Derleyen: Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Gerçek adı Halit Keskiner olan bu adam, kimi anlatılarda 'sıradan bir mahalle kabadayısı', kimilerinde ise 'tarihin en usta dolandırıcısı'olarak anılır. Bugün onun hakkında yazılanlar, söylenenler ve yayılan efsaneler, İstanbul’un sosyal hayatını, suç dünyasını ve halk belleğini anlamak açısından dikkat çekici bir panorama sunuyor. 1890’larda Eyüp’te doğduğu bilinen Halit’in ailesi ve eğitimi hakkında net bilgiler maalesef yok. Kimi kaynaklar onun için, genç yaşlarında işsiz ve yoksul olması nedeniyle küçük çaplı hırsızlıklarla başladığını, kısa süre içinde ise çevresindeki insanları kandırma ve yönlendirme kabiliyetiyle öne çıktığını söylüyor. Eyüplü Halit’in adıyla özdeşleşen en önemli özellik, hayal gücü ve insan psikolojisini ustalıkla kullanmasıydı. Onun yöntemleri, kimi zaman komik, kimi zaman ürkütücü boyutlara ulaştı.
TARİHİN EN USTA DOLANDIRICISI
Eyüplü Halit, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul’un en konuşulan isimlerinden biriydi. Kurnaz zekası, yaratıcı dolandırıcılık yöntemleri ve halk arasında yayılan öyküleriyle Halit, dönemin basınında meşhur dolandırıcı olarak anılıyordu. Bugün geriye kalan mahkeme kayıtları ve gazete arşivleri, onun İstanbul’un karanlık sokaklarındaki maceralarını gün yüzüne çıkarıyor. Eyüplü Halit’in en bilinen yöntemlerinden biri, İstanbul’un işgal yıllarında ortağı Arap Abdullah ile birlikte Feridiye semtinde kiraladıkları evi karakola çevirmesiydi. Sahte polis kıyafetleri giyerek dolaşan ikili, zengin Rum ailelerini ihbar edileceksiniz korkusuyla sindiriyor ve büyük meblağlarda para topluyordu. Yürüttükleri bu oyun, hem dönemin gazetelerinde hem de mahkeme kayıtlarında geniş yer buldu. Sahte karakol, sadece bir yöntem değil, Halit’in zekasının ve yaratıcılığının bir göstergesiydi. İstanbul’un kalabalık sokaklarında, kısa sürede güvenilir bir düzen yaratıyor ve kurbanlarını buna inandırıyordu. Üstelik oyunları yalnızca zenginleri değil, bazen kendi çevresindeki kişilerden de fayda sağlamayı içeriyordu.Eyüplü Halit’in hikayeleri yalnızca kulaktan kulağa aktarılmadı, dönemin basınında da yer buldu. 1941’de Vatan gazetesinde “Eyüplü Halid’in Maceraları” başlıklı bir dizi tefrika yayımlandı. Bu yazılarda Halit’in planları, kandırdığı insanlar ve oyunbazlığı aktarılıyordu. Daha sonraki yıllarda gazeteciler, onun ismini anarken bir yandan tarihin en usta dolandırıcısı derken, bir yandan da anlatılanların doğruluğunu sorguladı. Çünkü yazılanların bir kısmı belgelerle doğrulanırken, diğer kısmı halk arasında büyüyen söylentilerden ibaretti.
GALATA KULESİ VE DOLMABAHÇE SAAT KULESİ’Nİ YABANCILARA SATIŞA ÇIKARDI
Ancak onun ününü pekiştiren asıl olay, ‘satışa çıkardığı’tarihi yapılar oldu. Rivayetlere göre Eyüplü Halit, Galata Kulesi’ni ve Dolmabahçe Saat Kulesi’ni yabancılara sattı. Bugün bir şehir efsanesi tadında anlatılan bu dolandırıcılık vakaları, aslında Halit’in cesaretini ve kurnazlığını gözler önüne seriyor. Halit’in dolandırıcılık yöntemleri yalnızca tarihi yapılarla sınırlı değildi. Farklı dönemlerde iş insanlarını, yabancı tüccarları ve hatta sıradan vatandaşları kandırdığı biliniyor. Kendisini farklı kimliklerle tanıtması, resmi görünümlü belgeler hazırlatması ve yabancı dil bilgisiyle karşısındakileri etkilemesi, onun en önemli silahlarıydı. Dönemin gazetelerinde de adı sık sık yer alıyordu. Her defasında yakalanıp kısa süre hapse atılsa da Halit, bir şekilde kendini kurtarmayı başarıyor, birkaç ay sonra yeniden sahneye çıkıyordu.Bu yönüyle o, halk arasında hem öfke hem de hayranlık uyandıran bir figüre dönüştü. Defalarca tutuklanmış olmasına rağmen her seferinde bir yolunu bulup serbest kalmayı başarmış, hatta halk arasında “yakalanmayan hırsız” gibi bir şöhrete ulaşmıştı. Onu farklı kılan, dolandırıcılığını kaba kuvvetle değil zekası ve ikna kabiliyetiyle yapmasıydı. Bu yüzden Eyüplü Halit, bir tür 'şehir efsanesi'ne dönüşmüştü.
Halit, hapishaneye girdiğinde bile boş durmadı. Mahkumları bile oyuna getirmeyi başardı. Koğuşa yeni gelen mahkumlara, elinde koğuştaki bir sobayı satıyormuş gibi davranıyor ve paralarını alıyordu. Bu yöntem, onun kurnaz zekasının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. Cezaevindeki arkadaşları, Halit’in oyunlarını 'ustaca ve inanılmaz' olarak anlatıyordu. Bu taktik, onun toplumsal zekâsının ve insan psikolojisini okuma becerisinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Halit, hem korku hem de merak unsurlarını kullanarak, sıradan insanların bile kendisine inanmasını sağlayabiliyordu.
KADINLARI EVLİLİK SÖZÜYLE DOLANDIRIP PARALARINI ALDI
Eyüplü Halit’in ismi, özellikle kadınlarla ilgili davalarda da sıkça gündeme geldi. Genç kadınlara evlilik sözü veriyor, ardından paralarını alıp ortadan kayboluyordu. Bu yüzden dönemin gazeteleri onu 'kadın avcısı' olarak tanımlıyordu. Mahkemelerde şahitler, Halit’in kadınları otellerden alıp kandırdığını söylüyor, Halit ise çoğu zaman suçlamaları reddediyordu. Bu yöntem, onun yalnızca bireysel zenginleşme aracı değil, aynı zamanda toplumsal bir oyun kurma becerisi olduğunun göstergesiydi. Kadın kurbanların yaşadıkları mağduriyetler, dönemin gazetelerinde uzun uzun yer bulmuş ve halkın ilgisini çekmişti. 1930’lu yıllarda Halit’in adı, İstanbul’daki birçok mahkeme salonunu doldurdu. Kadını kandırma, haksız para alma ve sahte belgelerle dolandırıcılık gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Dönemin gazeteleri, davaları detaylı şekilde takip etti, mahkeme tutanakları ise Halit’in zekası ve halkı manipüle etme yeteneğini açıkça ortaya koydu.
Bugün Eyüplü Halit’in hikayesi, İstanbul’un kentsel hafızasında bir efsane olarak yaşıyor. Onun gerçekten Galata Kulesi’ni satıp satmadığı belki hiçbir zaman kesin olarak bilinmeyecek. Ancak hakkında anlatılanlar, şehirdeki sosyal hayatın ne kadar renkli, bir o kadar da karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor. Eyüplü Halit, kentin tarihine yalnızca bir dolandırıcı olarak değil, aynı zamanda İstanbul’un gündelik hayatındaki boşlukları, düzensizlikleri ve güven zafiyetlerini ustaca kullanan bir uyanık olarak geçti.