Ana içeriğe geç

İran’dan Hürmüz’de akılalmaz kelime oyunu! Ortak komisyon kuruldu

Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda imzalanan mutabakat zaptı, Hürmüz Boğazı'nda suları yeniden kaynattı. Uluslararası hukuku baypas etmek adına akılalmaz bir kelime oyununa başvuran Tahran yönetimi, "geçiş ücreti" yerine "denizcilik hizmet maliyeti" adı altında haraç sistemi kurarak komşusu Umman ile ortak komisyon kurdu.

İran’dan Hürmüz’de akılalmaz kelime oyunu! Ortak komisyon kuruldu
Türkiye Gazetesi
16

Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda imzalanan mutabakat zaptı, Hürmüz Boğazı'nda suları yeniden kaynattı. Uluslararası hukuku baypas etmek adına akılalmaz bir kelime oyununa başvuran Tahran yönetimi, "geçiş ücreti" yerine "denizcilik hizmet maliyeti" adı altında haraç sistemi kurarak komşusu Umman ile ortak komisyon kurdu.

Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından, serbest bırakılacak dondurulmuş varlıkların nasıl kullanılacağına dair Tahran ve Washington hattında ipler yeniden gerildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran'ın serbest bırakılacak fonlarının ABD kontrolünde bir hesaba aktarılacağını belirterek, "Bu fonlar yalnızca ABD'den mısır, buğday ve soya fasulyesi gibi gıda ve tıbbi malzeme satın almak için kullanılacak" yönündeki iddiasına İran’dan yalanlama geldi.

İran Meclis Başkanı ve Başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Trump'ın iddialarını "yalan" olarak nitelendirirken, ABD’nin tarım politikalarına ve geçmiş vaatlerine yönelik ağır eleştirilerde bulundu.

KALİBAF: "ABD SADECE GDO’LU SOYA VE BOŞ LAF İHRAÇ EDİYOR"

İran'ın dondurulmuş varlıklarıyla Amerikan tarım ürünlerinin satın alınacağı yönündeki iddiaları kesin bir dille reddeden Kalibaf, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Amerika, serbest bırakılacak varlıklarımızla onların tarım ürünlerini satın alacağımız konusunda yalan söylüyor. İlginç... Bizim sizden hasat ettiğimiz tek şey, sizin ektiğiniz şeydir: Onlarca yıllık güvensizlik. Bu güvensizlik; organik, bol ve tamamen yerli yetiştiricilikle üretilmiş. Ancak görünüşe göre ABD dünyaya sadece GDO'lu soya fasulyesi, tutulmayan sözler ve boş laflar ihraç ediyor."

BAKAN RUBİO: "HÜRMÜZ BOĞAZI KİMSENİN MALI DEĞİL, KAOSA İZİN VERMEYİZ"

İran kanadından yükselen bu sert çıkış yaşanırken, Körfez turunun son durağında Bahreyn’in başkenti Manama’da bulunan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiği kritik zirvede Tahran’a sınırlarını hatırlattı. Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğundaki mutabakat zaptını memnuniyetle karşıladıklarını ancak "her ne pahasına olursa olsun" bir anlaşmaya imza atmayacaklarını belirten Rubio, Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş ücreti tartışmalarına son noktayı koydu:

"Uluslararası su yolları hiçbir ulus devlete ait değildir. Bu, dünyada temel bir ilkedir ve bu ilke olmadan dünya tam bir kaosa sürüklenir. Kendi kara sularına yakın olduğu gerekçesiyle bir ülkenin uluslararası su yolundan ücret alabileceğini kabul edersek, bu durum dünyaya bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır. Buna 'geçiş ücreti' ya da başka bir şey diyebilirsiniz; bu sadece bir kelime oyunudur. Dünyada hiçbir ülkenin uluslararası su yollarından ücret alma hakkı yoktur ve bu, hiçbir anlaşmanın kabul edilebilir bir şartı olmayacaktır. Başkan Trump bu konuda son derece nettir."

Bakan Rubio, Washington'ın bölgedeki stratejik ortaklarının güvenliğini ön planda tuttuğunu ve İran’ın nükleer silah edinmesini kalıcı olarak engelleyecek, doğrulanabilir bir anlaşma istediklerini vurguladı. ABD’nin diplomatik sürece bağlı olduğunu ifade eden Rubio, şunların altını çizdi:

Aramızdaki iş birliği ve dostluk seviyesi bu zor zamanlarda sınandı ve başarıyla geçti. Artık yeni bir aşamaya giriyoruz ve bunun barışa yol açmasını umuyoruz. İran’ın devrimci bir hareket olarak ideolojisini yaymak yerine kendi halkının refahına odaklanan bir ulus-devlet olmayı seçmesi halinde, ABD bunun gerçekleşmesi için çalışmaya hazırdır. Ancak yapılacak hiçbir anlaşma, Körfez bölgesindeki ortaklarımızın güvenliğini, istikrarını veya refahını zedelemeyecektir. Ortaklar ve müttefikler birbirine zarar vermez."

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), bugün Umman Denizi'nde konuşlu USS Tripoli amfibi saldırı gemisinden kalkış ve iniş yapan F-35 savaş uçaklarının gövde gösterisi niteliğindeki yeni görüntülerini paylaştı. Trump yönetimi, Tahran ile uzun vadeli bir anlaşma sağlamak amacıyla 60 günlük bir müzakere süreci başlatmış ve deniz ablukasını geçici olarak hafifletmiş olsa da, bölgedeki devasa askeri varlığını aynen koruyor.

Başkan Trump, "Ablukanın yeniden uygulanması gerekirse diye tüm askeri gemilerimiz yerlerinde kalıyor; ancak şu anki verilere göre bu oldukça düşük bir ihtimal gibi görünüyor." diye konuşmuştu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise Trump yönetiminin müzakereleri rayında tutmak adına bazı ekonomik yaptırımları gevşettiğini doğruladı. Ancak Bessent, İran’ın sarsılan ekonomisinin ve ABD’nin uyguladığı ağır mali baskının, Tahran rejimini zaten masaya oturmaya mecbur bıraktığını hatırlattı. Öte yandan Trump, Hürmüz Boğazı'nı kullanan gemilere yönelik yeni yaptırım tehditlerini sürdüren İran'ı sert bir dille uyararak, bu tür fevri adımların mevcut müzakereleri tamamen çökertebileceğini belirtti.

Öte yandan İran ve Umman, Hürmüz Boğazı geçişlerinden "denizcilik hizmet ücreti" alınmasını masaya yatırmak üzere resmi bir ortak çalışma grubu kurdu.

Muscat’ta düzenlenen ve Umman Sultanı Haitham bin Tarik, İran Meclis Başkanı ve Başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf ile iki ülkenin dışişleri bakanlarını bir araya getiren üst düzey zirvenin ardından ortak bir bildiri yayımlandı. Bildiride, iki ülkenin "kendi karasuları üzerindeki egemenlik hakları" özellikle vurgulanırken, kurulacak komisyonun amacının "Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin gelecekteki yönetimi, sunulacak lojistik hizmetler ve uluslararası standartlara uygun maliyetlendirme" üzerinde anlaşmaya varmak olduğu ileri sürüldü.

İran başmüzakerecisi Kalibaf, geçtiğimiz hafta ABD ile imzalanan mutabakat metninde taahhüt edilen 60 günlük ücretsiz geçiş hakkının geçici bir jest olduğunu, bu sürenin dolmasının ardından boğazı kullanan ticari gemilerden ücret toplanmaya başlanacağını duyurmuştu.

Uluslararası deniz hukukunda açıkça yasaklanan "geçiş ücreti" ibaresini kullanmaktan kaçınan Tahran yönetimi, bu hamleyi yasal kılıfa uydurmak için "denizcilik hizmet maliyeti" olarak çerçevelendiriyor. Hatta İran bu doğrultuda kurumsallaşma adımını çoktan atarak, ticari gemilerin boğazı geçmeden önce kayıt yaptırmasını zorunlu kılan "Basra Körfezi Boğazı Otoritesi"ni kurdu. Ancak Batılı sigorta şirketleri, uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bu yeni kurallara ve otoriteye uymayı kesin bir dille reddediyor.

Washington ise bu hamleyi mutabakatın açık bir ihlali ve bir "haraç sistemi" olarak görüp adeta savaş ilan etti. ABD yönetiminin farklı kademelerinden komşu Umman'ı da içine alacak şekilde peş peşe çok sert salvolar geldi:
Dışişleri Bakanı Rubio "Dünyada hiçbir ülkenin uluslararası su yollarının kullanımından ücret alma hakkı yoktur. Buna 'geçiş ücreti' ya da 'hizmet bedeli' demeniz sadece bir kelime oyunudur. Bu, hiçbir anlaşmanın kabul edilebilir bir şartı olamaz ve Başkan Trump bu konuda son derece nettir." dedi.

Hazine Bakanı Scott Bessent da "Eğer Umman, İran’ın bu yasa dışı geçiş ücreti sistemini uygulamasına herhangi bir şekilde yardım eder veya ortaklık kurarsa, Umman Devleti'ni en ağır ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya bırakırız." diye ekledi.

Dünyadaki deniz yoluyla taşınan ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yaklaşık %20’sini sırtlayan Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in sert yaptırım restleşmeleri üzerine İran tarafından askeri olarak kapatılmış, ancak geçen haftaki mutabakat kapsamında deniz trafiğine kerhen yeniden açılmıştı.

Boğazda petrol akışı başlasa da bölgedeki güvensizlik ve F-35 hareketliliği nedeniyle deniz trafiği hala savaş öncesi seviyelerin çok altında seyrediyor.

ABD’deki benzin fiyatları, savaş öncesi dönem dikeyinin galon başına 30 ila 50 sent üzerinde takılı kaldı.

Beyaz Saray’ın İran diplomasisi, ABD Senatosu’nu da birbirine kattı. Senato, Çarşamba günü geç saatlerde Demokratların sunmaya çalıştığı "İran Savaş Yetkileri Tasarısını" 47'ye karşı 50 oyla reddetti. Oylamadaki en büyük sürpriz, Louisiana’nın Cumhuriyetçi Senatörü Bill Cassidy’nin, Salı günü benzer bir tasarıya destek vermişken bu kez engelleme yönünde oy kullanması oldu. Pensilvanya’nın Demokrat Senatörü John Fetterman ise kendi partisine sırt çevirerek tasarıya karşı Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden tek Demokrat oldu.

Senatör Cassidy, Kongre’nin savaş yetkileri ve İran politikası nedeniyle Beyaz Saray ile Senato arasında büyük bir kriz çıktığını itiraf etti. Cassidy, Senato Cumhuriyetçi Parti Grubu’nun kapalı kapılar ardında düzenlediği basına kapalı öğle yemeğinde, bizzat Başkan Trump ile oldukça hararetli ve sert bir tartışma yaşadıklarını açıkladı.

Bahreyn turu kapsamında havalimanında gazetecilere konuşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio şunları söyledi:

"Tam 30 yıldır ilk kez, Lübnan’ın egemen hükümeti İsrail hükümeti ile doğrudan müzakere yürütüyor. Bugün, Washington'da üç gün sürecek kritik görüşmelerin üçüncü günü. Dün çok verimli bir gün geçirdik ve iki ülke arasında umut verici bir geleceğin ana hatlarını çizecek bir niyet taahhüdü elde etmeye çok yaklaştık. Bizim bu süreçte muhatabımız Hizbullah değil, Lübnan'ın demokratik olarak seçilmiş egemen hükümetidir. Hizbullah bir terör grubudur ve Lübnan topraklarını Lübnan ordusu kontrol etmelidir."

Bakan Rubio, bölgedeki kalıcı barışın şifresini de vererek, "Mutabakat Metni net bir şekilde bağımsız devletlerin egemenliğine vurgu yapıyor. Lübnan'da Hizbullah'a, Irak'taki milis gruplarına, Hamas'a veya Husiler'e para vererek ülkelerin iç siyasetine müdahale edemezsiniz. Egemen ülkelerin sınırları içinde faaliyet gösteren ve İran tarafından finanse edilen devlet dışı vekil aktörler olduğu sürece bu bölgede barış ve istikrar sağlanamaz," diyerek Tahran'a yönelik diplomatik baskıyı sürdürdü.

Kaynağa Git

İlgili Haberler