süren eğitimin ardından iş gücü piyasasına adım atmaya çalışan milyonlarca genç; uzayan bekleyişler, güvencesiz işler ve işsizlikle karşılaşıyor. Açıklanan her işsizlik verisi, yalnızca ekonominin değil, gençliğin geleceğine dair umutların da bir göstergesi haline geliyor.

Resmi rakamlar “İşsizlik düşüyor” derken, TÜİK’in mart 2026 verileri incelendiğinde tablo parlak değil. Resmi istatistikler, dar tanımlı işsizliği öne çıkararak bir başarı tablosu sunmaya çalışsa da atıl iş gücü verisi yedek iş gücü ordusunun gerçek yüzünü gösteriyor. Dar tanımlı işsizlik yüzde 8.1’e gerilemiş görünürken, geniş tanımlı işsizliği temsil eden atıl iş gücü oranı yüzde 31,5 ile tarihi zirveye tırmandı. Geniş tanımlı işsiz sayısı ise 12 milyon 850 bin. DİSK-AR verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı iki yılda 3 milyon 300 bin kişi arttı. Son bir yılda eklenen işsiz sayısı ise 1 milyon 185 bin.

Diploma artık bir güvence değil

Türkiye, Avrupa’da üniversite mezunlarının işsizlik oranının genel işsizlik oranını geçtiği tek ülke. 2004-2024 arasındaki 20 yılda Türkiye, tam 12 kez bu “rekoru” kırdı. Yani üniversite diploması, son yirmi yılda genç nüfusa gelecek sunmak bir yana dursun, tam tersi bir etki yarattı.

2024 verilerine göre, aktif iş arayan yükseköğretim mezunu sayısı 1 milyon dolaylarında seyrediyor ve lisans mezunları ortalama 14.4 ay boyunca iş arıyor. Bu süre boyunca genç ne öğrenci ne çalışan; sistemin tabiriyle “beklemede”. Süre 12 ayı geçtiğinde ise “kronik ev genci” olarak kodlanıyor.

Tablo, 24 yaş altı için daha da vahim. 2025’in son çeyrek verilerine göre bu yaş grubundaki üniversite mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 30 sınırına dayanmış durumda. Toplamda 378 bin genç üniversite mezunu işsiz; bunların 267 bini, yani üçte ikisinden fazlası kadın.

6.5 milyonluk bir kuşak: Ne okulda ne işte

Bütün bu tabloyu tek bir rakamda toplayan gösterge NEET; yani “ne eğitimde ne istihdamda” olan gençlerin oranı. Bir düşünce kuruluşu olan TEDMEM’in “bir bakışta eğitim 2025” raporu, Türkiye’yi bu konuda OECD ülkeleri arasında bir numaraya yerleştiriyor. 18-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 31.3’ü ne okula gidiyor ne de bir işte çalışıyor. OECD ortalaması ise yüzde 14.1; yani Türkiye, ortalamanın iki katından fazlasını taşıyor.

Cinsiyet uçurumu burada da kendini gösteriyor: Kadınlarda NEET oranı yüzde 41.6’ya çıkarken erkeklerde bu oran yüzde 22.1’de kalıyor. Ev içi emeğin kadının üzerine yıkılması, istihdama erişimde yaşanan ayrımcılık ve güvenceli iş olanaklarının kıtlığı bu tabloyu kaçınılmaz hale getiriyor.

Rakamı somutlaştırdığımızda durum daha da çarpıcı: 2025’in son çeyreğinde, 15-34 yaş grubundaki 24.1 milyon kişinin tam 6.5 milyonu hem eğitimden kopmuş hem de bir işe giremiyor. Bir önceki dönemde 15-29 yaş bandında 4.75 milyon olan rakam, genişleyen yaş aralığıyla birlikte 6.5 milyona dayanmış durumda.

‘Kronik ev genci’ tanımına reddiye

Medyada sıkça duyduğumuz “kronik ev genci” tabiri, meseleyi yanlış bir zemine oturtuyor. Bu tabir, birikim rejiminin içsel bir sorununu kişisel bir tercihe, hatta bir tembellik haline indirgiyor. Oysa ortada bireysel bir başarısızlık yok; sermayenin ihtiyaç duyduğu, kasıtlı biçimde yedekte tutulan bir iş gücü kitlesi var.

Sermaye birikimini sürdürebilmek için kendi büyüklüğünün üzerinde bir işsizler kitlesine ihtiyaç duyar. 6.5 milyon NEET genci ve yüz binlerce diplomalı işsiz, bireysel hatalar yüzünden bu durumda değil; mevcut birikim modelinin kaldıraçlarından birisi.

Bu ordunun işlevi de açık: Çalışmakta olan işçiye her an “Yerine geçecek biri var” mesajını vermek, ücretlerin enflasyonun gerisinde kalmasına zemin hazırlamak, güvencesiz ve esnek çalışmayı normalleştirmek, sendikal örgütlenmenin önüne engel koymak ve masadaki dengeyi patron lehine kurmak.

Kumar masasına düşen umutlar

İş bulamayan, geleceğe dair somut beklentisi kalmayan gençlerin bir kısmı, hızlı para ve gelecek ümidiyle kumara yöneliyor. Yeşilay’ın verilerine göre, Yeşilay Danışmanlık Merkezine (YEDAM) kumar bağımlılığı nedeniyle yapılan başvurular 2022’de 3 bin 6 iken, 2023’te 3 bin 552’ye, 2024’te 4 bin 798’e, 2025’te ise 5 bin 748’e tırmandı: Üç yılda neredeyse iki kat.

Üstelik başvuranların yüzde 36.7’si 20-30, yüzde 43.4’ü ise 30-40 yaş aralığında; yani bağımlılık tam olarak “üretken” yaş grubunu vuruyor. Danışanların yüzde 34.3’ü 18 yaşından önce, yüzde 42.8’i ise 18 ile 25 yaş arasında kumara başlamış.

Kumara sürüklenenlerin “eğitimsiz” olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı. YEDAM verilerine göre danışanların yüzde 13’ü lisansüstü, yüzde 22’si ise üniversite mezunu. Emeğin değersizleştiği yerde “şans” bir telafi mekanizmasına dönüşüyor. Kaybedilen her parayla birlikte umut küçülüyor, borç büyüyor ve yasa dışı ilişki ağlarına bağımlılık derinleşiyor.

Çete, suç ve sokağın çağrısı

Geleceksizlik, bir kesim genci de doğrudan suç ekonomisine itiyor. 2021’de 134 bin 464 olan suça yönelmiş çocuk sayısı, 2022’de yüzde 31’lik sıçramayla 176 bin 128’e, 2023’te ise 177 bin 174’e çıktı. Son on yıllık dönemde bu artış yüzde 17.47’yi buluyor.

Büyükşehirlerde gençlerin çeteleşme eğilimi artık gözle görülür bir olgu. Yapılan çalışmalar, Gazi Mahallesi, Küçükçekmece ve Bağcılar gibi bölgelerde örgütlenen grupların, gençleri hem ekonomik kazanç vaadiyle hem de ait olma duygusuyla çektiğini gösteriyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün verilerine göre, yalnızca 2022-2023 döneminde İstanbul ve Ankara’da 150’den fazla silahlı çatışma ve yaralama olayında gençler doğrudan rol aldı.

Geleceği elinden alınan bir kuşağın yasa dışı ekonomiye yönelmesi, bireysel bir sapmadan ziyade yapısal bir çıktıdır. Alın teriyle geçim kapıları yüzüne kapanınca, bazı gençler için geriye kalan tek “iş imkanı” sokağın sunduğu oluyor.

İntihar istatistiklerinde gençlik öne çıkıyor

Tüm bu tablonun en ağır sonucu intihar rakamlarında karşımıza çıkıyor. TÜİK verilerine göre intihar vakaları en çok genç yaş gruplarında yoğunlaşıyor. 2024 yılı verilerine göre intihar edenlerin yüzde 13.7’si 25-29, yüzde 13.1’i 20-24, yüzde 12.4’ü 30-34, yüzde 8.9’u ise 15-19 yaş aralığında. Yani intihar edenlerin neredeyse yarısı 35 yaşın altında.

2020’de 3 bin 710 olan intihar sayısı, 2021’de 4 bin 194’e, 2022’de 4 bin 218’e yükseldi; 2023’te 4 bin 89’a hafif bir gerileme yaşansa da 2024’te sert bir sıçramayla 4 bin 460’a çıktı. Kaba intihar hızı da yüz binde 4.45’ten 5.22’ye tırmandı. Bu, ölçümün başladığı tarihten bu yana kaydedilen en yüksek seviye.

TÜİK’in en güncel resmi açıklaması hâlâ 2024 yılına ait ve bu veriler geçen yıl haziran ayında duyurulmuştu. 2025 yılına ait tam yıl verisinin, kurumun takvimi gereği 2026 yılının ortasında açıklanması bekleniyor.

Bir başka çarpıcı nokta ise intihar nedenlerinin sınıflandırılma biçimi. 2024’te intihar edenlerin yüzde 21.8’inde “Neden belirlenemediği” kayda geçmiş. Yüzde 36.8’i ise “diğer” başlığı altında toplanmış. İki kategori birleştiğinde oran yüzde 58.6 oluyor; yani her on intihardan altısının gerçek nedeni resmi kayıtlarda görünmüyor. Bu büyüklükte bir “bilinmeyen” alan, sınıfsal gerçeğin örtbas edildiğinin bir göstergesi olarak okunabilir.

Kilidin anahtarı bunlar mı?

Bu tabloyu hazırlayanlar, onu bir kader gibi sunmaya; “gençlik böyle”, “kuşak farkı”, “dijital çağın bedeli” gibi açıklamalarla meseleyi bireyselleştirip sınıfsal kökeninden koparmaya çalışırlar. Oysa bekleme odasının kapısını dışarıdan kilitleyen bir el var; o kapıyı zorlayacak olan da bu odada bekleyenlerin kendisidir. Üniversite kapısında, fabrika önünde, sokakta öfkesini örgütlü bir sese dönüştürebilen her kuşak, kaderine yazılanı bozmuştur.

Bugün NEET istatistiğinde bir rakam olarak görünen genç, yarın emekçilerin talepleriyle aynı sofrada buluştuğunda bambaşka bir özne haline gelebilir. Çünkü bu ülkede güvencesizliğe mahkum edilen genç de asgari ücrete çakılan işçi de aynı çarkın farklı dişlileridir. Birinin mücadelesi diğeriyle birleşmeden kendi kurtuluşunu bulamaz. Bekleme odasının kapısını açacak anahtar ne bir CV’de ne bir bahis kuponunda ne bir çetede saklı; o anahtar, aynı çarkta öğütülürken omuz omuza durmayı bilenlerin elinde.

Kaynağa Git

İlgili Haberler