Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.
Siddharta Mukherjee, “Teknoloji tarihi genelde ürünler üzerinden yazılır: Tekerlek, mikroskop, uçak, internet. Aynı tarihe kavramsal geçişler üzerinden bakmak daha aydınlatıcı olabilir. “Tekerlek, doğrusal hareketten dairesel harekete geçiş; mikroskop, normal boyutlardan mikro boyutlara geçiş; uçak, karadan hareketten havadan harekete geçiş; internet, fiziksel bağlantılardan sanal bağlantılara geçiş” tanımlamasını yapar. Yapay zekâ alanındaki gelişmeleri de kavramsal geçişler odağından bakarak değerlendirmeliyiz.
Gözleyebildiğimiz kadarıyla yarı iletken teknoloji 57 yıldır yedi kavramsal geçişin biriken etkisiyle ilerliyor:
1- Kol gücünün zihin gücüne,
2- Doğrusal büyümeden katlanarak büyümeye,
3- Sınırlı kullanım alanından her alana yayılmaya,
4- Organik beyin kapasitesinden inorganik beyin kapasitesine,
5- Veri üretim hızını aşan işleme kapasitesine,
6- İnsanın performansını artırmaya ve insanınyerini almaya,
7- Süreçleri uçtan uca kaydetmeye odaklı geçişler yaşanıyor.
Kol gücünden zihin gücüne
Teknoloji, insanların çıplak güçleriyle yapamadıklarını akıllarını kullanarak buldukları araç-gereç ve metotlarla yapabilmesidir. Yarı iletken teknoloji de gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat, bilgi, anlama ve anlamlandırma alanlarını derinden etkiliyor. Geçişler, insanların işlerindeki konumlarını köklü bir dönüşüme doğru sürüklüyor. Bilginin temel üretim girdisi olması, insanlığın yarısını oluşturan kadınların iş yaşamına girmesini büyüme ve gelişmenin gerek şartı haline getiriyor. Eğitim-öğretim, iş bulma ve kariyer geliştirme, ömür boyu öğrenme ile işi güven altına alma süreçleri yeni kapsam ve içerik gerektiriyor.
Zihin gücü, evrende sonsuz büyük oluşumları anlamamıza yardımcı oluyor. Uzayın derinliklerinde yeni galaksiler keşfediliyor, kozmik ve canlılar dünyasında var oluşun iç dinamikleri derinliğine kavranıyor. Sonsuz büyük ile sonsuz küçük olana erişebilme potansiyelinin değerlendirilmesi kozmik evrene ve canlılar dünyasına bakışımızı değiştiriyor.
Gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat ve bilgi erişimi artıyor, anlama ve anlamlandırmanın yol ve yöntemleri değişiyor.
Yazının ilerleyen bölümlerinde değinilen otomasyon ve otonom uygulamaları işle insan arasındaki iletişim ve etkileşimi kaçınılmaz biçimde değiştiriyor.
İnsanlığın temel amacı olan maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı kolaylaştırmanın ilke, kural, yasa, yol ve yöntemlerini yeniden tanımlamak gerekiyor.
Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.
Katlanarak büyüme...
Yarıiletken teknolojinin önemli kavramsal geçişlerinden biri de değişmeleri alışık olduğumuz doğrusal büyüme ekseninden çıkarmış olması. Yarı iletken teknolojinin katlanarak büyümeye geçişi bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri ağlarının yeniden örülmesini gerektiriyor. Ulaşılabilirlik ve erişilebilirliğin fiziki yapılanmaları kadar zihinsel kapasitelerini de değiştiriyor,
Bir başka boyut, teknolojinin katlanarak büyüme etkisinin çok kısa zamanda geniş kitlelere erişmesinin önünü açması. Çok değişik platformlarda satıcıların, alıcıların, sahiplerin ve diğer aktörlerin konumlanmaları yeni teknik ve sosyal beceri ihtiyaçları yaratıyor.
Yarı iletken teknolojinin taklit, kullanma, geliştirme konusunda daha önceki teknolojilere göre erişilebilirliğinin kolay olması da önemli. Bu kavramsal geçiş, katlanarak büyüme bağlamında ele alındığında, uzun dönemli stratejilere sahip olan toplumlar için teknolojik dönüşüme uyum daha hızlı ve etkili olabiliyor.
Katlanarak büyüme bir başka kavramsal geçişle de pekişiyor: Sınırlı alanda uygulanan teknolojinin, hiç kimsenin vazgeçemeyeceği temel meta haline gelmesi. Başka bir anlatımla, sınırlı alanda kullanımın, üretim örgütlenmesinin bütün alanlarına yayılması, ‘genel teknolojiye dönüşmesi” çok hızlı ilerliyor.
Sınırlı uygulamadan genel teknolojiye...
Yarı iletken teknolojinin yarattığı bir başka kavramsal geçiş, iş süreçlerini uçtan uca gözleme, izleme, analiz etme, kaydetme, geribildirimlerle sorgulama olanakları yaratması. Uçtan-uca gözleme ve kaydetme, iş sürecini hızlandırırken, işgücü kalitesinde köklü değişmeleri de beraberinde getiriyor. İş sahibi olmak kadar, işi korumak için de sürekli kendine yatırım yapmak gerekiyor. İşgücünün teknik becerisi kadar sosyal becerileri de önem kazanıyor.
Yarı iletken teknolojinin genel teknolojiye dönüşmesi, piyasadan çekilen işler kadar yeni işlerin de kaynağı. Bu kavramsal geçişin izleri bizleri yaşam biçimi ve yaşam tarzlarındaki değişmelere kadar götürüyor. Ayrıca, uluslararası rekabet, jeopolitik ilişkiler, dünya düzeni de gelişmelerden ciddi biçimde etkileniyor.
Yarı iletken teknolojinin yarattığı önemli geçişlerden bir başkası da organik beyin kapasitesini aşan inorganik beyine -makine öğrenimine- geçişte gözleniyor.
İnorganik beyin kapasitesine…
Canlı beyninin, özellikle insan beyninin kapasitesini küçümsemek yanlış olur ama inorganik beynin, makinelerin; veriyi üretme, saklama, kümeleme, ehlileştirme ve değerlendirme kapasitesi yaratması bütün yaşamı derinden etkileyecek bir geçiş. Büyük verinin üretilme hızının, yapay zekânın modellerinin yarattığı işleme kapasitelerinin aşmış olması yeni, ama güçlü bir geçiş sürecini gündemimize yerleştiriyor.
Veri üretimi, veri depolaması, verilerin ehlileştirilerek işlenebilir hale getirilmesi, makine öğrenimi sayesinde umulmadık yaygınlık ve derinliğe erişiyor.
Veri üretimi hızı yakın zamana kadar veri işleme hızından daha öndeydi. Yapay zekâ modelleri ilk kez işleme kapasitesinin, veri hızının önüne geçmesini sağladı. Karşılaştığımız yeni durum, yapay zekânın olumlu ve olumsuz etkilerini büyütme potansiyeline sahip. Gelişmeyi değişik açılardan değerlendirilme ihtiyacını önemsemeliyiz.
İşleme kapasitesi…
Yarı iletken teknolojinin kavramsal geçişleri arasında, veri üretme hızının işleme hızının gerisinde kalması, otomasyon ve otonom uygulamalarda yeni bir aşamaya işaret ediyor. Eğer veri üretimi ve kayıt sistemi büyük sayılar yasasını işler kılacaksa, belirsizliği azaltan yeni bir aşamaya geçilebilir.
Teknoloji tarihi kanıtlıyor ki her yeni teknolojik aşama ve yeni teknolojilerin kendi içlerindeki geçişlerin hızlanması eşitsizlik yaratabiliyor. Temel amaç olan maddi ve kültürel zenginlikler üreterek insan yaşamını kolaylaştırma ilkesi zedelenebiliyor. Yapay zekâ bağlamında sorgulamalar, yarı iletken teknolojinin “insanın performansını artırması kadar, yerini alma eğilimini” güçlendiriyor.
İnsanın yerini alma...
Veri işleme kapasitesinin veri üretim kapasitesini aşması, otonom uygulamaların önünü açacağı beklentisini yükseltiyor. Bu geçiş, teknolojinin insanın yerini alması anlamına geliyor. İnsanların işsiz ya da düşük gelirli olmaları, temel içgüdülerden biri olan “ nesli sürdürmeyi” arka plana itebiliyor. Gelecekle ilgili kuşkuya düşme, azalan ve yaşlanan nüfus olgusuyla birlikte önemli bir sorunu gündemin ilk sıralarına yerleştiriyor.
İnsanların yaşamı “anlamlandırma ve değer katma” konusunda umutsuzluğa kapılması, tamiri imkansız bir hayata yol açabilir.
Sonsuz büyükle sonsuz küçüğe erişimin kozmik ve canlı dünyasının bütün mekanizmalarını kontrol edebilecek bir düzeye erişirse, makineler ve algoritmalar insanın yerini alırsa, yaşamı neyin anlamlı kılacağını sorgulamak gerekir. Her şeyin kayıt altına alınması büyük sayılar yasasını geçerli kılabilir; ama o zaman bilim araç olma özelliğini yitirir mi?
Süreçleri uçtan uca kaydetme...
Fizikçi Carl Sagan’ın uyarısını anımsayalım: Eğer her şey sabit olsa, hiçbir şey değişmeseydi, bilime ihtiyaç olmazdı. Eğer, her şey tam bir kaos olsa, hiçbir şeyi anlamak mümkün olmasa yine bilim olamazdı. Bilim, çaba gösterildiğinde yaşadığımız evreni kavrayabilmemizin aracı.
Eğer yarı iletken teknolojinin geliştirdiği yapay zekâ yaşamın bütün süreçlerini kaydedebilecekse bunun sonu insanlık için nereye varabilir?
Teknolojiyi ürün üzerinden değil, kavramsal geçişler bağlamıyla analiz edersek yaratabileceği sonuçları öngörebilir ve önlem alabiliriz.
Bu yazı kapsamında anlatılan geçişleri sorgulamalıyız. Sorgulamalıyız ki insanlık olarak bindiğimiz dalı kesmeden geleceği inşa edebilelim.