Rekabetçilikte akla ilk gelen dış ticaret alanındaki performansımız. Rakip ülke üreticilerine göre, birim maliyetlerimiz daha hızlı artıyorsa, bunun sonucunda da bizim mallarımız rakiplere kıyasla giderek pahalı hale geliyorsa, ihracatımızın bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz.
2023’te 255,6 milyar dolar olan toplam ihracatımız, 2024’te 261,8 milyar dolar, 2025’te ise 273,2 milyar dolara yükselmiş. 2026’nın ilk çeyreğinin sonunda ise yıllık ihracatımız 271,2 milyar dolara gerilemiş. Yani, 2024 sonundan itibaren ihracatımız kümülatif olarak yüzde 6,1 artmış.
TÜSİAD’ın çeyreklik bazda açıkladığı maliyet bazlı rekabet endeksi, sıkıntıların 2026’nın ilk çeyreğinde de artarak sürdüğüne işaret ediyor. Tarihsel olarak en düşük düzeylerine yakın seyreden endeks, bu yılın ilk çeyreğinde, 2025’in son çeyreğine göre %1,7 gerilerken, bir önceki çeyrekte rekabetçilikte kaydedilen hafif toparlanmanın kalıcı bir nitelik kazanmadığını ortaya koymuş oldu. TÜSİAD’ın açıklamasına göre, yurtiçi enerji maliyetlerinin olumlu seyrine rağmen, ara malı ve işgücü maliyetlerindeki artışın rakip ülkelerin üzerinde gerçekleşmesi, endeksin bu dönemdeki gerilemesinde belirleyici oldu. İşgücü verimliliği rakip ülkelere benzer düzeyde gelişim göstererek rekabet gücü endeksi üzerinde bir etki yaratmadı.
TÜSİAD’ın endeksine baktığımızda, Türkiye’nin rekabetçiliğini dört ana bileşen üzerinden takip ettiklerini görüyoruz. Bunlardan ilki olan ara malı maliyetlerinde, son üç yılda Türkiye’de, rakip ülkelere kıyasla daha hızlı bir artış olduğunu görüyoruz. İkinci bileşen olan işgücü maliyetlerinde de durum farklı değil. 2018 ile 2024 arasında Türkiye’nin görece daha avantajlı olduğu bu alanda, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren makas Türkiye aleyhine hızlı bir şekilde açılıyor. Verilerle ifade etmek gerekirse, 2022’nin üçüncü çeyreğinde 70 seviyesinde bulunan Türkiye işgücü maliyeti endeksi, 2026’nın ilk çeyreğinde 190’a yükselmiş! Aynı dönemde rakip ülkelere ait endeks ise 110’dan 138’e çıkmış. Onlarda da işgücü maliyetleri artmış ama bizdeki artış çok çarpıcı. Üçüncü bileşen finansman maliyetleri. Çalışmanın başladığı 2015’ten, 2023 sonuna kadar genellikle başa baş seyreden bu endekste, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren Türkiye aleyhine bir hareket görülüyor. Hatta, rekabetçilik bileşenlerinde, Türkiye’nin rakip ülkelere göre en dezavantajlı olduğu alan, finansman maliyetleri. TÜSİAD’ın endeksinin son bileşeni olan enerji maliyetlerinde ise daha iyi bir görüntü var. Son üç senede enerji maliyetlerimiz, rakiplere benzer seviyelerde seyretmiş. Hatta 2026’nın ilk çeyreğinde, enerji maliyetleri endeksi bizde hafif düşerken, rakiplerde hafif yükselmiş.
Rekabetçilik dediğimizde akla ilk olarak dış ticaret alanındaki performansımız geliyor. Aynı pazarlara mal satmak istediğimiz rakip ülke üreticilerine göre, birim maliyetlerimiz daha hızlı artıyorsa, bunun sonucunda da bizim mallarımız rakiplere kıyasla giderek daha pahalı hale geliyorsa, ihracatımızın bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Şirketlerimiz, üretim maliyetlerindeki artışları, pazar kaybetmemek için bir süreliğine fiyatlarına yansıtmayabiliyorlar. Bu durum elbette kar marjlarında düşüşe yol açıyor. Kısa süreli olduğu sürece, birçok şirketimizin kar marjlarındaki daralmaya katlanabildiğini daha önce defalarca gördük. Ne var ki, kar marjları üzerindeki baskı daha uzun süreli bir problem haline geldiğinde, şirketlerimiz ister istemez fiyatlarını artırmak durumunda kalıyorlar. Aynı süreçte, kurların çok yavaş arttığını da göz önüne aldığımızda, euro ya da dolar cinsinden bizim mallarımız daha da pahalı hale geliyor.
Şimdi gelin, rekabetçilikte gerilemenin başladığı 2023 sonundan itibaren ihracatımız nasıl geliştiğine bakalım: TÜİK verilerine göre, 2023’te 255,6 milyar dolar olan toplam ihracatımız, 2024’te 261,8 milyar dolar, 2025’te ise 273,2 milyar dolara yükselmiş. 2026’nın ilk çeyreğinin sonunda ise yıllık ihracatımız 271,2 milyar dolara gerilemiş. Yani, 2024 sonundan itibaren ihracatımız kümülatif olarak %6,1 artmış. Dünyada, özellikle de ana pazarımız olan Avrupa’da, büyümenin yavaş seyrettiği, rekabetçilik endeksinin de gerilediği bir dönemde, pek de fena bir performans değil diyebiliriz. Lakin, daha sağlıklı bir değerlendirme için, ihracatımızın seyrini izleyebileceğimiz diğer bir gösterge olan, ihracat miktar endekslerine de bakmakta fayda var. İhracat miktar endeksi, fiyattan bağımsız olarak bir ülkenin dışarıya sattığı malların fiziki hacmindeki (miktar, kilo, adet vb.) değişimi gösterir. Yine TÜİK verilerini kullanarak, ülkemizin rekabetçilik endekslerinde zayıflığın başladığı 2023 sonuna göre durumuza bakmakta fayda var. Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi, 2023 sonunda 159,4 iken, 2026’nın ilk çeyreği sonunda 132,1’e gerilemiş. Yani, fiziki ihracatımız söz konusu dönemde %17,1 düşmüş.
Bu iki veriyi bir arada değerlendirdiğimizde iki farklı mesaj alıyoruz: Birincisi, fiziksel olarak daha az mal ihraç ettiğimiz halde, dolar cinsinden ihracat gelirimiz artmış. Bu da, birim ihracat değerimizin arttığına işaret ediyor ki, normal şartlar altında memnun olunması gereken bir durum. Diğer yandan, üretim maliyetlerindeki artışın etkisiyle, ihraç ettiğimiz ürünleri eskiye göre daha yüksek fiyata saymaya başlamışız. Lakin, bunun sonucu olarak da miktar bazında ihracat kaybetmişiz. Bu da pek sevinilecek bir durum değil. Eğer, hem ihracat miktarımız fiziksel olarak artmış olsa, hem de birim ihracat değerimiz yükselse, elbette tadından yenmez. Ne var ki, mevcut üretim maliyetleri, yurtdışı pazar koşulları ve küresel rekabeti göz önüne aldığımızda, ideal durumdan çok uzak olduğumuzu görüyoruz.
Dolayısıyla, rekabetçilikle ilgili verileri ve ihracatçılardan gelen geribildirimleri, sadece dolar bazındaki ihracat rakamlarına bakarak göz ardı etmek, ihracatta yaşadığımız sıkıntıların daha da ağırlaşmasına yol açabilir. Aman dikkat.