Ana içeriğe geç

Boğaziçi’nde okudu, 'arı çobanlığı' yapıyor! 'Talebi fark edip işe 40 kovanla başladım'

İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret bölümünü bitirdi. Sonrasında hemen kurumsal bir firmada işe giren Batuhan Durak, aile şirketinde geçirdiği yılların ardından kırsala göç ederek, Kaz Dağları’nda arı çobanlığı yapmaya başladı. “Bu işe girme sebeplerimden biri de giriş maliyetlerinin düşük olmasıydı” diyen Durak, şehirden kırsala uzanan girişimcilik yolculuğunu SEN ANLAT okuyucularıyla paylaştı.

Boğaziçi’nde okudu, 'arı çobanlığı' yapıyor! 'Talebi fark edip işe 40 kovanla başladım'
Milliyet
16

Betül Topaklı / Milliyet.com.tr - Batuhan Durak, 1989 yılında Bursa’da doğdu. Babası ansiklopedi satıcılığı yapıyor, annesi ise ev hanımı olarak yaşamını sürdürüyordu. Anne ve babasının hayata bakış açılarının birbirinden oldukça farklı olması zaman zaman ev içinde çatışmalara neden olsa da bu durum, Batuhan’ın olaylara farklı perspektiflerden bakabilme becerisi kazanmasını sağladı. Okul hayatı boyunca başarılı bir öğrenci olan Batuhan, ilk ve ortaöğrenimini Bursa’da tamamladı. 2003 yılında İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi’ni kazandı ve 2008 yılında mezun oldu. Aynı yıl Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nde öğrenim görmeye hak kazandı. 2013 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra büyük bir ilaç şirketinin finans bölümünde çalışmaya başladı. Yoğun ve tempolu bir çalışma hayatı vardı. Bir gün, yine geç saatlere kadar çalıştığı bir akşam babasını aradı. Babası da tekstil sektöründe üretim yapan bir fabrikanın pazarlama bölümünde 25 yıldır çalışmasına rağmen hak ettiği pozisyon değişikliğini alamamıştı. O gün yaptıkları konuşma sırasında baba ve oğul kendi işlerini kurmaya karar verdi. Batuhan, girişimcilik yolculuğunun başlangıcını ve sonrasında yaşananları şu sözlerle anlattı:

‘KIRSALDA YAŞAMAK İSTİYORDUM’

Batuhan’ın doğa sevgisi, çocukluk yıllarında ailesiyle birlikte neredeyse her hafta sonu gittiği Bursa Uludağ’daki pikniklerde başladı. Kırsala taşınma fikri uzun zamandır aklında olsa da bunu erken yaşlarda gerçekleştirmeyi düşünmüyordu. 2017 yılında evlenen Batuhan’ın pandemi sonrasında bir oğlu dünyaya geldi. Pandemi sürecinde şehir yaşamından uzaklaşma isteği artınca kırsala göç etme fikri de zihninde giderek netleşmeye başladı. Bu dönemde Batuhan, Açık Gıda adlı uluslararası bir sosyal girişim projesinin Türkiye ayağını kurdu. Açık Gıda, ekolojik ve temiz gıda alanında faaliyet gösteren üreticiler, gıda toplulukları ve gıda kooperatifleri için geliştirilmiş bir yazılım platformuydu. Sisteme çok sayıda üretici ve gıda topluluğu kaydoldu. Ancak Türkiye’de çevrim içi marketlerin ve kapıya teslim sipariş sistemlerinin hızla gelişmesi, pandemiyle birlikte tüketicilerin bu platformlara yönelmesine neden oldu. Sipariş hacminin büyük ölçüde bu kanallara kayması sonucunda Açık Gıda ağının faaliyetlerine son vermek zorunda kaldı.

‘BALIN TALEP GÖREN BİR ÜRÜN OLDUĞUNU FARK ETTİM’

“Ancak bu ağ sayesinde Türkiye’nin birçok farklı bölgesindeki gıda üreticileriyle tanışma fırsatı buldum” diyen Batuhan, arıcılık işine girme sürecini şöyle anlattı: “Bu üreticilerin arasında çok sayıda bal üreticisi ve arıcı da vardı. Çevremizdeki insanlar temiz içerikli ürünler üreten üreticileri soruyor ve bu konuda görüşlerimizi alıyordu. Açık Gıda projesini yürüttüğümüz dönemde insanların güvenilir üreticilerden bal satın almasına aracılık ediyordum. Hatta yalnızca kendi çevreme yaklaşık 100 kilogram bal satışı gerçekleştirdim. Balın talep gören bir ürün olduğunu o dönemde fark ettim ve arıcılık yapmaya karar verdim. Bu işe Marmara Bölgesi’ndeki bal üreticilerini ziyaret ederek başladık. Ziyaret ettiğimiz yerlerden biri de bugün yaşadığımız, arıcılık için oldukça elverişli bir mera alanına sahip olan Kuzeydoğu Kaz Dağları’ndaki Agonya bölgesinde yer alan Akçakoyun Köyü’ydü. Burada çok tecrübeli bir arıcıyla tanıştım. Onun rehberliğinde hem arıcılığı hem de arı çobanlığını öğrenmeye başladım” dedi.

‘ARI ÇOBANLIĞINI ÇOK SEVDİM’

Batuhan, bilmediği bir işe girmişti ama çok kısa bir sürede arıları ve arı çobanlığını çok sevdi. “Bu işe girme sebeplerimden biri de giriş maliyetlerinin düşük olmasıydı” diyen Batuhan, sözlerine şöyle devam etti: “Özgür Kovan markasıyla ham bal üretiyoruz. Orman ballarının yanı sıra laktik asit çözeltisiyle elde ettiğimiz propolisimiz de bulunuyor. Bizim balımızın diğer ticari ballardan farkı, arılarımızın bulunduğu konumlardan kaynaklanıyor. Bal hasadı sezonunda arılarımızı ormanlık alanlara, zirai tarım alanlarından ve yerleşim yerlerinden uzak, diğer arı kolonilerinden de daha izole bölgelerde konumlandırıyoruz. Yani tek bir nektar türüne dayalı üretim yapmıyoruz. Arılarımız Kaz Dağları’nın zengin florasından nektar toplayarak bal üretiyor. Biz de bu çeşitliliği bala yansıtmaya çalışıyoruz. Bölgede dağ çileği, sarmaşık, kestane, meşe, ıhlamur ve kekik gibi birçok bitkinin nektarı bulunuyor. Biz de bu zenginliği kavanozlara taşımayı hedefliyoruz” diyerek kovanlarda kesinlikle pestisit kullanmadıklarını dile getirdi.

‘POLENİ FİLTRELEMİYORUZ’

Ürettikleri balları ince eleklerden geçirmediklerinin altını çizen Batuhan, “Balın içindeki poleni filtrelemiyoruz. Çünkü polen bala çok önemli bir zenginlik katıyor. Endüstriyel ballarda ise polen filtreleniyor ve bal ısıl işlemden geçiriliyor. Bal 60–70 dereceleri aştığında HMF (hidroksimetil furfural) oluşur. Bu madde, yüksek miktarlarda zararlı olabilen bir bileşiktir. Bal, insanların şifa beklentisiyle tükettiği bir ürünken, uygulanan işlemler nedeniyle besin değerini kaybederek zamanla daha az faydalı bir gıdaya dönüşebiliyor. Bal üretirken yalnızca kazancı değil, bu tür etkileri de düşünmek gerekiyor” diye konuştu.

‘BİR İŞİ OTURTMAK KOLAY DEĞİL’

“Fiziksel olarak gücüm yettiği sürece arı çobanlığı yapmaya devam edeceğim” diyen Batuhan, genç girişimcilere şu tavsiyelerde bulundu: “Abileri olarak onlara; sabırlı olmalarını, sebat etmelerini ve hedeflerini çok büyük tutmamalarını öneririm. Ancak beklentilerini gerçekçi bir zeminde şekillendirmeleri de önemli. Bir işe fazla romantik yaklaşmadan, gerçekçilik ile duygusallık arasında dengeli bir bakış açısı geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bir işi oturtmak gerçekten kolay değil. Çalışmaktan ve emek vermekten kaçmamak gerekiyor. Hareket etmek, çalışmak ve ter dökmek insana iyi geliyor. Hayatta belli zorluklarla karşılaşmadan, elde edilen başarıların ve mutluluğun değerini tam anlamıyla anlayamayız diye düşünüyorum. Bu noktada gençleri, önceki kuşaklara göre biraz daha kırılgan görüyorum. Bu kırılganlığın hem girişimcilik açısından hem de insanın hayatını daha sağlıklı ve verimli sürdürebilmesi açısından olumlu bir özellik olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle daha sabırlı, dirayetli ve dayanıklı olmakta fayda var.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler