Ana içeriğe geç

SEDEFED Başkanı Emine Erdem: Türkiye’nin rekabet gücü gençlerin bu ülkede gelecek kurma inancına bağlı

SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, 2 Aralık’ta Sabancı Center’da düzenlenecek 18. Rekabet Kongresi öncesinde KARAR'a yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin rekabet gücünün artık düşük maliyetle değil; yüksek katma değer, teknoloji, verimlilik, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan kaynağıyla ölçüleceğini söyledi. Erdem, “Türkiye’nin rekabet gücü, gençlerin bu ülkede gelecek kurma inancını güçlendirebildiğimiz ölçüde artacaktır” dedi.

SEDEFED Başkanı Emine Erdem: Türkiye’nin rekabet gücü gençlerin bu ülkede gelecek kurma inancına bağlı
Karar
16

Sektörel Dernekler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, 2 Aralık’ta Sabancı Center’da “Rekabetin Gelecek Stratejileri” temasıyla düzenlenecek 18. Rekabet Kongresi öncesinde Türkiye’nin rekabetçilik gündemine ilişkin KARAR'a değerlendirmelerde bulundu.

Rekabetin tanımının son yıllarda köklü biçimde değiştiğini belirten Erdem, üretim kapasitesi, fiyat avantajı ve pazar payı gibi klasik göstergelerin artık tek başına yeterli olmadığını söyledi.

Erdem’e göre yeni dönemde rekabet; teknolojiye uyum, verimlilik, yeşil dönüşüm, finansmana erişim, nitelikli insan kaynağı, kurumsal dayanıklılık ve küresel değer zincirlerine entegrasyon kapasitesiyle birlikte ele alınmalı.

“DAHA ÇOK ÜRETMEK YETMEZ”

18. Rekabet Kongresi’nin bu yılki temasının bu dönüşüm ihtiyacından doğduğunu belirten Erdem, geleceğin rekabet gücünün yalnızca daha çok üretmekten geçmediğini vurguladı.

Erdem, “Geleceğin rekabet gücü, yalnızca daha çok üretmekten değil; daha akıllı, daha sürdürülebilir, daha kapsayıcı ve daha yüksek katma değerli üretmekten geçiyor” dedi.

Türkiye’nin coğrafi konumu, üretim kültürü, girişimcilik kapasitesi ve genç insan kaynağıyla önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Erdem, bu avantajların kalıcı rekabet gücüne dönüşebilmesi için ortak akla, veriye dayalı politikalara ve uzun vadeli stratejilere ihtiyaç olduğunu ifade etti.

“EN BÜYÜK KIRILGANLIK ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK İHTİYACI”

Bugünün ekonomik koşullarında sektörlerin en büyük kırılganlığının öngörülebilirlik eksikliği olduğunu belirten Erdem, enflasyonist ortam, finansman maliyetleri, kur hareketleri, enerji ve hammadde fiyatlarındaki dalgalanmaların şirketlerin planlama kabiliyetini zorlaştırdığını söyledi.

Özellikle KOBİ’lerin bu süreçten daha fazla etkilendiğini dile getiren Erdem, büyük ölçekli şirketlerin risk yönetimi, finansmana erişim ve dijitalleşme kapasitesi bakımından daha güçlü araçlara sahip olduğunu; KOBİ’lerin ise aynı dönüşüm baskısını daha sınırlı kaynaklarla yönetmek zorunda kaldığını kaydetti.

Erdem’e göre Türkiye’nin rekabet gücü, yalnızca öncü sektörlerin başarısıyla değil, tüm sektörlerin dönüşüm zincirine dahil edilmesiyle artabilir.

TEKNOLOJİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİ DAHA HIZLI UYUM SAĞLIYOR

Sektörel dönüşüm hızına da değinen Erdem, teknoloji, yazılım, e-ticaret, lojistik, yenilenebilir enerji, savunma sanayii, mobilite ve bazı ihracat odaklı üretim alanlarının dönüşüme daha hızlı uyum sağladığını söyledi.

Bu sektörlerin küresel rekabetle daha doğrudan temas halinde olduğunu ve dijitalleşme ile verimlilik baskısını daha erken hissettiğini belirten Erdem, buna karşılık geleneksel üretim alanlarında, emek yoğun sektörlerde ve finansal kapasitesi sınırlı işletmelerde dönüşümün daha yavaş ilerlediğini ifade etti.

“DÖNÜŞÜM YATIRIM GEREKTİRİYOR”

Yüksek enflasyonun şirketlerin maliyet yönetimini, fiyatlama davranışlarını ve yatırım kararlarını doğrudan etkilediğini belirten Erdem, finansmana erişimin rekabetçilik açısından kritik başlıklardan biri olduğunu söyledi.

Erdem, dijitalleşme, yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve insan kaynağı gelişiminin tamamının yatırım gerektirdiğini vurgulayarak, uygun koşullarda finansmana erişemeyen şirketlerin geleceğe hazırlanmak yerine günü yönetmeye odaklandığını belirtti.

Bu durumun uzun vadede verimlilik kaybı ve rekabetçilik açığı yarattığını söyleyen Erdem, küresel belirsizliklerin de şirketlerin gündeminde kalıcı hale geldiğine dikkat çekti.

“İŞ DÜNYASI ÖNGÖRÜLEBİLİR POLİTİKA BEKLİYOR”

SEDEFED’in temsil ettiği sektörlerden gelen beklentilerin geniş bir alana yayıldığını belirten Erdem, ortak başlıkların öngörülebilir ekonomi politikaları, finansmana erişim, vergi ve teşvik sistemlerinde sadeleşme, yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi, nitelikli işgücü açığının giderilmesi ve mevzuat süreçlerinde istikrar olduğunu söyledi.

Erdem’e göre iş dünyası, kamudan öncelikle güven veren, uzun vadeli ve uygulanabilir politikalar bekliyor.

Regülasyonların sektörlerle birlikte değerlendirilmesi, etki analizlerinin yapılması ve uygulama süreçlerinde geçiş dönemlerinin doğru tasarlanması gerektiğini vurgulayan Erdem, istişare kültürünün yatırım ortamı için kritik olduğunu belirtti.

“REKABETİ DÜŞÜK MALİYET ÜZERİNDEN OKUMAYI BIRAKMALIYIZ”

Türkiye’nin rekabetçiliğini artırmak için öncelikle verimlilik meselesine odaklanılması gerektiğini söyleyen Erdem, düşük maliyet avantajı üzerinden rekabet etme döneminin geride kaldığını ifade etti.

Erdem, dünyanın yönünün yüksek katma değer, teknoloji, inovasyon, markalaşma, sürdürülebilir üretim ve nitelikli insan kaynağına döndüğünü belirterek, Türkiye’nin üretim yapısını daha yüksek teknoloji yoğunluklu, daha verimli ve daha çevik hale getirmesi gerektiğini kaydetti.

Eğitim ve yetkinlik dönüşümünün de öncelikli başlıklar arasında yer aldığını belirten Erdem, mesleki eğitimden üniversite-sanayi iş birliğine, yaşam boyu öğrenmeden dijital becerilere kadar bütüncül bir insan kaynağı politikasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

“ÜÇÜZ DÖNÜŞÜM EKOSİSTEM YAKLAŞIMIYLA DESTEKLENMELİ”

Dijital, yeşil ve sosyal dönüşümü “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Erdem, iş dünyasının artık bu üç büyük dönüşümü aynı anda yönetmek zorunda olduğunu söyledi.

Dijital dönüşümün veri, yapay zekâ ve otomasyonu; yeşil dönüşümün enerji verimliliği, karbon ayak izi, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretimi; sosyal dönüşümün ise insan kaynağı, kapsayıcılık, fırsat eşitliği, adil çalışma koşulları ve toplumsal etkiyi kapsadığını belirtti.

Erdem, Türkiye’de şirketlerin farkındalığının arttığını ancak hazırlık düzeyinin sektörlere ve şirket ölçeklerine göre değiştiğini söyledi. Büyük şirketlerde strateji ve yatırım kapasitesinin daha güçlü olduğunu, KOBİ’lerde ise kaynak, bilgi ve finansman ihtiyacının sürdüğünü vurguladı.

“YAPAY ZEKÂ SOYUT BİR GELECEK BAŞLIĞI OLMAKTAN ÇIKMALI”

Dijital dönüşüm, yapay zekâ ve otomasyonun yalnızca işleri değil, iş yapma kültürünü de dönüştürdüğünü belirten Erdem, asıl sorunun “teknoloji insanın yerini alacak mı” değil, “insan teknolojiyle birlikte nasıl daha üretken ve yüksek katma değerli hale gelecek” sorusu olduğunu söyledi.

AImpact Programı’na da değinen Erdem, programın yapay zekâyı soyut bir gelecek başlığı olmaktan çıkarıp sektörlerin gerçek ihtiyaçlarıyla buluşturabileceğini ifade etti.

SEDEFED olarak yapay zekâ dönüşümünün yalnızca büyük şirketlerle sınırlı kalmamasını önemsediklerini belirten Erdem, KOBİ’lerin, kadın girişimcilerin, gençlerin ve farklı sektörlerin de bu dönüşümün parçası olması gerektiğini söyledi.

“KADINLARIN EKONOMİDEKİ PAYI STRATEJİK ZORUNLULUK”

Kadınların çalışma hayatındaki varlığının artsa da karar verici pozisyonlarda ciddi bir temsil açığı bulunduğunu belirten Erdem, bunun yalnızca kadınların meselesi değil, Türkiye’nin kalkınma ve rekabetçilik meselesi olduğunu vurguladı.

Erdem’e göre kadınların işgücüne katılımını artırmak için erişilebilir kreş ve yaşlı bakım hizmetleri, esnek çalışma modelleri, eşit ebeveynlik politikaları, doğum sonrası işe dönüş destekleri ve toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan kurum kültürleri güçlendirilmeli.

Yönetim kurulları ve karar verici pozisyonlar için ölçülebilir hedeflere, şeffaf raporlamaya ve güçlü rol modellere ihtiyaç olduğunu belirten Erdem, kadınların ekonomideki payını artırmanın sosyal sorumluluk değil, stratejik zorunluluk olduğunu söyledi.

“GENÇLER ANLAM, ADALET VE GELECEK PERSPEKTİFİ ARIYOR”

Gençlerin işgücüne katılımı, nitelik uyumsuzluğu ve gelecek kaygısının Türkiye’nin en önemli toplumsal ve ekonomik meselelerinden biri olduğunu söyleyen Erdem, gençlerin yalnızca iş değil; anlam, gelişim, adalet, güven ve gelecek perspektifi aradığını ifade etti.

Sivil toplumun kamu, özel sektör, üniversiteler ve gençler arasında köprü görevi üstlenmesi gerektiğini belirten Erdem, eğitimle iş dünyası arasındaki mesafenin azaltılması, mentorluk programları, staj ve ilk iş deneyimi olanakları, girişimcilik destekleri ve dijital beceri gelişiminin öncelikli başlıklar olması gerektiğini söyledi.

Erdem, “Türkiye’nin rekabet gücü, gençlerin bu ülkede gelecek kurma inancını güçlendirebildiğimiz ölçüde artacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler