Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) 69. Genel Kurulu organizasyonunda bankacılık dünyası ve finans profesyonellerine hitap etti.
Karahan, finansal piyasalardaki son gelişmeleri ele alırken, TCMB’nin dün ilan ettiği faiz hamlesinin hemen ardından “sıkı duruşumuzu sürdürüyoruz” mesajını net bir biçimde yineledi.
Karahan’ın konuşma metninde öne çıkan başlıklar şu şekilde gerçekleşti:
Bankacılık dünyasının yürütülmekte olan dezenflasyon programının en temel aktörlerinden biri olduğunu belirten Karahan, bu kulvarda yapılan ortak istişareleri çok önemsediklerini dile getirdi.
Küresel ekonomik sistemin son süreçte jeopolitik gerilimlerin ve tırmanan belirsizliklerin gölgesinde ilerlediğini ifade eden Karahan, özellikle enerji piyasası genelinde baş gösteren dalgalanmaların, dünya ölçeğinde enflasyon seyrini ve küresel finansal koşulları doğrudan sarstığını kaydetti.
ENERJİ FİYATLARINDAKİ BASKI HİSSEDİLİYOR
Enerji maliyetlerinde yukarı yönlü oluşan baskının yansımalarını yurt içinde de enflasyon ile dış denge rakamları üzerinde derinden hissettiklerini belirten Karahan, şu ifadeleri kullandı:
"Bununla birlikte, bugün geldiğimiz noktada dezenflasyon sürecinin başlangıcına kıyasla daha etkili politika araçlarına, daha sağlam rezerv tamponlarına ve daha dengeli bir makroekonomik görünüme sahibiz. Bu nedenle, doğru politika adımlarını attığımız sürece, jeopolitik gelişmeleri dezenflasyon sürecini frenleyecek değil ancak hızını ve kısa vadeli görünümünü etkileyebilecek unsurlar olarak değerlendiriyoruz."
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak ana gayelerinin fiyat istikrarını kalıcı kılmak olduğunu vurgulayan Karahan, dezenflasyonist patikanın sekteye uğramaması adına sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla koruyacaklarını bildirdi.
Gelecek süreçte de para politikası kararlarını tasarlarken enflasyon görünümüne etki eden her parametreyi, bilhassa jeopolitik kırılmaların maliyet, iktisadi işleyiş ve beklenti kanalları üzerinden enflasyona olan yansımalarını hassasiyetle incelemeyi sürdüreceklerini belirtti. Karahan, düşük enflasyon ortamının finans sektörü için neden hayati olduğunu ve son yasal adımların piyasaya yansımalarını değerlendirdi.
EŞEL MOBİL DEĞERLENDİRMESİ

Uluslararası gerilimlerin enflasyon patikası üzerindeki bozucu etkilerini dizginlemek adına diğer kamu kurumları ile tam bir eşgüdüm içinde proaktif hamleler gerçekleştirdiklerini belirten Karahan, maliye politikası ayağında uygulanan eşel mobil sisteminin petrol fiyatlarının enflasyona olan yansımasını barajladığını iddia etti.
TCMB kanadında ise üst banttan fonlama mekanizması, NDF (Vadeli Döviz Ticareti) işlemleri ve likidite senedi ihraçları gibi enstrümanlarla finansal şartları iyice daralttıklarını kaydeden Karahan, 2025 yılının son çeyreğinden itibaren ivme kazanan kredi genişlemelerine ket vurmak adına bir dizi kararlı tedbiri devreye aldıklarını anımsattı. Bu adımlar ve güçlü tampon mekanizmaları sayesinde makrofinansal dengelerin korunduğunu, dezenflasyon süreci için gereken zeminin muhafaza edildiğini savundu. Enerji girdilerindeki keskin yükselişler ve bunun dolaylı sirayetleri neticesinde enflasyonun ana eğiliminde nisan döneminde yukarı yönlü bir hareket yaşandığını teyit etti.
İÇ TALEPTEKİ DENGELENME
Yılın ilk aylarındaki tırmanışın ardından nisan ayında artış kaydeden enflasyonun ana eğiliminin, mayıs dönemi itibarıyla bir miktar aşağı çekildiğini belirten Karahan, bu azalışta eşel mobil hamlesinin ve Merkez Bankası adımlarının payı olduğunu söyledi. 2026 senesinde çok daha belirgin bir hal alan iç talepteki yavaşlamanın ve dengelenmenin, önümüzdeki süreçte dezenflasyon hedeflerine dayanak olmaya devam edeceğini öngördüklerini aktardı.
Sıkı para politikası duruşu sayesinde 2024 yılından itibaren cari işlemler dengesinde gözle görülür bir toparlanma sağlandığını ifade eden Karahan, küresel risklerin tırmandığı bu evrede cari denge pozisyonunun makrofinansal istikrar açısından kritik olduğunu hatırlattı. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerde enerji maliyetlerindeki artışın dış ticaret dengesi ve cari açık üzerinde doğrudan doğruya belirleyici olduğunu ifade eden Karahan, nisan ve mayıs aylarına ait verilerin dış ticaret görünümünün pozitif kalmayı sürdürdüğüne işaret ettiğini söyledi. Bu dengenin korunması adına enflasyon beklentilerindeki bozulmanın frenlenmesi ve cari açık üzerinde iç talep kaynaklı ek bir yük oluşmamasının altını çizdi.
KISA VADELİ RİSKLER YARATTI
Güncel makroekonomik projeksiyonlara göre cari açığın milli gelire oranının yıl sonunda tarihsel ortalamaların da altında kalacağını öngördüklerini belirten Karahan, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Özetle, yaşanan jeopolitik gelişmeler dezenflasyon süreci açısından kısa vadeli riskler yaratmış olsa da zamanlı politika adımlarımız sayesinde bu risklerin dezenflasyon sürecine etkilerini sınırladık. Sıkı para politikası duruşumuz, dengelenen iç talep, sağlıklı bir cari denge görünümü ve güçlü rezerv pozisyonumuz dezenflasyon sürecinin devamı açısından önemli bir güvence oluşturmakta."
BANKACILIK GÖRÜNÜMÜ
Konuşmasının ikinci bölümünde bankacılık sektöründeki yapısal verilere yoğunlaşan Karahan, sürdürülebilir yüksek büyüme performansının; güçlü bir tasarruf zemini, efektif işleyen bir finansal mimari ve uzun vadeli fonlama kanalları gerektirdiğini, bunun da ancak tek haneli ve istikrarlı enflasyon ikliminde kök salabileceğini anlattı. Son 25 yıllık tarihsel seyir incelendiğinde, enflasyonun düşük seyrettiği dönemlerde bankacılık sektöründeki büyümenin milli gelir artışının çok üzerinde gerçekleştiğini vurguladı.
Finansal sektörün aktif büyüklüğünün milli gelire oranının 2003 senesinde yüzde 53 seviyesinde olduğunu hatırlatan Karahan, enflasyonun tek hanelere indirilmesiyle bu rasyonun 2010 yılında yüzde 86'ya, 2015 yılından itibaren ise yüzde 100 sınırının üzerine fırladığını belirtti. Bu sayede sistemdeki tasarrufların büyüdüğünü, enstrümanların çeşitlendiğini ve dış dünyadan uzun vadeli fon akışının hızlandığını, bankaların reel sektöre sağladığı kredilerin milli gelire oranının yüzde 70 seviyesine yaklaştığını, dış finansman payının ise yüzde 20'yi aştığını kaydetti.
YÜKSEK ENFLASYON BANKACILIĞI ETKİLEDİ
Buna karşın, son yıllarda tırmanan enflasyonun bankacılık kulvarının milli gelire oranla net bir biçimde küçülmesine sebebiyet verdiğini itiraf eden Karahan, acı tabloyu şu verilerle ortaya koydu:
"Öte yandan, son yıllarda enflasyonun yükselmesi bankacılık sektörünün millî gelire oranla küçülmesine neden oldu. Banka aktiflerinin millî gelire oranı 2024 yılında yüzde 73'e düşerken, enflasyonun gerilemeye başlamasıyla birlikte 2025 yılında dört yıl aradan sonra yeniden artmaya başladı. Görüldüğü gibi bankacılık sektörünün sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde büyümesinin yolu düşük ve istikrarlı enflasyondan geçiyor. Dolayısıyla dezenflasyon sürecinin devamı tüm ekonomik aktörler açısından olduğu gibi bankacılık sektörü açısından da kritik öneme sahip."
Jeopolitik sarsıntıların arttığı bu iklimde fiyat istikrarı hedefine sıkı sıkıya bağlı kalmaları ve bu doğrultuda kararlılıkla yürümeleri gerektiğini belirten Karahan; kalıcı istikrarın daha yüksek tasarruf oranları, finansal derinleşme ve sürdürülebilir büyüme zemini anlamına geldiğini tekrarladı.
POLİTİKA ÇERÇEVESİ
Para politikası mimarisinin bankacılık sistemi üzerindeki en belirgin enstrümanlarından birinin makroihtiyati düzenlemeler olduğunu belirten Karahan, bu mekanizmaları sıkı parasal duruşu destekleyici birer yan araç olarak dinamik şekilde işlettiklerini ifade etti.
KREDİ BÜYÜMESİNDEKİ DALGALANMALARDA BÜYÜME SINIRLARI
Son dönemde yaşanan şokların, fiyat istikrarı hedefinde sadece politika faizinin değil, makroihtiyati araç setinin de tamamlayıcı bir rol oynayabileceğini kanıtladığını söyleyen Karahan, bu araç setini sadeleştirmek adına adımlar attıklarını belirtti. Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile menkul kıymet tesisi uygulamalarını tamamen sonlandırdıklarını ve sektör üzerindeki zorunlu karşılık yüklerini ciddi şekilde aşağı çektiklerini ifade etti.
Buna karşın Türk lirası mevduat payı, kredi genişleme hızları ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati mekanizmaları sıkı parasal politikayı desteklemek amacıyla sahada tutmaya devam ettiklerini belirten Karahan, yasal sınırları ve likidite politikalarını piyasa şartlarına göre revize ettiklerini anlattı. Fiyat istikrarı sağlandıkça bu regülasyonların banka bilançoları üzerindeki baskısının hafifleyeceğini öngördüklerini sözlerine ekledi.
FİNANSAL GELİŞMELER
Konuşmasının son bölümünde atılan adımların finansal koşullara olan somut yansımalarına değinen Karahan, kredi hacmindeki gelişmelere ilişkin şu sayısal verileri aktardı:
2025 yılının ikinci yarısından itibaren hızlanan kredi genişlemesinin, alınan son önlemlerle daha dengeli bir hatta oturduğunu belirten Karahan; toplam kredi büyüme hızının yüzde 35 seviyelerinden yüzde 26'ya gerilediğini, Türk lirası ticari ve bireysel kredi büyüme oranlarının ise yüzde 50'li seviyelerden yüzde 40'ın altına indiğini açıkladı. Bireysel kredilerde kompozisyonun dengelendiğini, ihtiyaç kredisi ile kredi kartı büyüme hızlarının yavaşladığını, konut kredilerinin payının ise arttığını bildirdi.
TL MEVDUATTA OLUMLU GÖRÜNÜM
Türk lirası mevduat tarafında da olumlu bir gidişatın olduğunu savunan Karahan, küresel oynaklığa ve kıymetli maden fiyatlarındaki dalgalanmalara rağmen yurt içi yerleşiklerin Türk lirası tercihini büyük oranda koruduğunu ileri sürdü. Nisan ayından itibaren Türk lirası mevduat payının yeniden yüzde 60 sınırının üzerine çıktığını açıklayan Karahan, dış kaynak girişlerinin ve uzun vadeli fonlamanın devam etmesinin bankacılık sektörünün dayanıklılığını teyit ettiğini iddia etti.
JEOPOLİTİK GELİŞMELER ÖNEMLİ BELİRSİZLİKLERE NEDEN OLUYOR
TCMB Başkanı Karahan, finansal risklerin sürdüğünü belirterek konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler küresel ekonomi ve finansal piyasalar açısından önemli belirsizliklere neden oluyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz politika araçları, güçlü rezerv pozisyonumuz ve makroekonomik dengelenme sayesinde dezenflasyon sürecinin devamı için gerekli koşulların korunduğunu değerlendiriyoruz. Merkez Bankası olarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı koruyacak şekilde tüm politika araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz."
Güçlü bir bankacılık sektörü ile düşük enflasyonun birbirini beslediğini ifade eden Karahan, sektörün güçlü sermaye ve likidite yapısıyla şoklara karşı sağlam durduğunu, dezenflasyon sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından ülkenin büyüme potansiyeline daha büyük katkı sunacağını iddia etti.