Türkiye’de son yıllarda dijital yayıncılığın yaygınlaşması ve stand-up sahnesinin büyümesiyle birlikte mizah üzerindeki yargı baskısı da giderek arttı. Özellikle politik, toplumsal ya da dini göndermeler içeren gösteriler nedeniyle çok sayıda komedyen soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldı. AKP iktidarı döneminde sahnede kurulan parodiler, kelime oyunları ve politik hicivler, ceza soruşturmalarının konusu haline gelirken, birçok komedyen sosyal medya kampanyalarının ardından yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakıldı.
Bu sürecin son örneği ise Komedyen Deniz Göktaş. Göktaş, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamalarıyla tutuklandı.
Deniz Göktaş’ın tutuklanması, son yıllarda komedyenlere yönelik artan yargı süreçlerini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu gözaltılar ve tutuklamalar komedyenleri nasıl etkiliyor? Mizahçılar artık sahneye çıkarken kendilerini ne kadar özgür hissediyor? Komedyenler Fırat Aksal ve Oktay Şenol ile konuştuk.
"Amaç korku iklimini sürdürmek"
Komedyen Fırat Aksal, “Deniz Göktaş’ın gözaltına alınıp sonrasında emniyette ters kelepçeyle görüntülerinin sızdırılmasının planlı yapıldığını düşünüyorum” diyor. Amacın Göktaş’ın kamuoyunda bu görüntülerle anılmasını sağlamak ve korku iklimini sürdürmek olduğunu ifade eden Aksal’a göre Göktaş’ın bu olanları hesaplamadan gösteriyi yayımlamış olması zaten imkansız: “Hakkında soruşturma açılmışken yurt dışından dönmesi de onun ne kadar kararlı olduğunu ve yaptıklarının sorumluluğunu aldığını gösteriyor. Biz de komedyen arkadaşları olarak Deniz’in açtığı yolun birer paydaşı ve onun bu onurlu duruşunun arkasında olmalıyız.”
"Bu hukuksuzluk inadımızı büyütür"
Deniz Göktaş’ın tutuklanmasının komedyenleri susturmayacağını söyleyen Aksal, “Bugün Deniz’e yaşatılan bu hukuksuzluk biz komedyenlerin inadını güçlendirir” diyor.
Stand-up’ın yalnızca insanları güldürmekten ibaret olmadığını vurgulayan Aksal, şunları söylüyor: “Çünkü sadece insanları güldürmek için değil, sahnede bir söz veya bir düşünceyi havada asılı tutmak için de sahneye çıkıyoruz. Yazdığımız şakalar sadece oraya gelen seyircilere güzel bir akşam yaşatmayı gütmüyor elbette. Çarpıklığı, adaletsizliği veya yozlaşmayı gün yüzüne çıkarmak ya da hatırlatmak üzere kaleme alıyoruz gösterimizi. Tabii ki ana motivasyonumuz seyircinin gülmesi oluyor ama tek amacımız bu olmamalı.”
"Mizah en güçlü eleştiri araçlarından biri"
Mizahın en etkili eleştiri araçlarından biri olduğunu söyleyen Aksal, “Mizah teolojik, siyasal ve sermaye erkleri sert ama sade bir biçimde eleştirebilen en güçlü araçlardan biridir. Deniz de bunu çok iyi becerdiği için engellenmek isteniyor. Hükümet işini çok iyi yapan avukatları, gazetecileri, çevrecileri yıldırmaya çalıştığı gibi, Deniz de işini çok iyi yaptığı için onun üzerinden bütün mizah camiasını hizaya çekmek istiyor. Ama sermayesini koruma altına almak isteyen birkaç isim dışında hiç kimse bu baskıya boyun eğmiyor. Bence bunu gördükleri için en çok bundan rahatsız oluyorlar” diyor.
Toplumda yaratılan baskının komedyenleri tedirgin ettiğini anlatan Aksal, ancak yine de çoğunun içeriklerini etik-estetik-politik dengeyi gözeterek yazdığını vurguluyor. Aksal, Göktaş’ın sorgusunda şakalarını tek tek açıklamak zorunda bırakılmasını ise “Bir komedyen için kendi şakanı anlatmak çok sinir bozucudur bu arada. Sadece bir tanesini sormamışlar diye duydum. O da malum ‘iyi baba’ şakası” sözleriyle değerlendiriyor.
Türkiye’de ifade özgürlüğünün herkes için eşit işlemediğini söyleyen Aksal, “Deniz Göktaş’ın da YouTube’a gösterisini bedelsiz koyarak, otosansür yapmadan kendi deyimiyle ‘olduğu gibi’ yayımlaması ve ardından sergilediği onurlu duruşu ifade özgürlüğü için bir mücadele biçimi geliştirdiğini gösteriyor. Deniz’i tutuklayarak diğer mizahçıların geri adım atıp apolitik içeriklere yöneleceklerini düşünüyorlar muhtemelen. Biz sahneye çıkarken zaten nasıl bir ülkede yaşadığımızın farkında olarak çıkıyoruz. Bizim söylediklerimizin yargılama konusu yapılması, ifade ve sanat özgürlüğüne ket vuruyor ama bizi yıldırmıyor” diyor.
Oktay Şenol: ‘Korkmak insani, korkaklık başka’
Komedyen Oktay Şenol da Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına tepki gösteriyor. “Hem meslektaşım, hem mesleğim hem de ülkem adına üzgünüm” diyen Şenol, “İfade özgürlüğünün tanımı değişti sanırım. Artık beğenilmeyen fikirleri ifadeye çağırmakta, tutuklamada özgür hissediyorlar. Bunu kara komik buluyorum ama gülemeyecek kadar da üzgünüm” diyor.
“Umuyorum ki Deniz’i en kısa zamanda olması gerektiği yerde, yani sahnede görürüz” diyen Şenol, “Mizahın ifade alanı sahnedir, karakol değil. Karar vericisi de hakimler ve savcılar değil, seyirci olmalıdır. Bir şakadan rahatsız olmak elbette mümkün. Ama bunun karşılığı soruşturma değil; o komedyeni izlememek, gösterisine gitmemek ve ona gülmemektir” ifadelerini kullanıyor.
"Yakın çevrem bile tedirgin oldu"
Kendi adına mümkün olduğunca otosansür uygulamamaya çalıştığını söyleyen Şenol, şöyle anlatıyor: “Etkilenmiyorum demek isterim ama çok inandırıcı olmaz. Deniz ile ilgili paylaşım yaptığımda bile yakın çevrem tedirgin oldu. Bence çokça karıştırılan şey de şu; bir tespiti yapmak, senin o fikirde olduğunu göstermez. Olmayan bir tespiti anlatmak da kimseyi güldürmez. İnsanlar bir tespite gülüyorsa, o tespitte kendilerinden ya da toplumdan bir parça bulmuşlardır. Çünkü iyi mizahın içinde çoğu zaman az ya da çok bir doğruluk payı vardır. Mizahın hedef alınmasının sebebi de bu sanırım. Korkmak insani bir duygu ama korkaklık başka… Dostoyevski’nin bir romanında cesaret, ‘Ben korktum ama kaçmadım ki’ diye tanımlanıyordu. Deniz de belki korkmuştur ama soruşturma açılınca yurt dışından kendisi geldi.”
"Bir komedyen sığ denizdeki yüzücü kadar özgür"
Şenol, Göktaş’ın tutuklanması sürecini ise şöyle değerlendiriyor: “Mizahla ilgili çok inandığım bir tanım vardı: ‘Muhatabını güldürüyorsan sorun yok demektir.’ Özellikle son yıllarda bu tanımın geçerliliğini yitirdiğini düşünüyorum. Deniz, üç sene boyunca bu gösterisini kapalı gişe büyük salonlarda oynadı. Yani muhatabını güldürmüş. Fakat sosyal medyada artık manipülasyon çok başka bir boyuta geldi. Bu sadece toplumsal bir olay ya da bir kesimle ilgili de değil. Örneğin ben geçtiğimiz aylarda Şarkıcı Çelik ile ilgili bir skeç yapmıştım. Çelik sağ olsun, çok güldüğünü yazarak videomu paylaştı. Buna rağmen kendisine, ‘Nasıl gülersin, bence komik değil, sana saygısızlık yapmış’ diye bir sürü yorum yapıldı. Yani bizzat muhatabını güldürmek bile insanları ikna etmiyor artık.”
Bugün bir komedyenin kendisini ne kadar özgür hissedebildiği sorusunu ise Şenol şöyle yanıtlıyor: “Kelime oyunu yaparak cevap vereyim; sığ bir denizde bir yüzücü ne kadar özgür hissedebiliyorsa, bir komedyen de o kadar özgür hissedebiliyor.”
"Mesele sadece üç-beş komedyen değil"
Komedyen Leyla Ezgi Dinç, “Öncelikle yaşananlar için hepimiz gibi üzgün ve öfkeliyim. Ama umutsuz değilim. Zor günlerde bize düşen hep umut ve dayanışma oluyor” diyerek, son dönemde ifade özgürlüğü ve yargının işleyişine dair kaygıların derinleştiğini belirtiyor.
İfade özgürlüğü ve yargının işleyişi konusunda “bıçak kemiğe dayanalı çok oldu” diyen Dinç, mizah alanındaki baskılara dikkat çekiyor. “Bugün mesele hem ‘üç beş komedyen’ değil, hem de biraz da ‘üç beş komedyen’” ifadelerini kullanan Dinç, mizahın toplumsal eleştirinin en güçlü araçlarından biri olduğunu vurguluyor.
"Halk biziz, milyonlarız ve hiç de öyle rüzgardan nem kapıp incinmiyoruz"
Dinç, Göktaş’ın Çorlu’da bulunduğunu belirterek, “Çorlu deyince bile altından tutulmamış yasımız, yerini bulmamış adalet çıkıyor. İşte asıl bunlar şaka gibi. Böyle bir yakın geçmiş ile yüzleşmeden gerçekten özgür sayılır mıyız? Deniz bunu sordurduğu için tutuklu” diyor. Göktaş’ın kısa sürede milyonlarca izlenmeye ulaşmasının ve çok sayıda destek almasının umut verici olduğunu ifade eden Dinç, “Üzerinde tepinmeye çalıştıkları 'halkın değerleri, halkın hassasiyetleri' çok uzun süredir muğlak ifadeler. Kim bu ağızlarından hiç düşürmedikleri halk? Halk biziz, milyonlarız ve hiç de öyle rüzgardan nem kapıp incinmiyoruz” diye konuşuyor.
"Mizah gerçeği başka türlü söylüyor"
Dinç, mizahın iktidarın alışık olduğu dilden farklı bir ifade biçimi sunduğunu belirterek şunları söylüyor: 'Mizahın toplumsal eleştirinin en güçlü araçlarından biri olması yeni değil. Fikrini özgürce söyleyenlerin, solcuların hedef gösterilmesi de. 25 yıldır kutuplaştırmadan beslenen bu düzen ruh sağlığımız açısından sürdürülemezdir. Mizah işte bu gerçeği açığa çıkarıyor. Hem de alışık oldukları gibi değil, başka türlü. Mizah, 'o kadar söyledik anlamadınız bir de böyle söylüyoruz' demek. İşte böyle bir siyasi iklimde ağzımızdan ne çıksa suç unsuru teşkil ediyor.”
"Bir şeyler değişmek zorunda"
Komedyenlerin toplumla doğrudan temas halinde olduğunu belirten Dinç, “İnsanlar yüksekçe bir yere çıkıp mikrofonu eline alan kişinin, biraz da onlara dair gerçeklerden bahsetmesine hasret. Komedyenler bu yüzden hedef alınıyor” ifadelerini kullanıyor.
Dinç, sahneye çıkmadan önce bazı şakaları sansürlemek zorunda kaldıklarını söyleyerek, “25 yılda kademe kademe kendimizden şüphe eder hale geldik. Toplum olarak günlük hayatta da ağzımızdan çıkacak her şeyi tartıyoruz aslında. Artık kabak tadı veren 'Silivri soğuktur' şakası, hepimizin zihninde bir yerde yankılanıyor. Ama artık kendimizi hatırlamak ve korkmamak istiyoruz. Bir yanda koltuk sevdalısı yaşlı adamlar, bir yanda insanca bir yaşam sürmek isteyen milyonlar… Bir şeyler değişmek zorunda” diyor.
"Sahnede gülmeyi hak eden insanlar görüyorum"
“İktidar dünyaya 'biz ve bizden olmayanlar' gözüyle bakıyor olabilir” diyen Dinç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ben Türkiye’deki stand-up seyircisine baktığımda, her şey yolundaymış gibi davranılmasından bıkmış ve gülmeyi hak eden insanlar görüyorum. Hepimizi, yani bizi görüyorum. Deniz’in de ifadesinde belirttiği gibi, bu şakalar şehir şehir dolaşıp öyle son halini alıyor. Yani aslında kolektif sözler sahnede söylenenler. Komedyenler olarak toplumla temasımız koltuk sevdalısı yaşlı adamlardan çok daha fazla olabilir. Tüm sorun biraz da bu olabilir. İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte çok çeşitli kaynaklara erişmiş, dini sorgulamış, politikada kendi temsilini bulamamış yeni nesli görmezden geliyor koltuklarında oturan bu yaşlı erkekler. Deniz’in genç kuşaktan da fazlaca seveni var. Tüm bu tarihsel denk gelişler tesadüf değil.”
Türkiye’de mizahın yalnızca eğlence değil, aynı zamanda bir hayatta kalma ve yas tutma biçimi olduğunu dile getiren Dinç, “Türkiye gibi stres seviyesi yüksek bir toplumda, çocukluğumuzdan beri şakayı bir hayatta kalma mekanizması olarak öğreniyoruz bence. Ben de bir 91’li olarak anlatarak var olduğum bir geleceğin hayalini kurdum. Standup’a artan ilginin sebebini biraz da yakın geçmişte yaşadıklarımızda aramak lazım. Bugün hiçbir yasak, bir zamanlar sokağa çıkarken tedirgin olduğumuz gerçeğinin üstünü örtemez” diyor.
"Denizin yanındayız"
Dinç sözlerini şöyle sürdürüyor: “'Oruç' kelimesine takılarak hedef şaşırtmaya çalışıyorlar her zamanki gibi. Halbuki kimseler unutmadı şehrin ortasında bombaların patladığı o korkunç günleri. Mizah aynı zamanda bir yas tutma biçimi, ama henüz onu konuşacak seviyeye gelemedik. 6 Şubat depremleriydi. O sıralar yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle meşguldük. Sahnede bol bol seçim gündemi üzerine şakalar yapıp bir nevi halkın gazını alıyorduk. Bir araya gelip siyaset tartıştığımız, dertleştiğimiz alanlara ihtiyacımız vardı çünkü belli ki. 6 Şubat ve sonrasında yaşadıklarımız, bana yakın geçmişin sorulmamış hesaplarını, tutulmamış yaslarını çok sert bir şekilde hatırlattı. O günlerde komedyen olmanın insan güldürmekten ötesi olduğunu anladım.”
Dinç, açıklamasını şu sözlerle tamamlıyor: “Hem öfkeli hem umutlu olunabilir. Hem de ağlanacak halimize gülünebilir. Arkadaşları ve meslektaşları olarak Deniz’in yanındayız ve ‘sandıklarından’ çok daha kalabalığız. Herkes özgür olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz.”