ABD ile İran arasında savaşın sona erdirilmesi amacıyla varılan ön mutabakat, İsrail'de siyasi ve güvenlik çevrelerinde büyük rahatsızlık yarattı. The New York Times tarafından yayımlanan kapsamlı analizde, anlaşmanın İsrail'in savaş boyunca savunduğu hedeflerin büyük bölümünü karşılamadığı belirtilirken, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler "kötü biten bir boşanma" benzetmesiyle değerlendirildi.
Gazeteye konuşan analistler ve İsrailli yetkililer, mutabakatın İsrail açısından ciddi stratejik sorunlar içerdiğini savundu. Değerlendirmelere göre İsrail'in savaş sırasında dillendirdiği İran'da rejim değişikliği hedefi gerçekleşmediği gibi, Tahran yönetimi çatışmaların ardından bölgesel konumunu daha da güçlendirdi.
"SAVAŞ İRAN'IN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ"
Mutabakatın en dikkat çekici maddelerinden biri olarak gösterilen, ABD güçlerinin 30 gün içerisinde İran'ın yakın çevresinden çekilmesi şartının da Tahran'ın elini güçlendirdiği ifade edildi. Analistlere göre bu gelişme, İran yönetiminin uzun süredir savunduğu "ABD'yi bölgeden çıkardık" söylemini desteklemesine imkân tanıyacak.
LÜBNAN MADDESİ İSRAİL'İ RAHATSIZ EDİYOR

Analizde, İsrail açısından en rahatsız edici unsurlardan birinin Lübnan maddeleri olduğu ifade edildi. Buna göre anlaşma, İsrail'in Lübnan'daki askeri hareket alanını daraltmayı ve hatta belirli şartlar altında İsrail güçlerinin bu ülkeden çekilmesini öngörüyor. Bu durumun, Tel Aviv'in savaş öncesine kıyasla daha sınırlı bir pozisyona itilmesi anlamına geldiği değerlendirildi.
FÜZE KAPASİTESİ DOSYASI BELİRSİZLİĞİNİ KORUYOR

İsrail'in öncelikli güvenlik tehditleri arasında gördüğü İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçleri konusunda da anlaşmada herhangi bir somut düzenleme bulunmadığı vurgulandı. Haberde, İran'ın füze kapasitesinin sınırlandırılmasına yönelik bir hüküm yer almadığı gibi, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler başta olmak üzere İran'ın desteklediği gruplara ilişkin de herhangi bir kısıtlama öngörülmediği belirtildi.
Uzmanlar ayrıca, yaptırımların hafifletilmesi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve olası yeniden inşa yardımlarıyla Tahran'ın yüz milyarlarca dolarlık ekonomik kaynak elde edebileceğine dikkat çekti. İsrail'de bazı çevreler, bu kaynakların yeni füze programlarının finansmanında ve İran'ın bölgedeki müttefik gruplarına destek sağlanmasında kullanılabileceğini savundu.
NÜKLEER KONUSU SONUCA BAĞLANMADI

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun siyasi kariyeri boyunca en büyük tehdit olarak tanımladığı İran'ın nükleer programı konusunda da mutabakatın net hükümler içermediği belirtildi. Habere göre, Trump yönetiminin İran'a karşı izlediği sert politikanın temel gerekçelerinden biri olan nükleer mesele, müzakerelerin ilerleyen aşamalarına bırakıldı.
"İRAN'IN ZAFERİ"
İsrail'in eski ulusal güvenlik danışman yardımcısı Chuck Freilich anlaşmanın sonuçlarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Freilich, İran'ın süreçten güçlenerek çıktığını savunarak, "İran artık bölgesel hegemon konumunda. Dünyanın süper gücü olan ABD'ye karşı direndiler. Ellerinde füzeler var ve nükleer program konusunda anlaşmada sadece ileride konuşulacağı belirtiliyor. Bu, İran'ın hem ABD hem de İsrail karşısında elde ettiği bir zaferdir" dedi.
Netanyahu'nun eski ulusal güvenlik danışmanı Yaakov Amidror da anlaşmaya sert tepki gösterdi. Amidror, yaptığı değerlendirmede, "Bu kötü bir anlaşma. Amerikalılar somut tavizler veriyor ancak karşılığında en fazla bir niyet beyanı alıyor" ifadelerini kullandı.
The Times of Israel Genel Yayın Yönetmeni David Horovitz ise yayımladığı köşe yazısında anlaşmayı "felaket niteliğinde bir teslimiyet" olarak tanımladı. Netanyahu ise perşembe günü yaptığı açıklamada anlaşmaya yalnızca kısa bir şekilde değinerek İsrail'in önünde hâlâ "ek zorluklar" bulunduğunu söylemekle yetindi.
TRUMP NETANYAHU'YU KÜÇÜMSEDİ

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın son açıklamaları da İsrail'de yeni tartışmaların fitilini ateşledi. Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında konuşan Trump'ın, Netanyahu'dan küçümseyici bir üslupla söz ettiği ve İsrail Başbakanı'nın Hizbullah saldırılarına karşı aşırı tepki verme eğiliminde olduğunu ima ettiği aktarıldı.
Trump'ın kamuoyu önünde Netanyahu için "çok küçük ortak" ifadesini kullanması ve "Ben olmasaydım İsrail bugün ayakta kalamazdı" mesajı vermesi Tel Aviv'de tepkiyle karşılandı. ABD Başkanı ayrıca Suriye'nin, Lübnan'da Hizbullah'a karşı İsrail'den daha az sivil kayba yol açarak daha etkili baskı kurabileceğini öne sürdü.
The New York Times analizinde, Trump'ın bu açıklamalarının ardından İsrail'de oluşan atmosfer "çok kötü bir boşanma süreci" olarak tanımlandı. İsrail basınında yer alan yorumlarda ise Washington'un uzun yıllardır en yakın müttefiki olarak görülen İsrail'i kritik bir dönemde yalnız bıraktığı yönündeki eleştiriler dikkat çekti.