Ana içeriğe geç

İran ve Umman’dan Hürmüz’de ortak hamle

Hürmüz’e kıyıdaş iki ülke Boğaz’ın yönetimi, sunulacak hizmetler ve bunların maliyetleri konusunda ortak çalışma grubu kurma kararı aldı.

İran ve Umman’dan Hürmüz’de ortak hamle
Aydınlık
16

ABD, İran karşısındaki hezimetini en azından kendi kamuoyunda bir “zafer algısına” dönüştürmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişti. Donald Trump yönetimi, Pakistan ve İsviçre’de varılan mutabakatlara yönelik eleştirileri bastırmak amacıyla dört başlığı kendi yorumuyla öne çıkarıyor: Hürmüz Boğazı, dondurulmuş varlıklar, balistik füze programı ve nükleer denetim.

HÜRMÜZ’DE ‘ÜCRET’ ÇARPITMASI

Hürmüz’deki anlaşmazlık, boğazın kontrolü ve geçişlerden alınacak ücretler üzerinde yoğunlaşıyor. Bugüne kadarki resmî açıklamalar, İran’ın boğazı kademeli olarak açacağı, bölgedeki denetimini sürdüreceği ve 60 günlük müzakere süresince herhangi bir “hizmet bedeli” talep etmeyeceği yönündeydi.

Buna rağmen Washington itirazlarını sürdürmekle kalmıyor, “ücret” meselesini de çarpıtıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü yaptığı açıklamada, olası nihai anlaşmanın İran’a Hürmüz’den “geçiş ücreti” alma hakkı vermeyeceğini tekrar etti. Rubio’ya göre böyle bir uygulama uluslararası hukuka aykırı olurdu.

Ancak Trump’ın birkaç gün önce dile getirdiği “Gerekirse Hürmüz’den ücreti biz alırız!” sözleri bir kenara, Rubio’nun açıklamalarında önemli bir sorun bulunuyor. İran’ın savunduğu model “geçiş ücreti” değil, İstanbul Boğazı’ndaki uygulamaya benzer şekilde belirli hizmetler karşılığında alınacak bir bedel. Tahran bunu da boğazın diğer kıyıdaş ülkesi Umman ile birlikte ve uluslararası hukuk çerçevesinde hayata geçirmeye hazırlanıyor.

TAHRAN İLE MASKAT ÇALIŞMA GRUBU KURDU

Bu nedenle İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi bu hafta Maskat’ta Umman Sultanı ve üst düzey yetkililerle görüştü. Salı akşamı yayımlanan ortak açıklama, Hürmüz konusunda ilk somut adımın atıldığını ortaya koydu:

- İki ülke, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi, burada sunulacak hizmetler ve bunların maliyetleri konusunda uluslararası standartlara uygun bir anlaşmaya varmak amacıyla çalışma grubu kurulmasına karar verdi.

- İran ve Umman, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin sağlanmasına yönelik kararlılıklarını yineledi.

- Taraflar, boğazdaki karasuları üzerindeki egemenlik haklarını vurguladı.

- Sürecin İslamabad Mutabakat Zaptı doğrultusunda yürütüleceği belirtildi.

Kalibaf da Umman ziyareti öncesinde “Hürmüz asla savaş öncesi durumuna dönmeyecek!” mesajını vermişti.

ÇİFTÇİLERİ KURTARMA PLANI MI?

ABD’nin mutabakatla ilgili en dikkat çekici iddiası ise İran’ın dondurulmuş varlıklarına ilişkin. İsviçre görüşmelerinde 12 milyar dolarlık fonun aşamalı olarak serbest bırakılması kararlaştırıldı.

Ancak Washington’a göre İran bu parayı ABD’den mısır, soya fasulyesi ve diğer tarım ürünlerini satın almak için kullanacak. Trump bunu şu sözlerle anlattı:

“ABD Hazine Bakanlığının serbest bıraktığı para ve/veya yaptırımlar, ABD tarafından kontrol edilen emanet hesaplara aktarılacak ve yalnızca gıda ile tıbbi malzeme alımında kullanılacak. Bu alımlar da sadece ABD’den yapılacak.”

Trump’ın hesabı açık: Çin ile ticaret savaşında ağır darbe alan Amerikan çiftçisine yeni pazar açmak.

Ancak çiftçilerin kendisi bu plana pek inanmıyor. South China Morning Post’a konuşan Illinoisli üreticiler, Trump yönetiminin beklentilerini “son derece safça” olarak nitelendiriyor.

Onlara göre İran pazarına giriş ciddi lojistik yatırımlar gerektiriyor. Dahası İran’ın ne kadar Amerikan soya fasulyesine ihtiyaç duyacağı da belirsiz. ABD’nin soya ihracatının önemli bölümü hayvan yemi, özellikle de domuz yemi olarak kullanılıyor. Bu nedenle İran’ın bu ürünler için büyük bir pazar oluşturması beklenmiyor.

Asıl sorun ise bu ticari planın bugüne kadar açıklanan mutabakat metinlerinde yer almaması. İran da söz konusu iddiaları doğrulamış değil. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Merkez Bankası’nın bu fonları “istediği şekilde” kullanacağını belirterek Washington’un açıklamalarını reddetti.

BALİSTİK FÜZELERİ HATIRLADILAR

Amerikalı yetkililerin bir diğer iddiası, İran’ın İsviçre’de balistik füze programını tartışmayı kabul ettiği yönünde. Oysa savaş öncesinde ABD ve İsrail’in temel hedeflerinden biri olan bu konu, savaşın gidişatı İran lehine değiştikçe Washington tarafından tamamen gündemden çıkarılmıştı. Şimdi ise Tel Aviv’in baskısıyla yeniden dolaşıma sokuluyor gibi görünüyor.

Gerçekte ise füze meselesi hiçbir müzakere turunda masaya gelmedi ve hiçbir mutabakat metninde yer almadı. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan salı günü İslamabad’da yaptığı açıklamada, balistik füzelerin mutabakat zaptında bulunmadığını hatırlattı ve “asla da yer almayacağını” söyledi.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de İran’ın diğer ülkeler gibi balistik füzelere sahip olma hakkı bulunduğunu ifade etti. Geçen hafta Trump da açık biçimde aynı gerçeği kabul etmişti.

UAEA İDDİASI DA ÇÖKTÜ

Washington’un öne çıkardığı son başlık ise İran’ın Haziran 2025’ten bu yana denetime kapattığı nükleer tesislerini yeniden UAEA müfettilerine açmayı kabul ettiği iddiası.

İran Dışişleri Bakanlığı bu hafta yaptığı açıklamalarda ABD’ye herhangi bir nükleer taahhüt verilmediğini ve denetim rejiminde değişiklik olmadığını birkaç kez yineledi.

Bu konuda son çıkış UAEA Başkanı Rafael Grossi’den geldi. İran’ın İsviçre’de görüşmeyi reddettiği Grossi, yakında denetimlerin başlayacağını öne sürdü ve bunun mutabakat zaptında yer aldığını savundu. Ancak şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler farklı bir tablo ortaya koyuyor. İran’ın nükleer başlığı Lübnan ve Hürmüz gibi temel meselelerde ilerleme sağlanmasına bağladığı mutabakat metniyle sabit. Tahran’ın nükleer dosyada verdiği tek somut sinyal ise elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunun seyreltilmesine yönelik prensipteki yaklaşımı oldu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler