Son yıllarda gündeme gelen bir diğer olay ise geçtiğimiz sene Leman dergisinde yayımlanan bir karikatürün hedef alınması olmuştu. Gazze’de hayatını kaybeden Muhammed ve Musa isimli iki çocuğun el sıkışmasını tasvir eden karikatür “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” gerekçesiyle hedef haline geldi. Derginin bulunduğu binaya saldırılar düzenlendi, önünde şeriat çağrıları yapıldı. Derginin çizer, yönetici ve yazı işleri müdürlerinden oluşan 4 kişi ile saldırıya tepki gösteren Barış Akademisyeni Aslı Aydemir tutuklandı.
Komedyenler de bu baskıdan payına düşeni aldı. Farklı zamanlarda Komedyen Emre Günsal Atatürk ve Mevlana, Pınar Fidan Aleviler, Tuba Ulu Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan hakkında yaptığı şakalar gerekçesiyle “tarihi, milli ve manevi değerlere hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gibi suçlamalarla gözaltına alınmıştı. YouTube’da yayımlanan Soğuk Savaş isimli programda kullandığı ifadeler sebebiyle gözaltına alınan Boğaç Soydemir ve konuğu Enes Akgündüz de tutuklanmıştı.
Cuma hutbeleriyle hedef alındılar
AKP döneminde mizahı susturmanın bir diğer işlevsel aracı da görüldüğü üzere TCK 216/3 maddesindeki “Dini değerleri aşağılama” suçlaması oldu. İktidar, linç kampanyalarını engellemek yerine yargıyı yine bir cezalandırma aracına dönüştürdü. Bu saldırılar Diyanetin hutbelerine de yansıdı: Leman çalışanlarının gözaltına alındığı dönemde cuma hutbesinde “Bize düşen Peygamber Efendimiz’e yapılan çirkin saldırılara karşı yekvücut olmak” dendi. Deniz Göktaş’ın mahkemeye çıkarıldığı gün yine cuma hutbesinde “Modern çağın getirdiği tüketim kültürü, dijital mecraların bilinçsiz kullanımı, zaman zaman kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması, çocuklarımızı günden güne değerlerimizden uzaklaştırmaktadır” ifadeleriyle hedef alındı. Diyanetin hutbeleriyle büyüyen bu baskı iklimi, dini değerleri, mizahı tasfiye etmenin kullanışlı bir aparatına dönüştürdü.