Ana içeriğe geç

Murat Ülker’den ‘Tırışkadan İşler’ analizi

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, antropolog David Graeber'in Tırışkadan İşler adlı kitabını yorumladı. Yapay zekanın bazı işleri üstlenebileceğini ifade eden Ülker, ancak yapay zekanın insan yerine alamayacağını söyleyerek, çalışanların asıl odaklanması gerekenin işletmeye değer katan işler olduğunu ifade etti.

Murat Ülker’den ‘Tırışkadan İşler’ analizi
Yeni Akit Gazetesi
16

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, “Tırışkadan iş derken, neden bahsediyoruz? Başlıklı yazısında David Graeber'in Tırışkadan İşler değerlendirdi. Yapay zekanın şirketlerdeki verimlilik meselesini ele alan Ülker, üretken yapay zekânın rutin işleri devralarak çalışanların daha stratejik alanlara yönelmesini sağlayacağını söyledi.

İŞTE MURAT ÜLKLER’İN YAZISININ TAMAMI

Sıradan bir gün kalktınız, hazırlandınız ve işe geldiniz, masanıza oturdunuz, bilgisayarınızı açtınız, mailinizi kontrol ettiniz. Birkaç tanesine kısa yanıtlar yazdınız, gerisi sonra bakılmak üzere bekliyor. Saat onu gösterdiğinde bir toplantıya girdiniz. On bir buçukta masanıza döndünüz, bir rapor açtınız, birkaç satır yazdınız, sonra bir süre ekrana baktınız. Öğleden sonra bir tane daha toplantı var, sanki dünkünün devamı; dünkü de öncekinin devamı gibi, araya birkaç mail daha sıkıştırdınız, bir Excel dosyasını açıp kapattınız, bir iş arkadaşınızla koridorda karşılaşıp kısa bir sohbet ettiniz. Saat beşte bilgisayarınızı kapattınız ve eve döndünüz. Yolda kendinize ne sordunuz, bilmek mümkün değil, ama yazarımız şunu soruyor: Bugün gerçekten ne yaptınız? Yaptığınız şeyin bir karşılığı var mıydı? Daha doğrusu, yaptığınız iş yarın yok sayılsa fark eden olur mu?

Kendinize bu soruyu sormak çok rahatsız edici, çünkü çoğumuz hayatımızın önemli bir kısmını işte harcıyoruz ve bunun bir anlamı olmalı!

Yaptığımız işin bir yararı olduğunu, hayatta bir fark yarattığını düşünmek istiyoruz. Ama öyle değilse, somut bir katkısı yoksa hatta gereksizse…

David Graeber’in Bullshit Jobs: A Theory yani Tırışkadan İşler kitabı bununla ilgili; milyonlarca insanın yapmasına gerçekten ihtiyaç olmayan işler neden var, toplum neden sorgulamıyor. Graeber, London School of Economics’te antropoloji profesörlüğü yapmış, aynı zamanda Occupy Wall Street hareketinin kuruluşunda aktif rol üstlenmiş bir akademisyen ve aktivist. 2020 yılında, onu 59 yaşında kaybettik. Tırışkadan İşler, onun en çok yankı uyandıran eserlerinden biri, bizde ve dünyada birçok baskısı var, en son baskı 2025.

Kitabın hikayesi 2013 yılına, yani covid19 salgının öncesine dayanıyor. Evden, yerinden uzaktan çalışmaktan bahsetmiyor, ama tırışkadan işler her kategoride var. Graeber radikal bir dergi olan Strike! için On the Phenomenon of Bullshit Jobs, yani Tırışkadan İşler Olgusu Üzerine bir deneme yazıyor kitap olarak ise 2019’da yayımlanıyor. İnsan kaynakları danışmanları, iletişim koordinatörleri, halkla ilişkiler araştırmacıları, finansal strateji uzmanları, şirket avukatları gibi işleri sayan Graeber: Bunlar tam olarak ne yaptıkları anlaşılmayan; hatta bazen iş görenlerin kendileri tarafından bile açıklanamayan pozisyonlar. Bu işler gerçek mi, yoksa bu işleri görenler de gereksiz olduğunu mu düşünüyor?

Bugün durum çok daha vahim; işi bir yapay zekâ daha hızlı, hatasız ve ucuza yapınca nolacak? İşler ortadan kalkacak mı? Yapay zeka modelleri daha çok Graeber’in dediği gibi anlamsız ve fark yaratmayan yani gereksiz, ama kolayca otomatikleştirilebilen, çoğu zaten içi boşalmış, tekrar eden, görünürde iş olan faaliyetleri hedef alıyor.

Graeber’in kitabı makalesinden 5 yıl sonra 2018 yılında yayınlandığında büyük yankı uyandırıyor, birkaç hafta içinde bir milyonun üzerinde okunuyor, on iki dile çevriliyor.

Beyaz yakalı profesyoneller, isimsiz mesajlarla Graeber’e ulaşıp işlerinin ne kadar anlamsız olduğunu anlatıyorlar. YouGov araştırma şirketi, İngiliz çalışanların yüzde 37’sinin işlerinin dünyaya anlamlı bir katkı sunmadığı bulgusuna ulaşan bir anket yapıyor. Hollanda’da yapılan benzer bir ankette bu oran yüzde 40’a çıkıyor. Graeber bir milyonun üzerinde insanın hissettiği bir duyguyu yazmış.

Bugün LinkedIn’de, Reddit’te, hatta kurumsal WhatsApp gruplarında insanlar işimi YZ zaten yapabiliyor diyorlar; özellikle içerik üretimi, müşteri hizmetleri, veri raporlama ve hatta bazı hukuk metni hazırlama süreçlerinde çalışan beyaz yakalılar, kendi rollerinin aslında bir tür ara yüz olduğunu fark ettiler.

Madem bu kadar kişi bu hissi paylaşıyordu, neden kimse bu konuyu daha önce açıkça konuşmuyordu diye sorabilirsiniz. Belki de bir tabu yıkıldı, çünkü insanlar gerçekte ne hissettiklerini, en azından kamusal alanda, söyleyemiyormuş.

Graeber, neoliberal serbest piyasa ideolojisinin aslında ekonomik bir proje olmaktan çok siyasi bir proje olduğunu savunan biri. Altmışlı yıllarda kampüslerde yaşanan toplumsal hareketliliğin bir daha tekrarlanmaması için, güvencesiz ve aşırı çalıştırılan bir iş gücü yaratmanın, iktidar sahipleri açısından oldukça işlevsel olduğunu söylüyor. Ekonomik olarak pek de parlak sonuçlar vermemiş olabilir ama siyasi olarak mükemmel; anlamsız işlerin çoğalmasına kimsenin müdahale etmemesinin de sebebinin bu olabileceğini ekliyor.

Graeber: “Kendilerini daha işe yarar bir şeyle meşgul etmeyi tercih edecek herkese” diyerek başlamış kitabına. Mesela ben sonuç odaklı düşünür ve sonuç odaklı çalışırım; diğerleri düşünene kadar test eder, uygularım. Eğer çalışıyorsa devam ederim. Böylece tırışkadan kaçınırım. Yazarımızın her söylediğine katılmıyorum, hatta bazı argümanlarının karşısında duruyorum; lakin okuyan herkesin kafasında önemli birtakım soruları canlandıracağından hiç şüphem yok!

Tırışkadan İş Kavramı

Tırışkadan iş deyince kavramı sağlam bir çerçeveye oturtmalıyız. Mesela, Alman ordusunda bir asker, bilgisayarını koridorda iki oda ötesine taşıyacak. Askerin en temelde yapması gereken, bilgisayarı kucağına alıp yürümek. Ama sistem böyle işlemiyor. Asker bir form dolduruyor, form bilişim taşeronuna gidiyor, bilişim taşeronu onaylayıp lojistik firmasına iletiyor, lojistik firması talebi taşeron şirkete gönderiyor. Eksper taşeron araç kiralıyor, kışlaya gidiyor, bilgisayarın fişini çekiyor, kutuya koyuyor, kutuyu mühürlüyor, lojistik firmasından birisi kutuyu iki oda öteye taşıyor; eksper kutuyu açıyor, bilgisayarı bağlıyor, formları dolduruyor, imzaları topluyor, kiralık aracıyla evine dönüyor ve evrak dosyasını kargoluyor. Askerin kendisinin iki oda öteye yürüyerek halledebileceği bir iş için iki kişi toplam altı ila on saat çalışıyor, on beş sayfa evrak dolduruluyor ve vergi mükellefinin cebinden dört yüz euro çıkıyor.

Örnekte neredeyse hiç kimse orduda çalışmıyor, teknik olarak hepsi özel sektör çalışanı. Bir zamanlar her ordunun kendi iletişim, lojistik ve personel birimleri vardı; artık çoğu şey verimlilik adına özel sektöre devredilmiş durumda.

Tırışkadan İş Tanımı

Tırışkadan iş, işi yapanın bile bu işin varlığını gerekçelendiremeyeceği kadar anlamsız, gereksiz ya da zararlı bir ücretli istihdam biçimidir; üstelik çalışan, istihdam koşulları gereği durumun böyle olmadığını iddia etmek zorunda hisseder. Anlayacağınız üç koşul bir arada. Anlamsızlık, farkındalık ve “mış gibi yapma” zorunluluğu. Tabii ki bu bizdeki ATM Çalışanlarını da kapsar.

Yapay zeka bir iş yok edici değil; bir anlam testidir. Bir iş yalnızca “mış” gibi yapmaktan ibaretse yapay zeka onu görünür kılar ve gereksizliğini açığa çıkarır. İş gerçekten toplumsal değer üretiyorsa, yapay zeka onu ortadan kaldırmaz; aksine güçlendirir. Örneğin; haftalık rapor hazırlayan bir çalışan düşünün. Eğer bu rapor gerçekten karar vermeyi etkiliyorsa, yapay zeka bu süreci hızlandırır. Ama kimsenin okumadığı bir raporsa, o pozisyonun anlamsızlığı ortaya çıkar.

Tanım gereği bir işi tırışkadan iş yapan şey, işi yapan kişinin iç dünyasında yaşanıyor. Peki, işi yapan kişi gerçekten en doğru yargıya sahip olan kişi midir? Herhangi bir kurumda birkaç yıl çalışmış birisi, o kurumun nasıl işlediğini, kendi emeğinin nereye gittiğini ve gerçekten bir şeye katkı sunup sunmadığını gayet iyi bilir, bilmelidir; katılıyorum. Bu yüzden bir çalışan, benim işimin bir anlamı yok diyorsa, çoğu durumda oldukça geçerli ve güvenilir bir değerlendirmedir.

Bugün birçok şirket, çalışanlarının ekran başında geçirdiği zamanı değil, ürettiği değeri ölçmeye çalışıyor. Artık bir çalışanın meşgul görünmesi ile değer üretmesi arasındaki fark çok daha net; YZ’nin gösterdiği gerçeklik bunu zorunlu kılıyor. Örneğin müşteri şikayetlerinde, basit soruları YZ çözerken, insan karmaşık ve duygu gerektiren durumlarda gerekli! İşiniz standart cevap vermekse, siz çalışıyor muydunuz, yoksa yavaş, verimsiz bir algoritma mı?

Graeber, en tepedekilerin etrafını yaptıklarının ne kadar harika olduğunu anlatan danışmanlar, düşünce kuruluşları sarar, diyor. Artık bir yankı odasında yaşarsınız, kendi propagandanıza inanırsınız. Ama tepedekilerin tırışkadan iş yaptığını söylemek doğru değil, çünkü onlar işlerinin anlamsız olduğunu düşünmüyorlar, ama bu ne kadar etik!

Tırışkadan işlerde genelde iyi maaşlı, prestijli beyaz yakalılar çalışıyor; saygı görüyor, uzman profesyonel muamelesi yapılıyor, başarılı insanlar olarak değerlendiriliyorlar. Ama yaptıkları şeyin bir anlamı olmadığını da biliyorlar. Bilakis temizlikçi, çöpçü, bakıcı gibi işleri yapanlar çoğu zaman horlanıyor, düşük ücret alıyor, kötü muameleye maruz kalıyor. Ama yaptıkları işin toplumda bir karşılığı olduğunu biliyorlar. Bu onları onurlandırıyor. Birinde insan, toplumda saygı görüyor ama işinin içi boş; diğerinde gerçek bir iş yapıyor ama bu iş piyasa ve toplum tarafından değersizleştirilmiş. İkisi de sıkıntılı, bir de en kötüsü var. Sibirya’daki sürgünde Dostoyevski’ye göre bir insanı hiçe indirmenin, en azılı suçluları bile çökertecek bir ceza tasarlamanın en etkili yolu, ona tamamen faydasız, hatta absürt bir iş yaptırmak, mesela suyu bir kaptan diğerine boşaltmak, kumu bir yerden alıp başka yere taşımak, sonra aynı şeyin tersini yapmaya devam etmek… İnsan böyle aşağılanır ve işkence edilirse ölmeyi yeğler veya tekrar suça yönelir. Tırışkadan işler, can sıkıcı olmanın ötesinde, gerçekten bireyi tahrip edici!

Yapay Zekâ Çağında İlahi Adalet

Temizlikçi, çöpçü, bakıcı gibi sıkıcı ama gerekli işlerde insan emeğine ihtiyaç duyulurken; iyi maaşlı ama anlamsız işler hızla otomasyona uğruyor. Belki tarihte ilk kez, toplum için gerekli işler değil; prestijli ama içi boş işler büyük risk altında. Bu da modern kapitalizmin değer sistemini oldukça rahatsız edici, değil mi?

Palantir CEO’su Alex Karp’a göre otomasyon arttıkça iki grup çalışan daha güvende:

1) Elektrikçiler, tesisatçılar, teknisyenler gibi sahada çalışanlar: Bu işlerin doğası fiziksel varlığa, istisnai durumlarda karar verebilme becerisine ve yapay zekânın hâlâ zorlandığı karmaşık gerçek dünya koşullarına sahip.

2) DEHB, otizm, disleksi gibi farklı bilişsel yapılara sahip doğrusal düşünmeyen bireyler: Standart kalıpları takip etmezler. Problemleri yeniden çerçeveler, örüntüleri farklı görür ve öngörülebilir mantığın dışında hareket ederler.

Yapay zekâ kodlama, yazı yazma ve analiz gibi alanlarda yaygın kullanıldıkça fiziksel işler ve alışılmadık düşünmek “değer” kazanmaktadır. https://fortune.com/2026/03/24/palantir-ceo-alex-karp-two-people-successful-in-ai-era-vocational-skills-neurodivergence-gen-z-career-advice/

Kamu sektörü mü, özel sektör mü?

Tırışkadan iş kavramını ilk kez duyan birinin aklına genelde devlet daireleri gelir. Serbest piyasada bu verimsizliklerin ortadan kalkacağı varsayılıyor. Bunun geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiği ve serbest piyasa reformlarının bürokrasiyi çoğu zaman artırdığını savunuyor, Graeber.

Tamamen veya Kısmen Tırışkadan İşler

Gerçek hayatta tamamen siyah veya tamamen beyaz durumlar nadirdir. Graeber’e göre neredeyse her iş bir miktar anlamsız unsur barındırır. Amerikan ofis çalışanlarının asıl görevlerine ayırdıkları süre 2015’te %46 iken, 2016’da %39’a düşmüş; mailler, verimsiz toplantılar ve idari işler artmış. Üstelik hemşireler gibi toplum için hayati öneme sahip meslekler de bu tırışkadanlaşmadan nasibini alıyor; bazı hemşireler zamanlarının yüzde seksenini evrak işleri ve toplantılarla geçirdiklerini söylüyor.

Graeber, işlerin yüzde 37 ila 40’ı tamamen tırışkadansa ve geriye kalan ofis işlerinin de en az yarısı anlamsız faaliyetlerle doluysa, toplumda yapılan işlerin en az yarısı bir fark yaratmadan ortadan kaldırılabilir hesabını yapıyor. Hatta bu rakamın muhtemelen daha yüksek olduğunu söylüyor; çünkü hesaba “ikinci dereceden tırışkadan işler”, yani tırışkadan işlerin varlığını desteklemek için var olan gerçek işler dahil edilmemişmiş.

Bence işin anlamlı bir katkısı yok demek ile bu pozisyon ortadan kalksa hiçbir şey değişmez demek aynı şey değildir. Graeber’in burada meselenin ciddiyetini ve ölçeğini hissettirmek için rakamları uç noktaya taşıdığını düşünüyorum. Rakamın kendisinden çok, işaret ettiği mesele üzerinde düşünmek daha sağlıklı olacaktır.

Tırışkadan İşlerin Anatomisi

Graeber, 2013’teki makalesinin ardından internette başlayan tartışmalardan 124 kişisel tanıklık toplamış; ardından 2016’da Twitter üzerinden açık çağrı yaparak 250’den fazla yeni tanıklık daha derlemiş. Tek paragraftan 11 sayfalık dokümanlara kadar uzanan bu tanıklıklar, toplamda yüz on bin kelimeyi aşan bir veri tabanı oluşturmuş. İstatistiksel analize uygun olmasa da niteliksel bir araştırma için epey yeterli bir örneklem toplamış. Üstelik Graeber, pek çok tanık ile uzun sohbetler yürütmüş, takip soruları sormuş. Yazar, sınıflandırmayı kolektif bir çalışmanın sonucu olarak görüyor; bu yaklaşımı da bir antropolog için oldukça tutarlı bakıldığında…

