Ankara’ya bir gün madenciler akın ediyor, haklarını alabilmek için… Bir gün öğretmenler… Ama hiçbiri Ankara’nın umurunda değil. Çünkü Ankara başka bir dünyada yaşıyor… Genellikle öyleydi de, şimdi o umursamazlık had safhada.
Ankara eylemleri bastırma merkezi!
Ankara aynı zamanda söylem merkezi!
Başkent’te konuşulur, konuşulur; siyasi vaatler havada uçuşur, ekonomi şaha kaldırılır, enflasyonun vatandaşı ezmesi şöyle dursun, vatandaş enflasyonu ezer geçer!
Ama bu söylemler yetmezse birileri çıkar ya da çıkartılır, onlar da muhalefete muhalefet görevini inanılmaz bir şevkle yerine getirir.
Bu arada madenci yerlerde sürüklenmiş, üç kuruş maaşa bile dünden razı öğretmen hakkını alabilmek için itilip kakılmayı göze almış, kimin umurunda.
Yıllarca çalışmış ve şimdi emekli maaşıyla geçinmeye çalışanlar mı; gözlerinde bıkkınlık, ne yapacağını bilememe haliyle ip üstündeki cambazı izlemeye devam eder.
Ankara’nın üstünden geçen ipin üstünde o kadar çok cambaz vardır ki, tüm televizyonlar kameralarını bu cambazlara çevirmiştir ama kafalar havada olunca ve bu hünerler nasıl sergileniyor diye dikkatler ip üstüne verilince ceplerden bir türlü çıkmayan o el hiç fark edilmez.
Hâlâ aynı masal
Bir çocuğa aynı masalı anlatın, üç beş kez dinledi mi sıkılır. Ama bizde vatandaşın büyük bir kısmının ne yazık ki sıkılmadan dinlediği, anlatanın da “Madem dinliyorlar yenisine ne gerek var” diye düşündüğü bir masal var:
“Biiiiz, vatandaşımızı enflasyona ezdirmedik.”
Bir kere bu söz, “Enflasyona karşı başarılı olamadık” itirafıdır da onunla pek ilgilenilmez. Geniş kitleler “Sahi bu enflasyon niye var” diye düşünmez. Düşünen ve tüm dünyadaki gelişmeleri izleyenler(!) de “Ama enflasyon tüm dünyanın sorunu” diye ahkâm keser.
Şimdi… Vatandaşın enflasyona ezdirilmediği iddia ediliyor ya. Ben de aksini iddia ediyorum; hatta iddia etmekle kalmıyor, TÜİK’in pek de itibar edilmeyen enflasyon oranlarıyla bile bunu kanıtlıyorum.
Bu verileri, bu hesaplamayı doğru bulmayanlara da hodri meydan diyorum…
TÜİK enflasyonuna göre bile…
Bakın çalışanlar enflasyona nasıl ezdiriliyor; tane tane gidelim.
Önce şunu belirteyim; burada kastettiğim kamu çalışanları. Özel sektörde durum çok daha vahim olabiliyor. Çünkü kamuda çalışanlar altı ayda bir enflasyon farkını kesin olarak alıyor; özel sektörde bunun garantisi de yok.
Diyelim bu yılın ocak ayındaki maaş 10 bin lira. İlk altı ay boyunca bu maaş ödeniyor. Haziran enflasyonu ne olur, bilmiyorum; o yüzden de haziran-aralık dönemi için her ay geçen yılki enflasyonun gerçekleşeceğini varsaydım.
Buna göre hazirandaki artışla birlikte ilk altı aydaki enflasyon, o da TÜİK’in TÜFE’sindeki artış yüzde 18,2 olacak. Böylece ilk altı ayda 10 bin lira olan maaş ikinci altı ayda 11 bin 819 liraya çıkacak. Yılın toplamındaki maaş ne kadar; 130 bin 917 lira.
Ya enflasyona göre ödenseydi…
Ocak ayı… Maaş 10 bin lira ama o ay yüzde 4,8 enflasyon yaşandı. Yani maaş enflasyon kadar artsaydı, yani çalışan enflasyona ezdirilmeseydi 10 bin değil 10 bin 484 lira ödenmesi gerekiyordu.
Çalışan enflasyona daha ilk aydan ezdirildi.
Tabloda aylık maaşların ne olduğunu, enflasyona göre ne olması gerektiğini ve aradaki farkı görüyorsunuz.
Yıla 10 bin lira maaşla başlayanın yıllık kaybı 12 bin 822 lira.
En düşük emekli maaşı olan 20 bin lira. Buna göre bir yıldaki kayıp 25 bin 644 lira.
Bu hesaplama tabii yalnızca en düşük maaş alanları ve emeklileri ilgilendirmiyor. Ortalama emekli maaşı daha yüksek. Kamuda halen çalışmakta olanların maaşları da. Dolayısıyla enflasyondan kaynaklanan bu kayıp çok daha yüksek tutarlara ulaşıyor. Herkes 10 bin lira örneğinden yola çıkarak kendi hesabını yapabilir.
Haziran-aralık dönemindeki aylık enflasyonun geçen yılın üstüne çıkması durumunda tutarın daha da büyüyeceği, aksi durumda küçüleceği de ortada.
Bu verilerin ışığında şimdi bir kez daha soralım:
“Çalışanlar enflasyona ezdiriliyor mu, ezdirilmiyor mu?”
