1990'ların sonundan itibaren Latin Amerika'da artan özelleştirme ve kemer sıkma politikaları, peşi sıra birçok ülkede sol veya merkez sol hareketleri iktidara taşımış, kıtayı saran siyasi rüzgar o dönem 'pembe dalga' ismiyle anılmıştı.
Sovyetler Birliği'nin enkazının üzerinde tüten dumanın henüz dağılmadığı bir dünyada, onlarca yıl boyunca ABD'nin arka bahçesi olarak anılan Latin Amerika'da iktidara gelen bu sol hareketler sosyal demokrat, popülist, demokratik sosyalist ve yer yer milliyetçi çizgide yer alıyordu. Oluşturdukları dalga da bu nedenle kızıl değil, pembeydi.
1999'da Venezuela'yı yönetmeye başlayan Hugo Chavez'i 2003'te Brezilya'da Lula da Silva ve Arjantin'de Nestor Kirchner takip etmiş, 2006'da Bolivya'da Evo Morales, 2007'de Ekvador'da Rafael Correa iktidara gelmişti.
Ancak 2010'ların ortasında ekonomik büyümenin yavaşlaması ve peş peşe patlayan yolsuzluk skandalları pembe dalganın sonunu getirdi. Başta bölgenin önemli iki ülkesi Brezilya ve Arjantin olmak üzere birçok ülkede iktidarlar değişti, çoğunlukla merkez sağ partiler yeniden hakim pozisyona geldi.
Bugünün Latin Amerikası ise parçalı siyasal görünümden bir kez daha sıyrılıyor. Ancak bu kez, tanık olduğumuz dalga hiç de pembe değil.
Latin Amerika'da peş peşe sağ iktidarlar
Her ne kadar Brezilya, Meksika ve Uruguay gibi ülkelerde sol iktidarlar görevde olsa da son yıllarda yapılan seçimler ve kamuoyu araştırmaları, kıtanın siyasi ağırlık merkezinin sağa doğru kaydığını gösteriyor.
Kolombiya'da geçen pazar yapılan seçimlerde solcu rakibi Gustavo Petro'yu geçerek ülkenin yeni devlet başkanı olan Abelardo De La Espriella, Latin Amerika'da peş peşe iktidara gelen sağ siyasetçiler zincirinin son halkası oldu.
Bu zincir Ekim 2018'de Jair Bolsonaro'nun Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerini kazanmasıyla başladı. Ertesi yılın haziran ayında Nayib Bukele El Salvador'da iktidara geldi. Aynı yılın kasım ayında ise Bolivya'da sağcı güçler seçim krizini fırsata çevirerek Evo Morales'i görevden uzaklaştırdı.
Peru'da solcu Pedro Castillo'nun 2021'de devlet başkanlığını kıl payı kazanmasının ardından, Kongre'deki sağcı güçler hükümeti felç ederek iş yapamaz hale getirdi. Castillo'nun parlamentoyu feshetme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, yaklaşık 18 ay sonra görevden alınmasını sağladılar ve o tarihten bu yana ülke siyasetindeki hakimiyetlerini korudular.
Şili'de aşırı sağ, 2021 seçimlerinde güçlü bir performans sergiledi. 2022'de önerilen yeni anayasanın referandumda reddedilmesi için başarılı bir kampanya yürüttü ve 2023'te alternatif anayasa taslağını hazırlamakla görevlendirilen kurulun seçimlerinde üstünlük sağladı.
2023'ün sonlarında Javier Milei'nin Arjantin'de elde ettiği sürpriz zafer ise Latin Amerika'nın sağa yönelişini teyit ederek bu eğilimi daha da güçlendiren gelişmelerdendi.
2025, Latin Amerika sağcıları için kilit bir yıl oldu.
Önce Bolivya'da merkez sağcı Rodrigo Paz, ülkede 20 yıldır devam eden sol iktidarı bitirdi. Ardından Şili'de, Aralık 2025'te yapılan seçimleri aşırı sağcı Jose Antonio Kast kazandı ve ülke Pinochet diktatörlüğünden sonraki en sert siyasi yön değişimlerinden birini yaşadı.
Sandık sonuçlarının ortaya koyduğu bu sağa yönelim kıta genelinde yapılan siyasi görüş araştırmalarına da yansımış durumda. 2024'teki Latinobarometro araştırmasında 'Ne kadar sağcısınız?' sorusunun yanıtı rekor seviyeye ulaşmıştı.
Latin Amerika'nın ideolojik çehresini değiştiren faktör: Organize suç
Latin Amerika'da sağa kayışın en ciddi nedenlerinden biri bölge geneline yayılan vahşi organize suç çeteleri. Kıtaya hükmeden uyuşturucu kartellerinden de beslenen bu gruplar son yıllarda haraç toplama, gasp, cinayet ve şiddet içeren soygunlarla da ön plana çıkıyorlardı.
Sol iktidarların bu şiddet sarmalına yanıtıysa, suçun kökenini eşitsizlik ve yoksullukta gören sosyolojik bir perspektif oldu. Bu yaklaşımın korku içinde yaşayan sıradan insanların günlük yaşamında herhangi somut karşılığı olmaması, sol partilere olan desteği de azalttı.
Örneğin, Meksika'da Andres Manuel Lopez Obrador'un benimsediği "kurşun değil, kucaklaşma" politikası ya da Kolombiya'da Gustavo Petro'nun savunduğu "topyekün barış" yaklaşımı çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanırken, El Salvador'un popülist lideri Nayib Bukele'nin kurduğu güvenlik modeli kıta genelinde teveccühle karşılandı.
Latin Amerika'daki birçok sağ hareket de, Bukele'nin adımlarını örnek göstererek organize suça karşı kitlesel tutuklamalar ve sert bir yaklaşım vaadetti. Hafta sonu Kolombiya'daki seçimleri kazanan De La Espriella da çok konuşulan giyim tarzı ve mega hapishane vaatleriyle Bukele'nin izinden giden isimlerden biriydi.
Buna karşın iktidarı sağ hereketlere teslim eden Ekvador'da suçla mücadelede sert politikalara karşın cinayetler yüzde 30 oranında artmış durumda. Kosta Rika'da da benzer bir tablo mevcut. Bu tablo küçük bir ülke olan El Salvador'daki güvenlik politikalarının, birçok Latin Amerikalının hayal gücünü cezbetse de, diğer ülkelerde uygulanmasının zorluğunu ortaya koyuyor.
Latin Amerika'daki sağ dalganın sırtını yasladığı uluslararası bağlantılar
ABD'de Trump, Asya'da Modi, Avrupa'da Le Pen, Farage ve Meloni kitlelerin desteğini arkasına alırken hangi argümanlara yaslandıysa Latin Amerika'nın sağcı popülistleri de paralel politikalarla yola devam ediyor. Bu
Örneğin dünyanın diğer bölgelerindeki muadilleri gibi Latin Amerika sağı da, küreselleşmeye düşmanlık besliyor, 'cinsiyet ideolojilerinin' hakim konuma geldiğini savunuyor. Bu hareketlerin neredeyse tamamı 'kültürel Marksizm'in üniversiteleri ve medyayı kontrol ettiğine inanıyor, sosyal medya üzerinden yaratılan öfke ve kutuplaşma ortamından besleniyor. Bir başka bakış açısıyla; dünyadaki diğer popülist hareketler gibi Latin Amerika sağı da dijital dünyanın yeni siyasal iletişim diline rakiplerinden daha hızlı adapte olmuş durumda.
Bunlar yalnızca dışarıdan görülen benzerliklerden ibaret değil, aynı zamanda gerçek bağlantıları ve ittifakları da yansıtıyor.
Örneğin Brezilya'da iktidarı kaybeden Bolsonaro ailesi ve hâlâ Arjantin'i yöneten Javier Milei'nin en büyük müttefiki ABD Başkanı Donald Trump. Geçen yıl Milei'nin Elon Musk'la birlikte sahneye çıkıp kamu harcamalarını budama niyetinin sembolü olarak ona bir elektrikli testere hediye ettiği görüntüler hâlâ hafızalarda.
Harvard Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları ve Kamu Yönetimi Profesörü Steven Levitsky de Reuters'a yaptığı değerlendirmede, "Bu, Trump açısından yıldızların sıra dışı biçimde hizalandığı bir dönem" diyor ve ekliyor: "Nadiren bu kadar çok sayıda hükümetin bugün gördüğümüz ölçüde aynı ideolojik çizgide buluştuğuna tanık olunur."
Ancak Arjantinli sosyolog Ariel Goldstein'ın 2022 tarihli La reconquista autoritaria ("Otoriter Yeniden Fetih") adlı kitabına göre Latin Amerika sağının yükselişinde aslan payı İspanyol aşırı sağına ait. Goldstein'a göre 2013'te kurulan İspanyol aşırı sağ parti Vox, uluslararası bir platform olan Foro Madrid'i kurarak Latin Amerika sağcılarını Avrupa'nın sağcılarıyla buluşturdu. Bu buluşma, Latin Amerika sağının yıpranmış antikomünizm söylemine yeni bir enerji kazandırdı ve kıta genelinde yeni bir popülist sağ yarattı.
Latin Amerika sağının büyük sınavı: Ekonomi
Kıtada sağ iktidarlar peş peşe göreve gelmiş olsa da, siyasi rakiplerle aralarında küçük farklar bulunması bu iktidarların işini zorlaştırıyor.
Arjantin, Şili, Peru ve Kolombiya'da seçimi kazanan sağ partilerin tamamı vergi kesintileri, daha az hükümet harcaması ve madencilik düzenlemelerinde esneklik vaatleriyle iktidara gelmişti. Ancak birçok ülkede yaşanan bütçe açıkları ve bazı kemer sıkma politikaları sokak gösterilerine neden oldu.
Örneğin Bolivya, daha bu hafta sonu olağanüstü hal ilan ederek, sendikaların 50 günden fazladır devam eden ve ülkeyi felç eden eylemlerini sonlandırma yoluna gitti.
Şili'de birkaç ay önce göreve gelen Jose Antonio Kast, İran savaşının tetiklediği akaryakıt fiyatlarındaki artışın köşeye sıkıştırdığı liderlerden biri. Kast'ın onay oranları savaştan bu yana düşüyor. Arjantin'de de Milei'nin kemer sıkma politikaları Arjantinlileri sık sık sokağa döküyor.
Latin Amerika seçmeni son yıllarda suç ve düzensizlik karşısında güvenlik vaat eden sağ liderlere yöneldi. Ancak bölgenin siyasi tarihi, güvenlik endişeleriyle kazanılan seçimlerin ekonomik krizler karşısında hızla kaybedilebildiğini gösteriyor. Latin Amerika sağı son yıllarda sandıkta kazanmanın formülünü bulmuş gibi görünüyor. Ancak bu yükselişin kalıcı olup olmayacağını belirleyecek olan şey suçla mücadele vaatleri kadar cepteki para ve mutfaktaki tencere olacak.