Greenspan koşullara göre hareket eden bir başkandı. Nitekim Woodward’ın kitabında da anlatıldığı gibi, geleneksel ekonomik modellerin öngördüğünden daha düşük işsizlik oranlarına izin verdi; verimlilik artışlarının ekonomiyi dönüştürdüğünü ise birçok merkez bankacısından önce fark etti.
Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir.
Bu hafta hayatını kaybeden eski Fed başkanlarından Alan Greenspan, merkez bankacılığı tarihine damga vuran isimlerden biriydi.
Yıllar önce, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın eski başkanlarından Süreyya Serdengeçti bana bir kitap vermişti. Bob Woodward’ın Maestro: Greenspan’s Fed and the American Boom adlı eseriydi.
Bu, Woodward’ın ilk kitabı değildi. Ünlü gazeteci daha önce de ses getiren birçok çalışmaya imza atmıştı. Örneğin Carl Bernstein ile birlikte yazdığı All the President’s Men (Başkanın Bütün Adamları), Watergate skandalını ve onu ortaya çıkaran gazetecilik sürecini anlatıyordu. Kitap, araştırmacı gazeteciliğin klasikleri arasında yer aldı ve daha sonra aynı adla sinemaya uyarlandı. Woodward’ın bir başka eseri olan The Final Days ise Başkan Richard Nixon’ın istifasına giden son ayları konu alıyordu.
Maestro’da ise Woodward, Alan Greenspan’in yükselişini, düşünce dünyasını ve ABD ekonomisi üzerindeki etkisini anlatıyordu. Greenspan’i, teknik uzmanlığı ve siyasi aktörlerle kurduğu ilişkiler sayesinde öne çıkan bir figür olarak tasvir ediyordu.
Maestro kalıplara sığmadı
Kitabın merkezinde Greenspan’in Fed’i yönetme tarzı vardı. Woodward’a göre Greenspan, ideolojik katılıktan çok pragmatizmi tercih eden bir liderdi. Faiz oranları, para politikası ve finansal piyasalarla ilgili kararlarını büyük ölçüde ayrıntılı veri analizlerine dayandırıyordu. Onu farklı kılan da buydu. Kalıplara sığmıyordu.
Ne demek istediğimi anlatayım.
Piyasalar merkez bankası başkanlarını “şahin” ya da “güvercin” olarak sınıflandırmayı sever. Bu metaforun kökeni 19. yüzyılın başlarına kadar uzanır. “Şahin”, İngiltere’ye karşı savaşa girilmesini savunan Amerikan Kongresi üyeleri için kullanılan bir sıfattı. Savaştan kaçınıp diplomatik çözüm arayanlara ise “güvercin” denirdi. Zamanla bu ayrım dış politikadan ekonomiye taşındı.
Finans piyasalarında sıkı para politikasını savunan merkez bankacıları “şahin”, daha gevşek politikaları tercih edenler ise “güvercin” olarak anılmaya başlandı.
Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir. Başkanlar, yeri gelir şahin olur, yeri gelir güvercin. Yanlış olan şahin olunması gereken yerde güvercinlik yapmak, ya da güvercin olunması gereken zamanda şahinlik yapmaktır.
Örneğin eski Fed başkanlarından Paul Volcker belirgin bir şahindi. Ben Bernanke ise daha çok güvercin olarak tanımlanır. Janet Yellen da genellikle güvercin bir profil çizdi. Jerome Powell ise özellikle 2022-2023 dönemindeki enflasyonla mücadelede oldukça şahin bir duruş sergiledi.
Ne şahindi ne de güvercin
Alan Greenspan ise bu kategorilerin hiçbirine tam olarak oturmuyordu. Ben uzun yıllar onu daha çok şahin olarak düşünürdüm. Ancak ekonomistlerin, analistlerin ve bankacıların değerlendirmelerine bakıldığında Greenspan’in net biçimde ne şahin ne de güvercin olarak tanımlandığı görülüyor. Yorumlara baktım, “kim ne demiş” diye. Çoğu kişi onu pragmatik bir merkez bankacısı olarak görüyor. Greenspan koşullara göre hareket eden bir başkandı.
Nitekim Woodward’ın kitabında da anlatıldığı gibi, geleneksel ekonomik modellerin öngördüğünden daha düşük işsizlik oranlarına izin verdi; verimlilik artışlarının ekonomiyi dönüştürdüğünü ise birçok merkez bankacısından önce fark etti.
“Merkez bankası başkanları ketum olurlar”
Geçen yıl kaybettiğimiz Süreyya Serdengeçti, görev süresi boyunca son derece başarılı bir merkez bankası başkanlığı yaptı. “Merkez bankası başkanları ketum olurlar” derdi. Başkanların görevinin kitlelere, iş dünyasına ya da siyasetçilere şirin görünmek değil, fiyat istikrarını ve ulusal paranın değerini korumak olduğunu vurgulardı.
Bir dönem beraber çalıştığım rahmetli gazeteci Metin Münir’in ifadesiyle, “Serdengeçti mütevazı, ketum, saygın; yanından skandalın fısıltısı bile geçmemiş klasik bir bankacıydı. İtibarı yüksek, bilgisi ve tecrübesi güçlü, aldığı sonuçlar ise son derece başarılıydı.”
Onun döneminde Türkiye’de enflasyon yarım yüzyıl sonra ilk kez tek haneye inmiş, 2005 yılında Türk lirasından altı sıfır atılmıştı.
Greenspan’i güçlü kılan süreklilikti
Greenspan de arkasında başarılı bir başkanlık dönemi bıraktı. Ancak onu bizim merkez bankası başkanlarından ayıran önemli bir avantaj vardı: Süreklilik.
Tam 19 yıl boyunca Fed’in başında kaldı. Bu süre boyunca kurumsal istikrar ve politika devamlılığı sağlandı. Başkanlar, kongre üyeleri ve finans piyasaları onun açıklamalarını dikkatle takip etti, uyarılarına kulak verdi.
Bizde ise TCMB son 19 yılda sekiz farklı başkan gördü. Bunların 7’si son 10 yılda görev yaptı.
Umarım bir gün bizde de benzer bir kurumsal istikrar sağlanır. Merkez bankası başkanları görevden alınma endişesi taşımadan para politikasına odaklanabilir. Mario Draghi’nin meşhur ifadesiyle, gerektiğinde “ne gerekiyorsa” onu yapabilecek hareket alanına sahip olurlar.