Ana içeriğe geç

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe

Dünya Kupası sonunda kupayı hangi ülkenin kaldıracağını bekleyip göreceğiz. Ama turnuvanın ilk haftasına damga vuran görüntü şimdiden belli: Yeşil sahanın üzerinde parlayan pembe kramponlar.

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe
Odatv
16

Dünya Kupası hız kesmeden devam ediyor. Kupa 19 Temmuz’da MetLife Stadı’nda sahibini bulacak, ama kazanan renk şimdiden belli: Pembe.

Yeşil çimlerin üzerinde kontrast oluşturan o pespembe kramponları fark etmemek imkansız. Bazen bir hücumda, bazen bir penaltıda, bazen ise ağır çekimde topa uzanan ayakta ısrarla gözümüze çarpıyor bu pembe renk. Bu kramponları Dünya Kupası’nın en görünür detayı olarak nitelendirmek pek de haksız olmaz.

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe - Resim : 1

Açılış maçında Meksika ile Güney Afrika karşılaşmaya çıktığında, ilk 11’deki toplam 22 futbolcudan yalnızca üçü pembe krampon giymiyordu. Sonra aynı görüntü başka maçlarda da tekrarlandı. Büyük yıldızlar da pembe giydi, turnuvanın daha az takip edilen takımlarındaki futbolcular da. Kylian Mbappe, Vinicius Junior, Erling Haaland, Gio Reyna, Jude Bellingham, Lamine Yamal, Ousmane Dembele, Harry Kane... Liste uzun.

İyi de Dünya Kupası’nda herkes neden pembe krampon giyiyor?

İlk başta “çünkü markaların canı öyle istemiş” diye düşünebiliriz. Ama hikaye tabii ki bundan ibaret değil.

SAHADA MODA DEĞİL, GÖRÜNÜRLÜK SAVAŞI VAR

Futbol uzun süre siyah kramponların oyunuydu. Eski maç görüntülerini açın; ayakkabılar neredeyse birbirinin aynısı. Siyah, sade, işlevsel. Krampon, dikkat çeksin diye değil sahada işini yapsın diye vardı.

Sonra renkler sahaya girdi. 1990’ların sonundan itibaren gümüşler, sarılar, maviler, turuncular derken futbol ayakkabısı artık sadece ekipman olmaktan çıktı. Krampon, futbolcunun sahadaki imzası; hatta sanki bir tür aksesuar gibi, kendini bir tür ifade ediş biçimi haline geldi.

2026 Dünya Kupası’nda ise renk meselesi başka bir yere taşındı. Nike, Adidas, Puma, New Balance ve Skechers turnuva öncesinde pembe ve fuşya tonlarında krampon serileri çıkardı. Her serinin ismi farklıydı: Adidas “Solar Turbo” dedi, Puma “Poison Pink” dedi, Nike “Hyper Pink” diyerek pazarladı kramponlarını. Skechers tasarımcıları ise pembe-mor-beyaz tonlarıyla Los Angeles gün batımı renklerinden ilham aldığını açıkladı

Ama sahaya uzaktan bakınca marka logoları kayboluyor, geriye kalan tek şey: Pembe.

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe - Resim : 2

Bunun bir nedeni çok pratik. Pembe, yeşil çimin üzerinde adeta kontrast oluşturarak hemen fark ediliyor. Tribünden bakınca da televizyonda izleyince de, telefondaki kısa maç videosunda da göz ister istemez ona takılıyor.

Dünya Kupası, spor markaları için dev bir vitrin. Milyonlarca insan aynı anda aynı sahaya bakıyor. O sahada topa vuran ayağın üzerinde hangi logo varsa, o da izleyicinin radarına giriyor.

Yani pembe burada ‘marjinal’ bir renk tercihi olarak algılansa da aslında adeta bir gerilla reklam panosu.

FUTBOLCU ARTIK SADECE FUTBOLCU DEĞİL

Tabii bir de işin futbolcu tarafı var.

Modern futbolcu artık sahada top oynamakla kalmıyor; aynı zamanda kendi ‘markasını’ da yaratıyor. Instagram takipçileri, sponsorluk anlaşmaları, özel koleksiyonlar... Bunların hepsi aynı kutuda geliyor.

Eskiden bir futbolcunun sahadaki imajı formasından ve oyunundan ibaretti. Bugün saç kesimi, dövmeleri, gol sevinci hareketleri, bileklikleri, formaya takılan politik bir rozet bile o imajın parçası.

Bu Dünya Kupası’nda iki eğilim birleşiyor: Futbolcular en gelişmiş performans ayakkabısını istiyor ama aynı zamanda sahada kendi kişiliğini de göstermek istiyor.

Pembe bu yüzden mantıklı bir tercih. Çünkü hem göze takılıyor hem de artık eskisi kadar ‘niş’ veya ‘feminen’ algılanmıyor. Bunun yanında vermek istediği “beni fark et” mesajını da iletmiş oluyor.

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe - Resim : 3

İKİ YIL ÖNCE TAHMİN EDİLEN RENK

Bu pembe patlama, rastgele alınmış bir karar değil.

Futbolda ve modada gördüğümüz pek çok şeyi tesadüf gibi algılamamak lazım. Bu ikilinin ardında çok ciddi bir endüstri var: Büyük markaların pazarlama ve strateji ekipleri koleksiyonlarını aylar öncesinden planlamaya başlar. O yılki renk paletleri, tüketici alışkanlıkları, moda eğilimleri, sporcu profilleri ve sosyal medya etkileri beraber değerlendirilir.

Burada devreye trend tahmin şirketleri giriyor. Moda ve tüketici davranışlarını izleyip markalara gelecek sezonların renklerini, tarzlarını ve eğilimlerini raporlayan WGSN, 2024’te 2026 yazı için “electric fuchsia”yı öngörmüştü. Yani bugün sahada gördüğümüz parlak pembe, aslında iki yıl önce masa başında tahmin edilen bir rengin Dünya Kupası sahasına inmiş hali.

HERKES PEMBE GİYİNCE FARKLI OLAN KİM

İşin ironisi de burada başlıyor. Her marka sahada fark edilmek için pembeye yönelince, bir süre sonra pembe sıradanlaşıyor.

Bu yüzden turnuvada pembe olmayan bazı kramponlar da ayrıca dikkat çekti. Lionel Messi’nin Arjantin renklerini taşıyan açık mavi-beyaz Adidas modeli, Cristiano Ronaldo için hazırlanan altın renkli özel Nike krampon, Christian Pulisic’in ABD bayrağını çağrıştıran Puma modeli: Hepsi başka bir stratejiye oynuyor.

PEMBENİN FUTBOLLA İMTİHANI

Pembe rengin futboldaki varlığı pek yeni sayılmaz. Yakın dönemde Arsenal’in pembe üçüncü forması, Inter Miami’nin pembe kimliği ve Messi’nin Miami’ye transferinden sonra o formanın bir anda küresel objeye dönüşmesi de bu rengin futbol dünyasındaki yerini büyüttü. Türkiye’de de bu renk tamamen yabancı değil: Galatasaray’ın 2010-2011 sezonunda giydiği pembe/somon tonlarındaki üçüncü forması, o dönem taraftar arasında çok konuşulmuş, ilginç muhabbetlere konu olmuştu. Hatta Arda Turan’ın bir dönem sosyal medyada dolaşan “her sene bir o….u rengi” çıkışı da bazı renkleri “erkekliğe aykırı” gören ataerkil maço futbol dilinde pembenin bir dönem nasıl küçümsendiğini hatırlatıyor.

Dünya Kupası’nın kazananı: Pembe - Resim : 4

PEMBE KRAMPON BİZE NE ANLATIYOR

Dünya Kupası sahasında gördüğümüz pembe, futbolun artık yalnızca top, taktik ve skordan ibaret olmadığını anlatıyor. Futbol aynı zamanda görüntü. Görüntü aynı zamanda ekonomi. Ekonomi de bazen bir renge sıkışıyor.

Bugün pembe krampon giyen futbolcu aynı anda markasının yeni koleksiyonunu taşıyor, maçtan kesilecek o birkaç saniyelik videonun parçası oluyor, genç taraftarın aklına “ben de bundan istiyorum” fikrini düşürüyor. Bir yandan sahada oynuyor, bir yandan kendi imajının reklamını yapıyor.

Pembe bu yüzden bu Dünya Kupası’nın gayriresmi şampiyonu oldu. Sahada hemen göze çarpıyor, ekranda iyi duruyor, sosyal medyada kolay yayılıyor. Markaların derdi de yalnızca ayakkabı satmaktan öte kameraya yakışan, akılda kalan ve taraftarın satın almak isteyeceği bir ‘imza’ bulmak.

Dünya Kupası sonunda kupayı hangi ülkenin kaldıracağını bekleyip göreceğiz. Ama turnuvanın ilk haftalarına damga vuran görüntü şimdiden belli.

Zeynep Sevinç Görgülüer

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler