ABD ve İran arasında varılan mutabakat, savaşı sona erdiren tarihi bir adım olarak sunuluyor. Ancak anlaşmanın birçok kritik maddesi henüz nihai müzakerelere bırakılmış durumda. İşte 5 soruda anlaşmanın bilinmeyenleri.
Aylar süren ve Orta Doğu’yu büyük bir felakete sürükleyen ABD-İran savaşı, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğunda varılan sürpriz bir çerçeve anlaşmasıyla duruldu. Küresel piyasalara derin bir nefes aldıran ve Hürmüz Boğazı'nın kapılarını yeniden açmayı vaat eden gelişme, akıllarda pek çok soru işareti bıraktı.
ANLAŞMADA HANGİ MADDELER VAR
Taslak metnin merkezinde, aylar süren askeri ablukaların kaldırılması ve küresel ticaret hatlarının yeniden açılması yer alıyor. İlk bilgilere göre Amerika Birleşik Devletleri, Nisan ortasından bu yana İran limanlarına uyguladığı ve Tahran’ın petrol akışını felç eden deniz ablukasını koşulsuz olarak derhal sonlandıracak. Buna karşılık İran ise dünyanın en kritik enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı’na döşediği mayınları tamamen temizleyecek. Ayrıca taraflar, daha derinlemesine yürütülecek nihai barış müzakerelerine kalıcı bir zemin hazırlamak amacıyla tam 60 gün boyunca tüm askeri hamleleri ve düşmanlık faaliyetlerini tamamen durduracak.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK VE İMZA NE ZAMAN?
Masa arkasında yürütülen diplomatik takvime göre süreç çok aşamalı ve oldukça hassas dengelere bağlı olarak ilerleyecek. Arabulucu rolünü üstlenen Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, nihai imza töreninin 19 Haziran Cuma günü İsviçre’nin Cenevre kentinde iki ülkenin üst düzey liderlerinin katılımıyla atılacağını resmen duyurdu. Cuma günü atılacak imzaların hemen ardından 60 günlük resmi bir diplomatik koridor açılacak. Bu süre zarfında kurulacak teknik masalarda; henüz çözüme kavuşturulmamış olan ekonomik yaptırımların hafifletilmesi, dondurulan varlıkların iadesi ve nükleer sınırların yasal çerçevesi netleştirilecek.
Anlaşmanın duyurulmasının ardından Tahran ve Washington hattından gelen ilk açıklamalar liderlerin olaya bakış açısını net bir şekilde ortaya koydu. ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı coşkulu paylaşımda bu büyük anlaşmanın tüm bölgeye barış getireceğini iddia ederek küresel denizcilik şirketlerine seslendi ve petrol akışına izin verilmesini istedi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkedeki radikal şahinlerin protestolarını bastırmak amacıyla bu kararın en üst düzey dini lider Hamaney'in onayı ve istişaresiyle alındığını kaydettşç Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan anlaşmanın kalıcı barışa zemin hazırlamasını umduğunu belirterek adımı kutlarken, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya liderleri ortak bir bildiri yayınlayarak seyrüsefer özgürlüğünün geri dönmesini memnuniyetle karşıladıklarını ilan etti.
Mutabakatın açık ara en çetrefilli ve kırılgan noktası, Lübnan cephesi ve İsrail’in sergilediği uzlaşmaz tavır olarak öne çıkıyor. Pakistan ve İran kanadı, bu anlaşmanın Lübnan dahil tüm cephelerdeki askeri operasyonların derhal ve tamamen sona erdirilmesini kapsadığını savunurken; görüşmelere doğrudan dahil edilmeyen İsrail hükümeti adeta isyan bayrağını açtı. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Başbakan Netanyahu ile ortak karar aldıklarını belirterek Lübnan’daki askeri güçlerini kesinlikle geri çekmeyeceklerini ve esnekliklerini koruyacaklarını ilan etti. Öte yandan, İran’ın uranyum zenginleştirmesini kaç yıl askıya alacağı ve yüzde 60 saflıktaki kritik uranyum stokunun geleceği gibi en zorlu nükleer başlıklar, uzlaşma sağlanamadığı için riskli bir şekilde sonraki müzakere turlarına ertelendi.
Jeopolitik risklerin aniden azalması ve İsviçre’deki imza töreninin netleşmesi, aylardır baskı altında olan küresel ve yurt içi piyasalarda adeta bir bayram havası estirdi. Yatırımcıların risk iştahının tavan yapmasıyla Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftaya yüzde 3’ün üzerinde güçlü bir yükselişle başlarken, Asya piyasalarında Japonya ve Güney Kore endeksleri yüzde 5 civarında devasa sıçramalar kaydetti. Hürmüz Boğazı'nın ticari gemiciliğe yeniden açılacağı müjdesi, küresel referans Brent petrolün varil fiyatını yüzde 5’e yakın düşürerek 83 dolara kadar geriletti. Petrol fiyatlarındaki bu sert düşüş dünya genelinde havacılık ve ulaştırma hisselerine tavan yaptırırken, enerji şirketleri üzerinde baskı oluşturdu. Analistler, düşen petrolün küresel enflasyon beklentilerini aşağı çekerek merkez bankalarının para politikalarında gevşeme adımlarını hızlandıracağını öngörüyor.