Ana içeriğe geç

Yapay zekâ teknokrasisi kaçınılmaz mı?

Demokrasilerin rekabetçilik sıralamalarında gerilediği, yapay zekânın bir yönetişim aracına dönüştüğü ve stratejik yeteneğin sermayeyle aynı masada oturduğu bir döneme giriyoruz. Gücün merkezileşmesiyle Leviathan’ın tepesi ile tabanı arasında ciddi bir uçurum olacak. Hem toplumsal hem bireysel boyutta ülkelerin bu denklerimin neresinde yer alacağını tercihleri bile belirlemeyebilir.

Yapay zekâ teknokrasisi kaçınılmaz mı?
Dünya Gazetesi
16

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

İsviçre'de bu ay gerçekleştiri­len referandumda nüfusun 10 milyonla sınırlanması oyla­maya sunuldu. Sonuçta halk öneri­yi veto etti. Ancak evet seçeneğinin yüzde 40’ın üzerinde seyretmesi, kişi başı gelirde dünya birinciliği­ne koşan bir ülkede bile büyüme­nin artık herkesi taşıyamadığına dair kaygının ne denli derinleşti­ğini gösteriyor. Birkaç hafta önce Samsung Electronics, bellek çi­pi bölümü çalışanlarına grevi ön­lemek için yaklaşık 350 bin euro prim teklif etti. Aynı dönemde Çin hükümeti, Meta'nın yerel yapay zekâ girişimi Manus'u 2 milyar do­lara satın almasını veto etti.

Bu üç gelişme birbirinden ba­ğımsız görünse de işaret ettiği kav­ramsal kırılım aynı. Artık kimin neyi geliştirip ürettiği kadar, hangi teknolojileri dışladığı da belirleyi­ci. Rekabetçilik veri, yetenek, ser­maye ve kritik teknoloji üzerindeki denetimlerle ölçülüyor.

Eurasia Group kurucusu Ian Bremmer'in ünlü J-Eğrisi teorisi, son yirmi yılın en işlevli jeopolitik analizlerinden biriydi. Modele gö­re kapalı rejimler izole olarak istik­rar sağlarken, açılma çabaları san­cılı bir istikrarsızlığa, ancak süreç tamamlanırsa daha engin bir de­mokrasi ve sağlam bir istikrara yol açmaktaydı. Demokratikleşme, li­beralleşme, ticaret anlaşmaları gi­bi unsurlar J'nin açık koluna yer­leşiyordu.

Liberal sınıfta değerlendirile­meyecek, daha otokratik, verimli ama hesap verebilirlik açısından farklı kurumsal yapılara sahip sis­temler iktisadi gelişim ve rekabet­çilik bakımından artık daha revaç­ta. Rekabetçilik ile demokrasi ara­sındaki bu mesafenin açılması da yapısal bir mesele.

IMD Dünya Rekabetçilik Mer­kezi Direktörü Arturo Bris'in 'L Eğrisi' olarak tanımladığı yakla­şım; yeni dönemde istikrar ve güç dengesiyle gelişmiş teknolojileri (başta yapay zekâ) geliştirme, ko­nuşlandırma ve yönetme kapasi­tesine bağlı. Eğrinin L harfi olarak tanımlanması hem matematiksel hem de felsefi. Leviathan’a atıfla “L” harfinin dikey kısmı yüksek teknolojik kapasiteyi elinde bu­lunduranlar. Geri kalanlar dipte yatayda yer almakta.

Yapay zekâ: Üretkenlikten yönetime

IMD kavramsal dönüşümü dört başlıkta incelemiş. Toplumsal olarak İsviçre referandumu sem­bolik. Büyümenin niteliği sor­gulanırken, kimin yararlandığı, servetin nasıl dağıldığı, yaşam standartlarının sürdürülüp sür­dürülemeyeceği gibi sorular artık refah devletlerinde de gündemde.

Samsung'un prim teklifinin getirdiği iktisadi dönüşüm daha derin. Emek ile sermaye arasın­daki denge, sermaye ile 'strate­jik yetenekler' arasındaki gerilime dönüşmek­te. Niş ve yüksek katma değerli uz­manlığa sahip bireyler orantı­sız değer yara­tıyor. Geri ka­lan emek gücü ya metalaşıyor ya da bütü­nüyle dışla­nıyor. Yapay zekâ bu ay­rışmayı hızlandıracaktır.

Kurumsal altyapıda çok taraflı kural bazlı sistemler çözülmekte. Çin'in Manus anlaşmasını engel­lemesi ile ABD'nin gelişmiş Anth­ropic gibi yapay zekâ teknolojile­rine yönelik ihracat kısıtlamaları, kritik teknolojilerin artık jeopo­litik dinamiklerin birincil unsu­ru hâline geldiğini somut biçimde gösteriyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bu alanlarda devre dışı ka­lırken, ikili anlaşmalar ve siyasi güç gösterileri öne çıkmakta.

Siyasi olarak zayıflayan or­ta sınıfla birlikte Avrupa'da bile gençler arasında aşırı sağa yöne­lik destek artışta. Ancak asıl kırıl­ma ülkeler arası rekabetçilik sı­ralamalarındaki durum. Liberal demokrasi­lerin teknokratik sistemlere karşı gerilemesi, cid­diye alınma­sı gereken bir sinyal.

Yapay zekâ­nın jeopolitik boyutu artık yadsınamaz bir gerçek. Gö­zetleme, enformasyon denetimi ve güvenlik uygulamalarındaki kul­lanımı, teknolojiyi devlet gücünü pekiştiren bir enstrümana dönüş­türüyor. Sermaye de yapay zekâ­nın etrafında yoğunlaşıyor. MSCI Tüm Ülkeler Dünya Endeksi'nin yüzde 32’si teknoloji ağırlıklı his­selerden oluşuyor. Veri merkezleri ve enerji altyapısı için elzem kay­naklar, yarışı salt bir yazılım reka­betinden çıkararak, hammadde, enerji ve lojistik hâkimiyeti me­selesine dönüştürdü. İyi bir yapay zekâ modeli geliştirmek yetmiyor. Modeli besleyen girdileri de kont­rol etmek gerekiyor.

Bris'in 'yapay zekâ teknokra­sisi' (AI-tocracy) olarak adlan­dırdığı teknolojik hâki­miyet, siyasi dene­timi pekiştiriyor. Verimlilik kaza­nımları demok­rasinin pahası­na elde ediliyor. Bremer’ın kla­sik J Eğrisi'nde şeffaflık ve de­netim istikrar ve değer üretme­de katalizör tesiri yapmaktaydı. Yeni L Eğri­si'nde bu seçenek ortadan kalkıyor.

Türkiye hangi kolda?

Türkiye gibi gelişmekte olan ül­keler, L Eğrisi'nin yarattığı gerili­mi hem coğrafi hem kurumsal kat­manlarıyla derinden hissetmekte. Batı teknoloji ekosistemi ile Çin ve Körfez sermayesi arasında giderek belirginleşen bir eksen üzerinde konumlanıyor. Bu konum hem bir manevra alanı hem de bir kırılgan­lık. Ana üretici olmayınca, L’nin ta­banına birçok konuda demir atmak durumunda kalıyorsunuz.

Teknolojik egemenliği devlet eliyle kurumsallaştırma çabala­rı da gelişmekte olan ülkeler için ters tepebiliyor. Örneğin kurumsal boyutta Türkiye'nin TROY ödeme altyapısı, FAST anlık ödeme sis­temi ve veri egemenliğine yönelik düzenleme tercihleri, dijital eko­nomi üzerindeki ulusal denetimi güçlendirme iradesinin somut gös­tergesi. Ancak bu koruyucu refleks zaman zaman uluslararası serma­ye ve teknoloji ortaklıkları için cay­dırıcı bir ortam da üretiyor.

Diğer yandan yetenek meselesi de yapısal bir sorun olarak varlığı­nı sürdürüyor. Üniversitelerden ye­tişen mühendis ve veri bilimi uzmanlarının önemli bir bölümü Avrupa, Kör­fez ve Kuzey Ame­rika'ya yönelme­ye devam ediyor. Samsung'un prim teklifinin simge­lediği 'stratejik ye­tenek ekonomisi', Türkiye için hem bir uyarı hem de bir fırsat işareti.

Bu yarışta tutu­nabilmek için yeteneklere çekici koşulları sağlamak şart. Ben­ce bu en başta şehirlerin kentsel, mimari ve içerik tasarımından baş­lamalı. Türkiye'nin Orta Koridor üzerinden Orta Asya ve Kafkasya ile kurduğu bağlantı ağı jeopolitik açıdan değerleniyor. Bunun ötesin­de regülatif çerçevede, Türkiye'nin 2023-2030 Yapay Zekâ Stratejisi doğru yönde atılmış bir adım. An­cak uygulama hızı ve finansmanın derinliği belirleyici olacak.

Teknoloji kimin için?

Rekabetçilik ile demokrasi ay­rışıyor. Bunun bir trend mi yoksa konjonktürel bir sapma mı oldu­ğuna henüz net bir yanıt vermek güç. Ancak teknolojik kapasite ile demokratik kurumlar arasın­daki varsayılan uyumun sarsıl­maya başladığı bir döneme giri­yoruz. Teknoloji yalnızca serveti değil, siyasi gücü de yoğunlaştırı­yor. Türkiye'nin demokratik ku­rumlarının sağlamlığı ile tekno­loji politikası, bütünleşik biçimde ele alınmak zorunda. Yapay zekâ yönetişimi bir regülasyon mesele­si olmasının yanında aynı zaman­da siyasi bir tercih. Kimin hangi modeli nasıl denetlediği, veriye kimin nasıl eriştiği gibi soruların yanıtları sadece piyasa verimlili­ğini değil, kurumsal gücün nerede toplandığını ve hangi unsurların dışlanacağını belirliyor.

21. yüzyılın nihai rekabeti sa­dece teknolojiler arasında olma­yacak. Teknolojinin ne için var ol­duğuna dair farklı yaklaşımlar arasında da olacak. Yapay zekâ­nın vatandaşlara mı yoksa iktida­ra mı hizmet edeceği sorusu tek­nik olmanın ötesinde derin bir si­yasi seçim. L Eğrisi'nin mantığıyla bu seçimi ertelemek mümkün de­ğil. Teknolojik kapasite artık hem verimlilik hem de güç dağılımının belirleyicisi. Biri olmadan diğeri, uzun vadede kendi kendini aşın­dırıyor. L-eğrisinin (Leviathan) dik çıkışında yer edinmek mi, yok­sa yatay zemininde sürüklenip git­mek mi? Bu soru önümüzdeki on yıla dair belki de en belirleyici olan.

Kaynağa Git

İlgili Haberler