NATO zirveleri son zamanlarda birbirinden pek haz etmeyen, ama aynı soyadını taşımaya mecbur, aralarında da bir çeşit suç ortaklığı bulunan uzak akrabaların sülale buluşmasını andırıyor.
Herkes "Aman kavga çıkmasın" diye diken üstünde. Ailenin en nüfuzlu, en öngörülemez ve sevilmese de mecburen katlanılan büyüğü bu sefer ne diyecek diye, herkes tedirgin. Sülale içinde kırgınlıklar yok değil, ama zor bir dönemden geçildiği için halının altına süpürülmüş. Maksat, dosta düşmana birlik havası vermek. Yine de bir başkasıyla kıyıda köşede fısıltıyla üçüncü bir isim çekiştirilmeden de durulmuyor. Gülümsemeler biraz fazla ölçülü, tokalaşmalar biraz fazla uzun. Çünkü herkes biliyor ki masadaki mesele sıkıntılı, pamuk eller de cebe girecek, üstelik o liderimsi akrabanın bu yıl ne diyeceği, kime çıkışacağı muallak.
NATO'nun son zirveleri de tam olarak böyle bir ruh hâliyle yapılıyor. 7-8 Temmuz’daki Ankara zirvesi de bundan azade değil.
Yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi yapan ev sahibi
Farklı olan, bu seferki ev sahibinin abartılı hazırlıkları. Hani vardır ya, verdiği davet iyi geçsin diye ortalığı telaşa veren ev sahipleri… Kırlentleri on kez çırpan, mutfağı yirmi kere denetleyen, aslında yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi göstermek için hiçbir zaman kendisinin kullanmadığı ve fonksiyonel olmayan dantelli havluları sandıktan çıkartan, misafirler görmesin diye mobilyanın kenarındaki çiziğe üç gün sonra kaybolacak cilayı atan ev sahibi…
Tabii bu arada ev halkına da kök söktürüyor o ayrı. Adeta kaş göz işaretleriyle misafirler karşısında nasıl davranacağını çocuklarına anlatan eski usul bir ebeveyn. Çocuklarsa daha başlamadan sıkıldı bu toplantıdan. Misafirlerin onlara hediye getiresi yok, tam tersine varlıkları her daim baskı ve zulüm olmuş akrabaların bu seferki ziyareti de epey can sıkıcı.