Graeber beş temel kategori tanımlıyor:

Emir erleri
İnfazcılar
Yamacılar
Kutu doldurucular
İş yığıcılar
Yanlış anlaşılmasın, bu kategoriler birbirinden keskin çizgilerle ayrılmıyor; bazen iç içe geçiyor, bileşik formlar oluşturuyor, hatta aynı kişi farklı dönemlerde farklı kategorilere kayabiliyor. Ama her birinin kendine özgü bir mantığı, kendine özgü bir absürtlüğü ve kendine özgü bir sorunu var.

Emir Erleri

Tırışkadan işlerin belki de en eski ve en yaygın biçimi, birinin önemli görünmesini sağlamak için var olan pozisyonlar; Graeber bunlara emir erleri diyor. Tarih boyunca güç sahibi insanlar çevrelerini hizmetkarlarla, maiyet erleriyle, dalkavuklarla doldurmuş. Viktorya döneminde İngiliz aristokratlarının yanında koşan, yol üzerindeki çukurları kontrol etmekle görevli üniformalı uşaklar varmış; işe yaramazlıkları bile bir statü göstergesiymiş o dönemde. Çünkü gerçekten hiçbir işe yaramayan birini istihdam edebilmek, gücün ta kendisiydi diyor yazar. Mesela, her şirkette resepsiyoniste ihtiyaç olmayabilir. Ama resepsiyonda birini tutmayan bir şirket, ciddi bir şirket gibi durmuyor, değil mi?

Bir emir erinin varlığı bazen gerçek bir görevden çok sizi ciddiye almaları için birileri orada oturmalı, sizin adınıza telefon açmalı, sizin programınızı yönetmeli gibi algılanıyor. Siz ben bu işlerle uğraşmayacak kadar önemliyim mesajını veriyorsunuz. İyi tasarlanmamış organizasyon şemalarında yöneticinin ne kadar önemli olduğunu altındaki insan sayısıyla ölçme hatası yapılır.

Fedailer

Fedai kategorisini tırışkadan yapan şey, bu işleri yapan insanların büyük bir kısmının, yaptıkları şeyin topluma bir katkısı olmadığını bilmesi; hatta yaptıklarının topluma zarar verdiğini hissetmesidir.

Mesela çağrı merkezi çalışanlarının işlerini tırışkadan bulmalarının sebebi insanları kandırmak, baskı altında tutmak ve ihtiyaçları olmayan şeyleri satmak zorunda kalmak. Ücretsiz hizmet vaadiyle başlayan ve otomatik yenilenen ücretli aboneliklere dönüşen satış süreçleri, yaşlı insanları veya teknolojiyi bilmeyenleri hedef alan destek hizmetleri… Yazar fedailerin merkezinde, saldırganlık ve aldatmanın yattığını söylüyor.

Yamacılar ve Kutu Doldurucular

Yamacılar organizasyondaki yapısal bir aksaklığın kök nedenini saptayarak çözmek yerine, sürekli olarak yama yapmakla görevlidirler. Kutu doldurucular ise bir kurumun gerçekte yapmadığı bir şeyi yapıyormuş gibi göstermesini sağlayan pozisyonlardır. Graeber bunları sistemin kendi kendini kandırma mekanizmasının parçası olarak tanımlıyor.

İş yığıcılar

Graeber, beşinci kategoriyi en az tanıklık toplayabildiği ama etkisi en geniş olan kategori olarak tanımlıyor ve iş yığıcıları iki alt tipe ayırıyor. Birinci tip, iş dağıtan ve kendisi olmasa da işlerin gayet iyi yürüyeceğini bilen yöneticiler. İkinci tip başkaları için tırışkadan görevler üreten, denetleyen, hatta yepyeni tırışkadan pozisyonlar yaratan insanlar, büyük bir sorun.

Detaylı örnekleri kitaptan okuyunuz.

