ABD ve İran’ın, nükleer program başta olmak üzere anlaşmanın uygulanmasına yönelik kamuoyuna açıklanmayan “gizli teklifler” üzerinde çalıştığı öne sürüldü.
CNN’e konuşan ABD’li kaynaklar, Washington ve Tahran'ın, mutabakat zaptındaki maddelerin hayata geçirilmesi için perde arkasında ek düzenlemeler üzerinde çalıştığını ifade etti.
Kaynaklar, tarafların mutabakat zaptını memnuniyetle karşıladığını ancak İran’ın, kamuoyuna yansıyan 14 maddelik metin dışında herhangi bir ek belgeyi imzalamadığını belirtti.
Dünyanın sonucunu merakla beklediği süreç devam ederken İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Siyaset Akademisi Direktörü Dr. Canan Tercan, ABD basınında gündeme gelen “gizli teklifler” iddialarını ve ABD-İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakatın olası sonuçlarını Hürriyet.com.tr'ye değerlendirdi.
“GİZLİ TEKLİFLER” VE ARKA KAPI DİPLOMASİSİ
Tercan, 14 maddelik mutabakatın kamuoyuna sunulduğu haliyle tam bir barış anlaşması değil, müzakere çerçevesi niteliğinde olduğunu vurguladı. ABD basınında yer alan “gizli teklifler”, “arka kapı diplomasisi” ve “ek protokoller” iddialarının uluslararası ilişkiler açısından şaşırtıcı olmadığını belirterek şunları söyledi:
“ABD ile İran arasında üzerinde uzlaşı sağlandığı açıklanan 14 maddelik mutabakat, kamuoyunda ‘anlaşma’ olarak sunulsa da gerçekte kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade müzakerelerin çerçevesini belirleyen bir yol haritası niteliğindedir. Bu nedenle Amerikan basınında yer alan ‘gizli teklifler’, ‘arka kapı diplomasisi’ veya ‘ek protokoller’ iddiaları uluslararası diplomasi açısından şaşırtıcı değildir. Tarihsel olarak bakıldığında, nükleer programlar, güvenlik garantileri ve yaptırımlar gibi stratejik konular çoğu zaman kamuoyuna açıklanmayan teknik ekler veya gizli diplomatik mutabakatlarla şekillendirilmiştir.”
Tercan’a göre metinde en dikkat çeken unsur, kritik başlıkların 60 gün içinde müzakere edilecek olması ve sürecin henüz tamamlanmamış olması.
NÜKLEER PROGRAM, URANYUM VE DENETİM KRİZİ
En kritik dosyanın İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun geleceği olduğu belirten. Tercan, bu konuda üç olası senaryoya dikkat çekti:
- Stokların seyreltilmesi,
- Üçüncü ülkeye transfer edilmesi
- İran içinde uluslararası denetim altında tutulması.
Ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) denetim yetkilerinin kapsamının da belirsizliğini koruduğunu ifade etti.
Tercan, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bilhassa İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti en önemli dosyadır. ABD bu malzemelerin tamamen uluslararası denetime açılmasını isterken, İran bunu egemenlik hakları çerçevesinde değerlendirmektedir.”
FÜZE DOSYASI VE BÖLGESEL VEKÂLET GÜÇLERİ
Mutabakatta balistik füze programına yer verilmemesini “dikkat çekici bir boşluk” olarak değerlendiren Tercan, bu alanın bilinçli şekilde ikinci plana bırakıldığını ifade etti.
Tercan’a göre İran’ın bölgesel vekil güçleri olan Hizbullah, Irak’taki Şii milisler, Suriye’deki İran destekli unsurlar ve Yemen’deki Husiler de sürecin en hassas başlıkları arasında yer alıyor.
İsrail’in bu konuda sert tutumu nedeniyle bazı dosyaların perde arkasında yürütüldüğünü belirten Tercan, Lübnan cephesindeki gelişmelerin de anlaşmanın geleceğini doğrudan etkileyeceğini söyledi.
300 MİLYAR DOLARLIK EKONOMİK PAKET VE KÖRFEZ FAKTÖRÜ
Mutabakatta yer alan 300 milyar dolarlık yeniden inşa ve kalkınma planının en belirsiz alanlardan biri olduğunu belirten Tercan, finansmanın kaynağı ve dağıtım mekanizmasının netleşmediğini şöyle ifade etti:
“Diplomatik çevrelerde bu yükün önemli bölümünün Körfez ülkeleri tarafından üstlenilmesi ihtimali konuşulmaktadır. Böyle bir senaryoda güvenlik garantileri ve ABD’nin fon üzerindeki rolü de kritik olacaktır.”
Tercan, İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasına, SWIFT sistemine dönüşüne ve enerji yaptırımlarının kaldırılmasına ilişkin henüz net bir tarih oluşturulmadığını belirtti.
EN BÜYÜK RİSKLER: İSRAİL, IAEA VE İÇ SİYASET
Tercan’a göre mutabakatın uygulanabilirliği önündeki en büyük risk İsrail’in sürece karşı tutumu. Bunun yanı sıra IAEA’nın denetim sürecinden çıkabilecek olası raporlar da süreci yeniden krize sürükleyebilir.
ABD iç siyasetinde Kongre dengeleri, Cumhuriyetçi kanadın tutumu ve İran içindeki muhafazakâr yapılar da önemli kırılganlık alanları olarak öne çıkıyor.
Tercan, bu konuda şunları söyledi:
“Önemli bir risk de IAEA’nın yürüteceği doğrulama sürecidir. Eğer İran’ın yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği yönünde bir rapor yayımlanırsa, süreç çok kısa sürede yeniden krize dönüşebilir.”
TRUMP STRATEJİSİ: BASKI, MÜZAKERE VE JEOPOLİTİK DENGE
Dr. Canan Tercan, Trump yönetiminin dış politikada “maksimum baskı ve ardından müzakere” stratejisini sürdürdüğünü belirtti. Bu yaklaşımın Kuzey Kore, Çin ve NATO ilişkilerinde de görüldüğünü hatırlattı.
“Trump yönetimi ile dünya yeni bir liderlik profiliyle tanıştı. Ani karar değişiklikleri ve çok aktörlü süreçler bu dönemin karakteristiğidir.”
Tercan’a göre ABD’nin İran konusunda daha esnek bir nükleer yaklaşım geliştirmesi, yalnızca diplomatik değil aynı zamanda ekonomik ve küresel jeopolitik zorunlulukların da sonucu.
Çin ile rekabet, Rusya-Ukrayna savaşı ve Hint-Pasifik bölgesindeki stratejik öncelikler nedeniyle Washington’ın Orta Doğu’da yeni bir uzun savaş istemediği değerlendiriliyor.
GEÇİCİ ÇERÇEVE, BELİRSİZ GELECEK
Tercan’a göre açıklanan 14 maddelik mutabakat, buzdağının yalnızca görünen kısmı. Asıl belirleyici süreç ise 60 günlük müzakere döneminin sonunda ortaya çıkacak.
Tercan, bu duruma dair “Dolayısıyla mevcut tabloyu yalnızca geçici bir taktik olarak okumak eksik kalacaktır. Daha doğru değerlendirme, Trump yönetiminin değişen küresel dengeler doğrultusunda diplomatik araçları daha etkin kullanmaya başladığı yönündedir.” değerlendirmesinde bulundu.