İstanbul'da düzenlenen "Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı"nda konuşan Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Temmuz 2026'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin ittifakın tasfiyesiyle sonuçlanacağını vurguladı. Türkiye'nin geçmişten bugüne yaşadığı askeri darbelerin ve suikastların arkasında NATO'nun yeraltı örgütlenmesinin yer aldığını belirten Perinçek, Türk devletinin askeri ve sivil bürokrasiden on binlerce FETÖ/Gladyo mensubunu temizleyerek NATO zincirlerini kırmaya devam ettiğini ifade etti. Doğu Akdeniz ve Ege'de namluların Türkiye'ye döndüğünü belirten Perinçek, ABD-İsrail eksenli nükleer ve konvansiyonel tehditlere karşı Türkiye'nin nükleer güce sahip müttefiklere ihtiyacı olduğunu, Rusya-Çin-İran ile kurulacak stratejik ortaklığın hem güvenlik hem de üretim ekonomisi açısından insanlığın kaderini belirleyen hayati bir çözüm sunduğunu vurguladı.

‘NATO’NUN CENAZE TÖRENİ OLACAK’
Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek'in gerçekleştirdiği konuşma metninin tamamı:
Sayın Başkan,
Dünyamızın Yedi Kıtasından Katılan Değerli Konuklar,
Siyasal Partilerin, Sendikaların, Kitle Örgütlerinin Değerli Yöneticileri,
Değerli Arkadaşlar,
Sizleri Vatan Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
7-8 Temmuz 2026 günlerinde Ankara'da NATO Zirvesi toplanıyor. O NATO zirvesi, NATO'nun cenaze töreni olacak. Türkiye’den NATO’nun tabutunu yapmak için bir tahta parçası yok! NATO’nun cenazesiyle kirletilecek bir toprak da yok! NATO’nun mezarına konmayı kabul edecek bir taş da yok! En önemlisi, NATO’nun cenazesini omuzunda taşıyacak bir insan yok!
Bu koşullarda NATO patronlarına tavsiyemiz şudur: NATO'nuzun ölüsünü alın, ayağına taş mı bağlarsınız, paslı bir demir mi bağlarsınız, Atlas Okyanusu'na atın. Türkiye toprağının NATO'nun ölüsüyle kirletmesini kabul etmiyoruz.
NATO Cenaze Töreni organizasyonunu üstlenen AK Parti Diplomasisini tebrik ederiz. Ölü yıkama mesleğine katkıda eşsiz bir performans gösteriyorlar. Bu performansa Türk tarihinde bir yer bulunmuyor ama çöplüğe düşen NATO tarihine altın harflerle yazıldılar.
NATO sonrasına ilişkin piyasaya sürülen hesaplar, daha doğrusu umut ve hayâller, Türkiye için bir tuzaktır. NATO ile paylaşılacak biricik gelecek, çürümedir ve yıkımdır. NATO ile kader birliği, yıkılan çatının altında kalmaktır. NATO’nun ölüsünden ancak cenaze yıkayıcıları ve cenaze levazımatçıları kâr elde eder.
Trump’ın övgüleri kimseye itibar kazandırmaz. Türkiye’de hiçbir güç artık Trump ile ve NATO ile el ele vererek iktidarını koruyamaz ve iktidara yürüyemez. ABD ile iktidar projeleri artık arkada kalmıştır.
ABD’NİN MÜTTEFİKLERİNİ YÖNETME ÖRGÜTÜ
Sayın Başkan, Değerli Arkadaşlar,
NATO’nun en güzel tanımını 1963 yılında General de Gaulle yapmıştı. Fransa'nın İkinci Dünya Savaşı kahramanı Fransız milletine NATO’yu şöyle anlattı:
“NATO, … savunma ruhumuzu zayıflatmayı başarmıştır; o ruh olmadan savunma da olmaz. Millî bağımsızlık arzumuzu uyuşturuyor. Bizi hadım ediyor.»
“NATO bir aldatmacadır. Amerika’nın Avrupa üzerindeki hakimiyetini gizlemek için kurulmuş bir mekanizmadır. NATO sayesinde Avrupa, ABD’ye bağımlı hale getirilmiştir.”
NATO gerçeği budur. NATO, söz yerindeyse ABD’nin NATO ülkelerini gütmesini sağlayan dizgindir. Bu gerçeği, en çarpıcı örnekleriyle Türkiye tecrübelerinde görüyoruz.
TÜRKİYE’NİN NATO TANIKLIĞI
NATO üyeleri arasında Türkiye'nin sicili kadar zengin bir ülke bulamayız. 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da müslüman olmayan yurttaşlarımıza uygulanan tertip, 1971 yılından 2016 yılına uzanan darbeler, hepsi NATO’nun yeraltı örgütlenmesinin marifetleridir.
6-7 Eylül 1955 günü bir Gladyo uygulamasıyla İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni, Yahudi yurttaşlarımızın işyerleri yağmalandı ve yıkıcı eylemler oldu. Tertibin amacı, Türkiye ile Yunanistan'ın arasını açmak ve Kıbrıs'ta Türkler ve Rumların birleşerek Kıbrıs'ı taksim etmelerini önlemekti. O dönemde NATO’ya bağlı yeraltı örgütlenmesinde yer alan ve daha sonra orgeneralliğe terfi eden Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olaylarının NATO’ya bağlı Özel Harp Dairesi tarafından düzenlenen "muhteşem bir örgütlenme" olduğunu ifade etmişti.
NATO’nun parlak sicili şöyle devam ediyor: 1971, 1980 NATO Darbeleri öncesinde, gençlik birbirine kırdırıldı. 1 Mayıs 1977 günü İstanbul’da 34 yurttaşımızı katletti. 1980 öncesinde Kahramanmaraş, Erzincan ve Çorum’da Sünnî-Alevî çelişmesi kışkırtmalarıyla kırımlar tezgâhladı. 1994’te Sivas Madımak’ta ve Erzincan Başbağlar’da Alevî ve Sünnî yurttaşlarımız yakılarak ve kurşuna dizilerek şehit edildi. Kemalist Devrimi tasfiye planında, binlerce gencimiz öldürüldü. Uğur Mumcu’dan Org. Eşref Bitlis’e kadar yüzlerce seçkin aydınımız NATO suikastlarıyla şehit edildi. 1971 döneminde 1500 vatansever subay ve 1980 döneminde 2000 vatansever subay Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Harp Okullarından atıldı. 1980 Darbesinde 600 bin vatandaşımız gözaltına alındı ya da tutuklandı. Sendikalar kapatıldı, siyasal partiler feshedildi. Yalnız Vatan Partisi’nden 1500 yönetici ve üye hapse atıldı.
ABD güdümlü FETÖ Gladyosu’nun 2007 yılından sonraki Ergenekon, Balyoz vb tertiplerinde binlerce subay ve Vatan Partisi’nin yönetim kadroları hapse atıldı. ABD’nin amacı, Türkiye’nin Asya’da mevzilenmesini önlemek, Türkiye’yi bölmek, “Kürdistan” adı altına İkinci İsrail devletini kurmaktı. Başaramadılar!
TÜRKİYE’NİN GLADYO’YU EZMESİ VE NATO ZİNCİRLERİNİ KIRMASI
Sayın Başkan, Değerli Arkadaşlar,
2014 baharında Vatan Partisi önderliğinde Silivri Duvarlarını yıkmamızdan ve arkasından Ordu-Millet işbirliğiyle 15-16 Temmuz 2016’da NATO/FETÖ Darbesini ezmemizden sonra Türkiye yeni bir sürece girmiştir. Türkiye, 12 yıldır NATO’nun yeraltı örgütü olan FETÖ Gladyosunu temizliyor ve ABD/NATO zincirini kırıyor.
Stratejik düzlemden bakarsak, Türkiye 19. Yüzyılın ortalarında başlayan Millî Demokratik Devrimini kesin zafere ulaştırma dönemine girmiştir. Türkiye, Yükselen Asya Uygarlığının öncü konumlarına yerleşmektedir.
Bu süreç, Türkiye’nin Bastille Hapishanesi olan Silivri Duvarını yıkan halk hareketiyle başlamıştır. Vatan Partisi örgütü ise, halk kitlelerini seferber ederek üç kez Silivri duvarlarının kuşatılmasına önderlik etti. Türkiye’nin dört bir yanından seferber edilen halk, kesilen yolları aştı, zorbalığı göğüsledi, barikatları yıktı. 2013 yılındaki kuşatmaların her birine yüz bine yakın insan katıldı. O mücadeleler sonucunda 2014 yılı baharında, 14 Mart günü Silivri Duvarını yıktık ve hem kendimizi hem de Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hapishaneden kurtardık. Böylece Türkiye NATO'dan özgürleşmeye başladı.
ABD’nin cevabı hemen geldi. 15-16 Temmuz 2016'da bir darbe tezgahladı. O gece denebilir ki, Ankara ve İstanbul’da bir Türkiye-Amerika savaşı yaşandı. Genelkurmay, Jandarma Genel Komutanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, TRT, meydanlar ve yollarda, yoğun çatışmalar oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde vatana bağlı olan, Mustafa Kemal'in askerleri, Vatan Partisi'nin televizyonlardan yaptığı çağrılarla harekete geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Polis içindeki Millî Güçler, Gladyo'yu ezdi, bazılarını öldürdü ve geri kalanını hapislere tıktı.
Böylece Türkiye Devletinin NATO zincirini kırma süreci başladı. 15-16 Temmuz 2016'dan hemen 40 gün sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri, Fırat Kalkanı Harekâtıyla güney sınırlarımız ötesinde harekâta girdi. Türk Ordusu, ABD desteğiyle yaşayan PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerine ağır darbeler indirdi. Arkasından Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekâtları birbirini izledi.
TÜRKİYE DEVLETİNİN NATO’DAN TEMİZLENMESİ SÜRECİ
2014'ten bugüne kadar NATO'dan arınıyoruz. Millî Savunma Bakanlığı’nın 2025 yılındaki resmî açıklamalarına göre, NATO ve FETÖ bağlantılı 200’e yakın general ve 24 bin subay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden atıldı. 30 bin polis Emniyet Teşkilatı'ndan, 14 bin yargıç ve savcı yargıdan tasfiye edildi. Toplam 144 bin kamu görevlisi, devletten temizlendi.
Bu sürecin devamında en son, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin liderliği de NATO'dan, FETÖ’den temizleniyor. CHP’nin yönetim mevkilerini parayla satın alanlar, Türk Yargısının kararıyla saptandı ve Atlantik Projesine esaslı darbe indirildi. CHP’nin tepesindeki İmamoğlu ve Özgür Özel ekibi, NATO'nun güvenliği, Amerika'nın güvenliği için siyaset yaptıklarını, Newsweek, Foreign Affairs, BBC, Reuters gibi Batı kaynaklarından açıklıyorlar.
ABD Derin Devletinin RAND Corporation adındaki meşhur kuruluşu, 2020 yılı Ocak ayında "Türkiye'de Milliyetçiliğin Rotası" başlıklı bir rapor yayınlamıştı. 260 sayfalık planda, Türkiye'nin tepesine adını açıkça belirterek Ekrem İmamoğlu'nu getireceklerini iddia ediyorlar. ABD Derin Devletinin bu iktidar planı bozguna uğratılmıştır.
AK Parti İktidarının “Terörsüz Türkiye” dediği, bizim Bütünleşen Türkiye adını verdiğimiz süreç de NATO zincirinden kurtulma kapsamındadır.

ATLANTİK SİSTEMİYLE HESAPLAŞMA GÜNDEMİ
Bugün Türkiye’ye yönelen tehdit, ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin oluşturduğu Silahlı İttifak’tan geliyor. Doğu Akdeniz’e bakıyoruz, bu ülkelerin Noble Dina ve Nemesis Donanma tatbikatlarını görüyoruz. Namlular Türkiye'ye bakıyor! ABD, Yunanistan kıyılarından sonra Ege’ye de askerî üsler kuruyor. NATO, 2025 yılı Mayıs ayında Dedeağaç'ta Meriç nehrini geçme tatbikatı yaptı. Meriç Nehri'ni geçince Türkiye topraklarına gireceklermiş!
Kuzeyimize bakalım, daha yeni Haziran ayı başlarında Ukrayna, Karadeniz'de bir Türk balıkçı gemisini ve bir Türk tankerini vurdu. Türk hükümeti niçin sesini çıkaramıyor? Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan "One minute, one minute" diyordu? Niye Karadeniz’de "one minute" diyemiyor?
Türkiye'nin önünde birkaç yıl içinde kurulacak olan Üreticilerin Millî Hükümeti, Türkiye gemisini vuranları denizin dibine yollayacaktır. Kimsenin kuşkusu olmasın!
Varolan manzara, Atlantik güçlerinin telaşını yansıtıyor. Çünkü Türkiye Atlantik sisteminden ayrılıyor. Türkiye'nin içindeki NATO temizliği, Yükselen Asya Uygarlığının öncü konumuna giden yolları açıyor. ABD, bunu nasıl önleyecek?
Arkada kalan dönemdeki darbelerde, ABD Türkiye'nin içindeki NATO kuvvetlerini kullanıyordu. İçerde Gladyosu vardı, Türk ordusu ve Türk polisi içinde silahlı gücü vardı. Onlar ezildi.
Artık tehdit içerden değil dışarıdan. İçerdeki silahlı güçlerini kaybetti, ama şimdi Türkiye’yi dışardan, hedef alan silahlı güçleri var, üsleri var ve İsrail ile Yunanistan başta olmak üzere müttefikleri var. Fransa da onların yanında. Dahası Hindistan lideri, binlerce kilometre uzaktan geliyor, İsrail yöneticileriyle buluşuyor. Hindistan-İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan üzerinden Avrupa’ya uzanan enerji yolları ve silahlı ittifak projeleri dillendiriliyor. Bu plan, Türkiye yanında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuşak Yol Girişimini, Rusya’yı ve İran’ı da hedef alıyor.
ABD-İsrail eksenli tehdide karşı Türkiye elbette öncelikle öz güçleriyle direnecektir. Ancak Doğu Akdeniz’deki meydan okumalarda bir dengesizlik var. ABD-İsrail tehdidi, güçlü donanması, hava kuvvetleri yanında nükleer silahlara da sahip. Türkiye'nin aynı İran gibi nükleer silahları olan müttefiklere ihtiyacı var. ABD ve İsrail, İran'a karşı nükleer silah kullanamadılar. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya, "Nükleer kullanırsanız aynı yanıtı alırsınız” dedi.
NATO’YA SİLAHLI İSYAN
Türkiye’nin Atlantik sistemiyle hesaplaşması, silahların konuştuğu bir gündemdir. NATO, hep silah kullandı. Dahası NATO, PKK ve FETÖ’yü Türkiye’nin üzerine sürerek açıkça şiddete başvurdu. Türkiye’nin NATO’dan özgürleşmesi de zorbalığa karşı zor kullanılmasını gündeme getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teröre karşı mücadelesi, aslında ABD’nin silahlı güçlerine karşı silahlı mücadeledir. 15-16 Temmuz 2016 Darbesi ancak silahla bastırılabilirdi ve silahla bastırılmıştır.
Türkiye, NATO’ya karşı mücadelede denebilir ki silaha başvuran tek ülke konumundadır. Bu nedenle Türkiye’nin NATO’ya karşı isyan başlattığını söylemek, abartı olmaz. Türkiye, NATO'to silahla isyan eden ülkedir. Bunun kuşkusuz nedenleri var.
Birincisi Türkiye, zengin ülkelerin kulübü olan NATO’daki tek Güney Ülkesidir.
İkincisi Türkiye, Atlantik ülkelerinin NATO’sundaki tek Asyalıdır.
Üçüncüsü Türkiye, Hıristiyan kulübü olan NATO’daki biricik İslam ülkesidir.
Türkiye’nin NATO karşısındaki mevzisi, Gelişen Dünya ülkelerinin mevzisidir, Asya’nın mevzisidir ve İnsanlığın mevzisidir. Bu açıdan Türkiye’nin NATO içindeki cepheleşmesi, Dünya ölçeğindeki Doğu-Batı, Güney-Kuzey saflaşmayla bağlantılıdır.
Türkiye için NATO sistemi içinde ne bağımsızlık olur, ne egemenlik olur, ne güvenlik olur, ne de Üretim Ekonomisi olur. Dolayısıyla Türkiye, stratejik olarak NATO'dan ayrılmak ve zincirlerini koparmak zorundadır.
Türkiye, tarihî bir kararın eşiğindedir. Şimdi bu programın hükümetini kurma zamanıdır. Nitekim Üreticilerin Millî Hükümeti’nin kuvvetleri tarih sahnesine çıkmaya başladı. Yükselen işçi hareketi yanında diğer halk sınıflarının yükselen talepleri ve hareketlenmeleri, yakın geleceğin haberini veriyor.
ATLANTİK TEHDİDİNİ CAYDIRACAK GÜÇ: TRÇİ İTTİFAKI
Biricik çözüm, Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’dır. Vatan Partisi'nin uzun yıllardır savunduğu İttifak, Türkiye'nin gündemine oturdu. MHP de TRÇİ İttifakını savunuyor. Böylece Türkiye, kendisine yönelen tehdidi öz kuvvetleriyle karşılamak yanında, müttefik birikimini de değerlendirme yönünde adımlar atmaya başladı.
Rusya, İran ve Çin ile ittifak, Türkiye için yalnız bir güvenlik programı değil, aynı zamanda Türkiye'nin önündeki ekonomik atılımın da gereğidir. Enerji güvenliğimiz, Doğulu komşularımızda, Özellikle Rusya ve İran yanında Azerbaycan ve Irak'tadır. Türkiye’yi Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte bir üretim üssü haline getirebiliriz. Türkiye’nin birinci ve ikinci dış ticaret ortakları, uzun yıllardan beri Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti. Demek ki Türkiye ekonomisi Asya ikliminde yaşıyor ve gelişiyor.
İNSANLIĞIN KADERİNİ BELİRLEYEN İTTİFAK
Türkiye Rusya Çin İran İttifakı, her dört ülke için de zorunludur ve kaçınılmazdır. İttifakın gizil gücü de buradadır.
Bu İttifak, yalnız ittifakın bileşenleri için değil, insanlık için savaşı önleyecek biricik çözümdür. Bugün büyük savaş tehlikesinin odağında bulunan Doğu Akdeniz’de ABD-İsrail merkezli tehdidi caydıracak güç, Türkiye Rusya Çin İran İttifakıdır. Nitekim İran, ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine karşı savaşta Rusya ve Çin ile işbirliği yaparak zafer kazandı. Rusya Çin İran İttifakı, son savaşta sınandı ve dünyanın ufkunu açtı. Türkiye’nin bu ittifaka katılması kaçınılmazdır.
NATO’NUN DAĞILMASI VE ÇÖKÜŞÜ
NATO’da dağılma ve çöküş, zorunludur.
Sistemin patronu ve temel direği olan ABD’nin Dolar Saltanatı çöktü. ABD ve Batı Avrupa, tarihlerinde görülmemiş bir ekonomik, toplumsal ve siyasal krize, çalkantıya sürükleniyor. Batı Avrupa, Rus tehdidi uydurmalarıyla ekonomisini savaş ekonomisiyle ayakta tutma telaşında. Finans yükü, Rus korkusu işlenerek halkın sırtına bindirilecek.
ABD’nin silahlı gücünün karşısında, Rusya, Çin, İran ve Türkiye gibi önemli silahlı güçler oluştu. ABD ile NATO içindeki diğer emperyalist-kapitalist ülkeler arasındaki çelişmeler, şiddetlendi ve NATO sistemini sorgulayan boyutlara ulaştı.
ABD, NATO içindeki müttefikleriyle düşman konumlara geldi. Türkiye, bunun en belirgin örneğidir. ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı ittifak kurması, NATO’nun dağılmakta olduğunu gösteriyor.
En önemlisi İran’a karşı savaşında ABD’nin “tek dişi kalmış canavar” durumunda olduğu, tartışılmaz bir gerçektir.
Artık hiçbir güç, NATO’yu birleştiremez, NATO’nun dağılmasını ve çöküşünü önleyemez.
Ankara’daki Zirve, NATO’nun cenaze töreni olacaktır.”