Karmaşık Bileşik Tırışkadan İşler

Graeber oldukça çarpıcı bir hesap yapmış. İşlerin %37’si tamamen tırışkadansa ve geriye kalan yüzde 63’ün de yüzde 37’si tırışkadanı desteklemek için varsa, toplam iş gücünün yarısından fazlası geniş anlamıyla tırışkadan sektöre düşüyor. Buna bir de anlamlı işlerin içindeki tırışkadan unsurları ekleyin; ofis işlerinde bu oran en az yüzde elli. Bir de herkes bu kadar çok çalıştığı için var olan yan sektörleri düşünün; gece yarısı pizza teslimatçıları, köpek yıkama servisleri…

Bu rakam provokatif, eleştirilebilir ve kesin bir bilimsel iddia olarak ele alınmamalıdır; ama meselenin büyüklüğünü ve önemini gösteriyor. Toplumun çalışma yapısında köklü bir sorun var.

Tırışkadan İşlerde Çalışmanın İnsana Etkisi

Anlamsız bir işe her sabah kalkıp gitmenin, zamanınızın bir işe yaramadığını bilmenin, üstelik bunu kimseye söyleyememenin bedeli nedir?

Bazısı için bu pozisyonun mükemmel olduğu düşünülebilir. Ama Graeber’in topladığı yüzlerce tanıklık, bu insanların mutsuz, hatta depresyonda olduğunu gösteriyor. Kendilerini değersiz hissediyorlar, işe giderken ayakları sürüyor; üstelik birçoğu, neden bu kadar kötü hissettiklerini kendilerine açıklayamıyor. Yazarımız bu noktada, tırışkadan işlerin insana ne yaptığını sorguluyor. Bunu yaparken manevi şiddet kavramını kullanıyor; çünkü ona göre mesele sadece can sıkıntısı ya da motivasyon eksikliğinden çok daha derindedir. İnsanın kendini bir birey olarak hissetmemesidir.

1901’de Alman psikolog Karl Groos, dünyada bir şeyi de ben yaptım diye hissettikten sonra oluşan bu duyguya “sebep olmanın hazzı” adını vermiş. Birey bir şeye sebep olabilendir. Bu hazzı kaybeden insan, zamanla kendini de kaybeder.

Zamanınız Kime Ait?

Graeber, modern iş dünyasındaki zamanını satma olgusunun, dünyada bugüne kadar yaşamış pek çok insana epey tuhaf geleceğini söylüyor. Orta Çağ’da bu fikre tüm Roma hukukçuları şaşırırdı. Ama yavaşça gerçekleşti değişim. Fabrikalar mesai saatlerini kaydetmeye, işçiler giriş çıkış saatlerini belgelemeye başladı. Püriten vaizler zamanı iyi kullanmak ahlaki bir görev diyorlardı. İşçiler de bu anlayışı giderek benimsiyordu. Zamanla işçiler saat başı ücret, sekiz saatlik iş günü, fazla mesai hakkı gibi taleplerde bulunmaya başladı. İşte tam da bu noktada boş zaman talep etmek, mesai saatlerinde zamanın patrona ait olduğu fikrini pekiştirdi. Kısa zamanda toplumun çoğunluğu tarafından doğal bir gerçeklik haline geldi.

Oysa insanlık tarihinin büyük bölümünde çalışma hayatı bambaşka bir ritimle ilerliyordu. Çiftçiler ekim ve hasat dönemlerinde yoğun çalışır, arada kalan dönemde ise ufak tefek işlerle vakit geçirirlerdi. Orta Çağ’da tipik bir serf, yılda yirmi ila otuz gün şafaktan akşama kadar çalışıyor, geri kalan günlerde sadece birkaç saat işiyle uğraşıyordu. Bayram günlerinde ise hiç çalışmıyordu ve bayramlar da çoktu.

Zamanın benimdir anlayışı, bu doğal ritmi tamamen yok etti. Sonuçta verimliliğin karşılığı daha fazla çalışmaktı. O halde çalışanlar niçin acele etsinler?!

Halbuki insan, dünyada bir etki yaratabildiğinde var olduğunu hissediyor. Çalışmak, oyun oynamak, bir şey üretmek, bir problemi çözmek, kurallarımızla, hayal gücümüzle bir şeyler yaratabilmek… özgürlük budur. Ama aynı mekanizma, başkası tarafından dayatıldığında, bir nevi kölelik benzeri; Graeber, buna manevi şiddet diyor.

Anlamsızlığı Bilmek Başka, Yaşamak Başka

Tırışkadan bir işte çalışmak, insana gündelik yaşamı içerisinde nasıl hissettiriyor? Kişi işinin anlamsız olduğunu bildiği halde sabah kalkıp ofise gittiğinde, gün içinde nelerle karşılaşıyor, hangi duygularla boğuşuyor? Can sıkıntısı, boş oturma? Meselenin bunların çok daha ötesinde; çok daha karmaşık ve insani bir tarafı olduğu konusunda artık hemfikir olduğumuza inanıyorum.

Tırışkadan işte çalışan herkes mutsuz değil; Graeber’in topladığı tanıklıklarda durumundan bir şekilde memnun olduğunu söyleyen küçük bir azınlık bile var. Hollanda’daki ankete göre, işini anlamsız bulanların yaklaşık %18’i yine de bir nebze mutlu olduğunu ifade etmiş. Bu insanların ortak noktalarına baktığınızda, bir örüntü ile karşılaşıyorsunuz. İşleri büyük ölçüde denetimsiz, kendi tempolarında çalışabiliyorlar, meslektaşlarıyla yakın ilişkiler kuruyorlar; işte onları hayal kırıklığına uğratacak bir durum yok.

Tırışkadan işlerin insanı en kötü etkileyen tarafı ise, yaptığınız şeyin doğrudan zararlı olduğunu bildiğiniz durumlar. Graeber, bunun özellikle kamu hizmetleri ve sivil toplum kuruluşlarında yaygın olduğunu, çaresizliği, depresyonu ve belirsizliği artırırken; yaratıcılığı, üretkenliği ve hayal gücünü körelttiğini söylüyor.

Peki bu noktaya nasıl geldik? Bu işler neden bu kadar çoğaldı, hangi mekanizmalar bu sistemin genişlemesini mümkün kıldı?

Neden Tırışkadan İşler Var

Serbest piyasa gerçekten verimlilik üzerine kuruluysa, eğer rekabet gereksiz harcamaların önüne geçiyorsa, eğer görünmez el kaynakları en rasyonel biçimde dağıtıyorsa, o zaman milyonlarca insanın anlamsız pozisyonlarda istihdam edilmesi nasıl mümkün oluyor? İyi yönetilmeyen, yeterli denetlenmeyen bir devlet dairesinde bu durum nispeten anlaşılabilir ve açıklanabilir. Ama özel sektörde, birbirleriyle rekabet eden şirketlerde, gereksiz insanlara maaş ödemenin hiçbir mantığı olamaz.

Ama “olmamalı varsayımı” o kadar derin ki, insanlar kendi deneyimlerini bu varsayıma uydurmaya çalışıyor. İşinin anlamsız olduğunu hisseden çalışan, galiba bir şeyi kaçırıyorum, büyük resmi göremiyorum diye düşünüyor. Bir şirketin gereksiz pozisyonlar yarattığını gözlemleyen çalışan, muhakkak bir sebebi olmalı diyor. İşte bu “kolektif inkar mekanizması” tırışkadan işlerin bu kadar uzun süre kamusal tartışmanın dışında kalmasının başlıca sebebidir.

Meselenin nedenini gerçekten anlayabilmek için, üç soruyu birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor.

Neden bir kişi tırışkadan bir işte çalışmayı kabul ediyor? Hangi ekonomik ve toplumsal dinamikler bu işlerin çoğalmasına yol açıyor? Toplum neden bunu bir sorun olarak görmüyor ve neden kimse müdahale etmiyor?

Siyasi boyuta dair Graeber’in sunduğu en çarpıcı kanıt, Barack Obama’nın sağlık reformu hakkındaki bir röportajından. Obama, tek ödemeli bir sağlık sisteminin daha verimli olacağını kabul ediyor; gereksiz evrak işlerinden ve sigorta bürokrasisinden tasarruf edileceğini de biliyor. Ama sonra diyor ki: “Bu, bir milyon, iki milyon, üç milyon kişinin işi demek. Bu insanları ne yapacağız?” Yani dünyanın etki alanı en geniş liderlerinden biri, yönetiminden sorumlu olduğu ülkenin sahip olduğu sistemin verimsizliğini bir gerekçe olarak göstermek durumunda kalıyor. Çünkü bu verimsizlik milyonlarca kişiye iş sağlıyor.

Serbest piyasa savunucuları, tırışkadan işlerin varlığını ya reddediyor ya da devlet bürokrasisini buna sebep olmakla suçluyor. Ama öyle de değil, zira özel sektörde de tırışkadan iş bolluğu var.

Tırışkadan İşler Nereden Besleniyor?

Graeber, finans sektörünü bir paradigma olarak inceliyor ve ortaya çıkan tablonun, tırışkadan işlerin sistemik bir üretim olduğunu gösterdiğini söylüyor. Sistemin bir tür yönetsel Feodalizm seviyesine geldiği tespitinde bulunuyor. Feodalizm, esasında bir yeniden dağıtım sistemidir. Köylüler üretir, lordlar ürünün bir kısmını alır, sonra bu ganimeti kendi çalışanlarına, savaşçılarına ve tabii dalkavuklarına dağıtır. Lordun gücü, emrindeki insanların sayısıyla ölçülür. Bu düzende ekonomi ile siyaset ayrı alanlar değildir; mallar siyasi araçlarla elde edilir ve siyasi amaçlarla geri dağıtılır.

Klasik kapitalizmde ise kâr, üretimin yönetiminden gelir. Fabrika sahibi işçi tutar, ürün üretir, geliri giderlerinden fazlaysa kâr eder ve kazanır. Geliri giderini karşılamıyorsa bir süre borç veya teşvik alarak işleri yoluna koymaya çalışır, eğer işler yoluna girmezse zarar eder ve batar. Bu düzende gereksiz işçi tutmak mantıksızdır; rekabet bunu cezalandırır.

Ama artık büyük bankaların kârlarının çoğu borç ticaretinden, harçlardan, spekülasyondan geliyor. General Motors gibi devasa bir üretici bile otomobil kredilerinin faizinden ciddi miktarda kazanç sağlıyor. Graeber bunu ganimeti ele geçirip sonrasında yeniden dağıtan bir feodal yapıya benzetiyor.

İş dünyasında verimlilik yükseldi, teknoloji gelişti, üretim kapasitesi arttı; ama ücretler aynı ölçüde artmadı. Graeber, aradaki farkın kayda değer bir kısmının yeni yönetici ve idari pozisyonlar yaratmaya gittiğini söylüyor. Yani önce kadro açılıyor; sonra o kadronun ne işe yarayacağı düşünülüyor.

Köşe yazılarında, siyaset dilinde ya da gündelik hayatta iş hakkında duyduğumuz pek çok cümle, aslında eski bir ahlaki mirasın devamı; çalışmak kutsaldır, boş durmak yozlaştırır. İnsan doğası gereği tembel ve günahkardır; ancak çalışma disipliniyle düzelir gibi varsayımları kamusal alanda sorgulamak neredeyse imkansızdır.

Çalışma Hayatı ve İnsan İlişkileri Robotların İstihdamı ile Nasıl Olacak?

Otomasyon tartışması, tırışkadan işler meselesiyle bağlantılıdır. Otomasyonun tehdit olarak sunulmasını absürt; robotlar fabrika işlerini devralabilir, meyveleri ayırabilir, çok çeşitli analitik görevleri yapabilir; ama kayıp bir çocuğu bulup ailesine teslim edemez, sinirli bir yolcuyu sakinleştiremez, yaşlı bir hastanın elini tutamaz veya bu bizim tercihimiz olmaz.

Bugün McKinsey, Goldman Sachs ve OECD gibi kurumların raporları, bazı sektörlerde işlerin %30 ila %60’ının otomasyona açık olduğunu söylüyor. Ancak kritik olan şu: Bu oranlar yalnızca teknik yapılabilirliği ölçüyor. Gerçek dönüşüm ise sosyolojik olacak. Çünkü insanlar işlerini yalnızca para için değil, anlam için yapıyor. YZ’nin yaygınlaşmasıyla birlikte, milyonlarca insan ilk kez şu soruyla yüzleşecek: Benim işim gerçekten gerekli miydi, yoksa sadece sistemin devamı için mi vardı?

Graeber bir antropolog gibi yazıyor; sistemlerin içerisinde boğulmadan insanları inceliyor. Kimi zaman tanıklıklar rakamlardan daha çok şey söyleyebiliyor. Sonucunda Graeber, tırışkadan iş kavramı ile milyonlarca insanın düşündüğü ama dile getiremedikleri bir duyguyu kamusal alana taşımayı ve düşündürmeyi başarmış birisi.

Kitapta bilhassa tahrif edilmiş Hıristiyanlık dinini ve Kapitalizm ideolojisini kullanarak insanların çalışmaya teşvik edilmesinin felsefi görüşlerle tartışılmasına da değinilmiş. Ama ben odak açısından buraya almadım. Daha önce belirttiğim detaylı örnekleri kitaptan okuyabilirsiniz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler