Ana içeriğe geç

PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal

PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal
Ekonomim.com
16

Jeopolitik riskler yalnızca enerji fiyatlarını yukarı taşımıyor aynı zamanda tedarik zincirlerini, teslimat sürelerini ve ihracat pazarlarını da olumsuz etkiliyor. Nitekim haziran ayında tedarikçilerin teslim süreleri uzamaya devam etti. Her ne kadar bu bozulmanın hızı önceki aylara göre yavaşlamış olsa da enerji ve hammadde maliyetleri üzerindeki baskı sürüyor.

Haziran PMI verileri bize, Türkiye ekonomisinin yalnızca enflasyonu düşürmek değil, aynı zamanda üretim dinamizmini yeniden güçlendirmek gibi yapısal bir gündemi de bulunduğunu hatırlatıyor. İmalat sanayiinin sıkıntılarına bu yüzden kayıtsız kalamayız.

PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal - Resim : 1

İmalat sanayisi ekonominin en erken sinyal veren alanlarından biridir. Bu nedenle satın alma yöneticilerinin beklenti ve faaliyetlerini ölçen PMI verileri yalnızca bugünü değil, önümüzdeki aylara ilişkin ekonomik görünümü de yansıtır.

Haziran ayında açıklanan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verileri, bu açıdan düşündürücü bir tablo ortaya koydu. Veriler, firmaların daha az üretim yaptığını, daha az sipariş aldığını, istihdamı daralttığını ve stoklarını azaltarak belirsizliklere karşı savunmacı bir pozisyon aldığını gösteriyor.

Mayıs ayında görülen sınırlı toparlanma, dipten dönüşün başladığı yönünde temkinli bir iyimserlik yaratmıştı. Ancak haziran sonuçları bunun kalıcı olmadığını ortaya koydu.

Yeniden daralma bölgesinde

Mayıs ayında 49,8 ile toparlanma umudunu canlı tutan PMI endeksi, haziranda 47,1’e gerileyerek yeniden belirgin daralma bölgesine indi. Böylece imalat sektöründe faaliyet koşullarındaki bozulma üst üste 27’nci aya ulaşmış oldu.

Tablo oldukça net:

- Üretim yeniden daralırken toplam yeni siparişler belirgin şekilde geriledi.

- Mayısta artış gösteren ihracat siparişleri de yeniden düşüşe geçti.

- Siparişlerdeki zayıflama satın alma faaliyetlerini aşağı çekerken firmalar istihdam azaltmayı sürdürdü.

Hem hammadde hem de nihai ürün stoklarının azaltılması, sanayicinin yakın döneme ilişkin talep beklentilerinde iyimser olmadığını ve temkinli davrandığını gösteriyor.

Sorun yalnızca jeopolitik riskler değil

Raporda öne çıkan nedenlerin başında Orta Doğu’daki çatışmaların yarattığı belirsizlik geliyor. Jeopolitik riskler yalnızca enerji fiyatlarını yukarı taşımıyor aynı zamanda tedarik zincirlerini, teslimat sürelerini ve ihracat pazarlarını da olumsuz etkiliyor. Nitekim haziran ayında tedarikçilerin teslim süreleri uzamaya devam etti. Her ne kadar bu bozulmanın hızı önceki aylara göre yavaşlamış olsa da enerji ve hammadde maliyetleri üzerindeki baskı sürüyor.

Elbette savaşın sona ermesi halinde bu olumsuzlukların bir kısmının hafiflemesi beklenebilir. Ancak sıkıntının tek kaynağı dış gelişmeler değil.

İç ekonomik koşullar da sanayicinin işini kolaylaştırmıyor. Yüksek faiz ortamı, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve iç talepteki zayıflık üretim kararlarını baskılıyor.

Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca dış gelişmelerle açıklanabilecek geçici bir sorun değil. Küresel belirsizliklerle içeride uygulanan dezenflasyon programının aynı döneme denk gelmesi, firmalarımız üzerinde çift yönlü bir baskı oluşturuyor.

Sektörler arasında belirgin ayrışma

Haziran verilerinin en dikkat çekici yönlerinden biri sektörler arasındaki farklılaşma oldu.

Takip edilen 10 sektörün yalnızca ikisinde üretim artışı yaşandı. Kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri ile kara ve deniz taşıtları sektörleri büyüme kaydederken, yeni siparişlerde artış sağlayabilen tek sektör yine kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri oldu.

Buna karşılık gıda sektörü son bir yılın en sert üretim daralmasını yaşarken tekstil sektöründe sipariş kayıpları dikkat çekti. Elektrikli ve elektronik ürünlerde maliyet baskıları sektör ortalamasının üzerinde kalırken, tedarik zincirindeki bozulmanın da en belirgin hissedildiği alan yine bu sektör oldu.

Öte yandan ağaç ve kağıt ürünlerinde teslimat performansının son yılların en güçlü iyileşmesini göstermesi de sektörler arasındaki ayrışmanın giderek belirginleştiğine işaret ediyor.

Enflasyon yavaşlıyor ama bedeli ağır

Raporun olumlu tarafı enflasyon baskılarındaki yavaşlama oldu. Girdi maliyetleri enflasyonu kasım ayından bu yana en düşük seviyesine inerken, nihai ürün fiyatlarındaki artış da yılın en düşük hızında gerçekleşti. Ancak bu gelişmeyi abartmamak gerekiyor. Maliyet baskısı azalsa da ortadan kalkmış değil.

Ekonomi yönetiminin temel önceliği fiyat istikrarını sağlamak. Enflasyondaki yavaşlama bu açıdan olumlu. Ancak üretim, sipariş ve istihdam cephesindeki tablo, dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki maliyetini de gözler önüne seriyor. Sanayici henüz güçlü ve kalıcı bir talep toparlanmasına ikna olmuş görünmüyor.

Çıkış için ne gerekiyor?

Bununla birlikte rapor tamamen karamsar bir tablo çizmiyor. S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker’ın da dikkat çektiği gibi, Orta Doğu’daki gerilime ilişkin son dönemde görülen olumlu gelişmeler önümüzdeki aylarda faaliyet koşullarının iyileşmesine katkı sağlayabilir.

Tedarik zincirlerinde normalleşmenin hızlanması ve dış pazarlarda talebin güçlenmesi halinde ihracat odaklı sektörlerin yeniden ivme kazanması mümkün. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için yalnızca küresel risklerin azalması yeterli olmayacak. Finansmana erişimin kolaylaşması, yatırım iştahının güçlenmesi, verimliliği artıracak yapısal reformlar ve rekabet gücünü destekleyecek politikalar da belirleyici olacak.

Asıl uyarı

Haziran PMI verisi, iki yılı aşkın süredir devam eden eğilimi bir kez daha teyit ediyor. Sanayideki yavaşlama artık geçici dalgalanmalarla açıklanabilecek bir görünüm olmaktan çıktı. Üretim kapasitesinden istihdama, ihracattan yatırım kararlarına uzanan bu tablo, ekonominin büyüme kompozisyonuna ilişkin önemli uyarılar içeriyor.

Enflasyondaki düşüş kuşkusuz önemli bir başarı olacaktır. Ancak üretimin yeniden büyüme patikasına giremediği, siparişlerin canlanmadığı ve sanayicinin geleceğe güvenle bakamadığı bir ekonomik görünümün sürdürülebilir refah üretmesi kolay görünmüyor.

Çünkü imalat sanayii yalnızca üretim yapan bir sektör değildir. İstihdam yaratır, ihracata güç verir, teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve ekonominin verimlilik kapasitesini artırır. Bugün gelişmiş ülkelerin hemen tamamı kalkınma süreçlerini güçlü bir sanayi temeli üzerine inşa etmiş, ardından hizmetler sektörünü ve yüksek katma değerli faaliyetleri büyütmüştür.

Bu nedenle imalat sanayiindeki uzun süreli zayıflamayı sıradan bir konjonktür hareketi olarak görmek doğru olmaz.

Haziran PMI verileri bize, Türkiye ekonomisinin yalnızca enflasyonu düşürmek değil, aynı zamanda üretim dinamizmini yeniden güçlendirmek gibi yapısal bir gündemi de bulunduğunu hatırlatıyor. İmalat sanayiinin sıkıntılarına bu yüzden kayıtsız kalamayız.

İSO başkanı Erdal Bahçıvan’ın mayıs ayı Meclis konuşmasında dediği gibi Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor. Ama üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler