Ana içeriğe geç

Geçişler mücadelesi: Portekiz - İspanya

Portekiz ve İspanya, sahadaki zıt oyun stillerinin aksine temelinde aynı devrimci felsefeyi paylaşıyor. Profesör Victor Frade’nin "taktiksel periyotlama" metoduyla yetişen iki ekolün geçiş oyunundaki benzerlikleri, ayrışan saha stratejileri ve Ronaldo'nun beklenen üçüncü evrimi

Geçişler mücadelesi: Portekiz - İspanya
Gazete Oksijen
16

Önce yorumcular arasında sıkça gördüğümüz bir yanlışı düzeltelim. “Geçiş yapmak” hızlı atağa çıkmak, hızla rakip kaleye doğru alan kat etmek gibi bir anlama sıkıştırıldı. Bu da geçişin bir biçimi, ama tamamı değil. Topu kazanmış oyuncunun geriye verdiği basit bir pas da geçiş olabilir. Bu onu iyi bir geçiş oyuncusu, takımını da iyi bir geçiş takımı yapabilir. Diğer yandan topu kaptırdığında çok hızlı bir reaksiyonla defansif pozisyon alan bir takım da bu tanıma uyabilir. Mesela Paraguay buna çok iyi bir örnektir.

Portekiz’in ulusal kimliğe dönüşmüş bir oyun stilini temsil ettiğini söylemek oldukça zor. Bunun sebebi diğer birçok ülkenin tersine tercihen kabul ettikleri bir kimliksizleşme değil. Portekiz’de yaşanan bir devrim dünyaya o kadar hızlı yayıldı ki tek bir ülkeye mal edilemeyecek küresel bir yaygınlığa ulaştı. Daha kapalı ve bilgi akışının daha yavaş olduğu bir zaman diliminde yaşansaydı bu devrim, Portekiz kulüpleri ve milli takım muhtemelen Lobanovski’nin Dinamo Kiev’ine benzer bir oyun hâkimiyeti kurabilecek, merak ve gizem uyandıracaktı.

Profesör Victor Frade ve "bütüncül" devrim

Üstelik bu devrim futboldaki diğer devrimlerin aksine ilk defa üniversitede alevlenen bir fikir ve hareketle ortaya çıktı. Porto Spor Bilimleri Akademisi Profesörü Victor Frade, adını “taktiksel periyotlama” koyduğu bütünsel yaklaşımını inşa etti. Kavramın akademiden çıktığını iddia etsek de Victor Frade saf akademik araçlarla inşa etmedi bu kavramı. Profesyonel oyuncu geçmişi ve antrenörlük deneyimi, metodolojisinin eşit derecede belirleyici parçaları. Akademiden çıkma devrim olarak nitelememin sebebi sadece Frade’nin akademik meraklarını takip ederek, inşa ettiği kavramı mükemmel bir şekilde kavrayabilecek olmamız. Fraktal geometri, kaos teorisi, dinamik sistemler ve sibernetik bunlardan sadece birkaçı.

Devrim bir akademisyenin zihin dünyasında inşa edilmesine rağmen dünya çapında o kadar çok “sonuç veren” bir uygulamaya dönüştü ki şu anda sıradanlaşmış herhangi bir uygulama çok büyük olasılıkla Frade’nin metodunun ya taklididir ya da ondan türetilmiştir. Bu durumda Frade neyi değiştirdi? Geleneksel yaklaşımlar psikolojik, fiziksel, teknik ve taktik olmak üzere dört unsuru birbirinden tamamen bağımsız alanlar olarak ele alırken Frade bunları bütüncül bir biçimde ele aldı. Öğrenme, antrenman yapma ve oyunu oynama pratiklerinin birbirinden ayrılamaz olduğunu, oyunun bütüncül akışı içinde kavranması gerektiğini vurgulayan devrimini bu şekilde inşa etti. Frade’nin bütünsel yaklaşımından bu yazının konusu olan bir parçaya bakalım. (Muhtemelen Frade’nin öğrencisi olsaydım bu indirgemeci yaklaşımımdan dolayı sınavından sıfır alacaktım.)

Futbolun dört hali: kesintisiz bir akış

Metot, oyunu dört temel mantıksal yapı üzerine inşa ediyor. Buna futbolun dört hâli diyebiliriz. Atak, savunma, ataktan savunmaya ve savunmadan atağa geçiş. Sadece bu dört unsuru takip ederek futbol sahasında gerçekleşen her aksiyonu kavrayabiliriz. Peki atak ve savunmayı nasıl tanımlayacağız? Basit. Top sizdeyken atak, top rakipteyken defans durumundasınız. Yani kaleci aut kullanırken aslında atak yapan ilk oyuncu ya da top rakipteyken forvetiniz savunmanın ilk oyuncusu. Burada bu dört hale “bütüncüllük” kazandıran Frade’nin oyunu akış halinde kavraması ve geçişleri de bu akışın kesintisiz devamları olarak görmesi.

Futbolda hiçbir atak aksiyonu yoktur ki defans aksiyonu ile ya da tam tersi şekilde bitmesin. Uç bir örnek verelim. Defansif aksiyondan ofansif aksiyona geçişin en talihsiz ama sahada sıkça gördüğümüz en yaygın yolu gol yemektir. Gol anı, sonu sizin santra kullanmanızla bitecek olan, bir anlamda defansı kesip atağa geçtiğiniz bir an. Maliyetli de olsa topu kazanarak geçiş yaptınız, tebrikler. Emin olun santradan beş saniye içinde gol atmanın bir buçuk gol sayıldığı bir ortamda gol yemeyi tercih edecek takımlar görebilirdiniz. FIFA’nın oyunun kurallarını değiştirme eğilimlerine baktığınızda örneğimi o kadar da gülünç bulmayacağınızı düşünüyorum.

Şimdi biraz toparlayalım. Devrimden önce, defans ve atak yapmak takım ve birey düzeyinde iki farklı bağsız işletim sistemi olarak çalışıyordu. Çünkü bütün takımlar ve sporcular bu şekilde antrenman yapıyorlardı. Dolayısıyla defanstan atağa ve ataktan defansa geçiş arasındaki süre oldukça uzundu. Frade’nin bu dört unsuru aynı anda kavrayan bütüncül yaklaşımı bu geçiş süresini azaltmanın bir aracıydı aynı zamanda.

Karşı presin (gegenpress) işleyiş mantığı tam da bu ilkeyi merkeze alarak bulunmuş bir geçiş çözümü. Takım topu kaybeder, rakip takım geçişi tamamlamadan ya da olgunlaştırmadan topu geri almak için şok bir defansif aksiyonla pres yaparsınız. Tabii bunu yapabilmek için takımınızın geçiş sürelerini daha önce doğru antrenman metotlarıyla kısaltmış olmanız gerekir. İşte buradaki doğru antrenman metotları Frade’nin buluşu.

Aynı okul, iki farklı felsefe

Burada Portekiz ve İspanya ulusal takımlarını ortaklaştıran uzun yıllardır Frade’nin metodunu bütün yaş gruplarında uyguluyor olmaları. Bu, iki takımı da geçiş süreleri çok kısa bilişsel becerilerden oluşan sporcu havuzları yapıyor. Antrenman planlamaları, yetiştirici ilkeleri kesinlikle Frade’nin kavramından ayrı düşünülemez. Peki bu kadar ortaklık varsa neden sahada farklı oyunlar görüyoruz? Çünkü geçişleri tamamladıktan sonraki davranış kodları tamamen farklı.

Buradan da İspanya’nın alamet-i farikasına geçebiliriz. İspanya’nın Portekiz’den ayrışması atak geçişini daha yavaş, garanti ve çok bağlantı oyuncusu kullanarak yapmalarıyla başlıyor. Pas için birbirlerine çok yakın oynuyorlar çünkü mesafe kısaldıkça pas kalitesi artar (atak işletim sistemi). Fakat aynı zamanda top kaybı durumunda o bölgede kalabalık oldukları için hızlı reaksiyon gösterip kalabalık bir biçimde pres yapabiliyor (defansa geçiş-defans işletim sistemi). Bu şekilde maçı sonsuza kadar sürecek bir 5'e 2 oyununa dönüştürebilirler. Bize yavaş gelen işletim sisteminin böyle programlanmış olması. İspanya 40 metre uzaktaki bir pas hedefine araya bir bağlantı oyuncusu koyarak 20 metrelik iki pasla ulaşıyor. Böylece oyuncuların yavaşlama pahasına hedefi bulma yüzdeleri artıyor.

Portekiz ise zaman zaman bu “bağlantıları” by-pass etmeyi tercih edebiliyor. Hedefleri bulma konusunda daha çeşitli ama kaotik yollar kullanıyor. Portekizli oyuncular neredeyse İspanyol oyuncularla aynı geçiş alışkanlıklarına sahipler fakat onları organize bir ortak bilinç olarak görmek zor. Çoğu zaman ulusal takımın antrenörü takımın nasıl oynayacağına karar veriyor. Aynı maç içinde bağlantı oyunu da görebiliyorsunuz çok uzun, hızlı toplarla oynanan riskli bir oyun tarzı da görebiliyorsunuz. Bu biraz Portekiz’in çok-kulüplü bir takım olmasından kaynaklanıyor. Oyuncular benzer metotlarla yetişmiş olsalar da farklı oyun tercihlerine sahip kulüplerden geliyorlar. Birlikte aynı akışları, geçişleri düşünme gibi kolektif davranışlara sahip değiller. Portekiz’in dezavantajı da bu uyumsuzluk. Bu yüzden bireysel performanslara muhtaç gözüküyorlar, muhtaç diyorum, çünkü oyunda “bireysel parlamalar” büyük oranda tesadüflere dayalı. Fakat bireysel parlama da bir yöntemdir, buna daha çok yatırım yapan bir takım parlama ihtimalini artırır. Portekiz’in de avantajı bu. Karmaşıklık, zaman zaman bir çeşitlilik olarak ortaya çıkıyor ve parlama anları artıyor. Portekiz’in de gücü burada.

Özetle İspanya “kendi parçalarının toplamından büyük” bir organizasyon. Portekiz ise parçaları daha büyük bir parça oluşturmasa da zaman zaman otonom inisiyatiflerle daha kaotik ama yine de verimli sonuçlar alabiliyor. Karşımızda Frade’nin rahle-i tedrisinden geçmiş iki oyuncu grubu var. Eğitimini aynı metotlarla tamamlamış, antrenman biçimleri birbirine çok benzeyen fakat sonuçta geçişleri farklı yorumlayan iki takımı izlemek alışılmışın dışında bir deneyim sunabilir.

Son söz

Portekiz’in adının geçtiği bir yazıyı Ronaldo üzerine konuşmadan bitirmemeliyiz. Ronaldo kendi değişimini örgütleyebilmiş bir oyuncu. Yetenekli bir kanat oyuncusundan fiziksel kuvvete dayalı bir 9 numaraya evrilmek güzel bir hikayeydi. Ve kariyer sıçraması da yarattı. Fakat şimdi o evrilme tersine işliyor. Kendini dönüştürerek “olduğu” fiziksel oyuncu, yaşı itibarıyla Ronaldo’ya ihanet ediyor. Bence Ronaldo üçüncü bir dönüşümü tercih edebilir. Teknik becerilerini tekrar hatırlamalı ve ona güvenmeli. Hızla özdeş bir teknikten bahsetmiyorum. Sadece dokunuşlara odaklansa yeter. Hırvatistan maçında ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golünde top kontrolü ve kontrolle bütünleşik bitirişi hala elit seviyede. Şimdi Ronaldo için o teknik beceriye tekrar yatırım yapma zamanı olabilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler