Ana içeriğe geç

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti...

Mutlak butlan kararı sonrası yeniden CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki canlı yayını, medya tarihine "hınç seansı" olarak geçti. Gazetecilik evrensel ilkelerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu kanıtlayan yayında; soru sormak karanlığa fener tutmak olmaktan çıktı, muhatabını mahkûm eden bir engizisyon aracına dönüştü.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti...
Medyaradar
16

Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemenin "mutlak butlan" kararı sonrası CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden oturdu ve tepkilerin gölgesinde ilk kez bir canlı yayında gazetecilerin karşısına geçti. Sözcü TV’de gerçekleşen bu canlı yayın, Türk medya tarihinin ironi ve kutuplaşma molekülleriyle bezeli sayfalarına bir yenisini ekledi. Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Mutlu Kurtuluş’un karşısına oturan Kılıçdaroğlu’nun ne söylediğinden ziyade, gazetecilerin "soruları ve üslupları" sosyal medyaya bomba gibi düştü. Kamuoyunun her kesiminden yükselen gürültü, medyamızın evrensel ilkelerle olan bağının ne denli inceldiğini ve pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha tescilledi.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 1

“Gazetecinin görevi, hakikatin berrak sularında gerçeğin peşinde koşmaktır; önyargıların, şahsi hırsların ve sosyal medya mahkemelerinin tetikçiliğini yapmak değil. Soru sormak karanlığa tutulan bir fener, bir arayıştır; hüküm giydirmek ise engizisyonun harcıdır.”NOKTA…

Bu hatırlatmadan sonra şimdi gelelim yayına ve tepkilere…

Yayın biter bitmez medya mahallemizin kalemşörleri klavyelerinin başına geçip sosyal medyada adeta bir tweet fırtınası kopardılar; eleştiri yağdırdıkça yağdırdılar. Tepki yelpazesi elbette muhtelifti. Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen Barış Yarkadaş’ın yayını bir "insanlık suçu" olarak nitelemesi ne kadar abartılı ve hissi bir refleks ise, Sözcü Gazetesi’nin kendi ekranındaki bu yayını "gazeteciler dobra dobra sordu" şeklinde parlatıp cilalaması da o denli taraflı bir illüzyondur.

Bir de bu eğri tabloyu düz göstermeye, yani "normalleştirmeye" çalışanlar vardı. Gazeteci Nevzat Çiçek’in meslektaşlarına gövdesini siper edip "Soruları yerinde ve gazetecilik yapıyorlar" diyerek bu hırçın tutumu savunması, aslında sık sık boy gösterdiği ekosisteme şirin ve sempatik gözükme çabasından başka bir şey değildir. Çiçek’in kasıtlı olarak görmek istemediği hakikat şudur: Gazetecilikte sert olmak ile saygısız olmak arasında aşılmaz dağlar vardır; o gece ekrandakiler bu iki kavramı birbirine bulamıştır.

Nevzat Çiçek’in bu aşırı iyimser, koruma kalkanına itiraz ise Milliyet yazarı Zafer Şahin’den geldi.

“Kusura bakma ama bu program pek de senin anlattığın gibi olmadı..

Adamı yaşı üzerinden bile vurmaya kalktılar. Parti komiseri gibi soru sordular. Resmen CHP Genel Başkanı olan kişinin titrini bile ekrana yazmadılar. Yazamadılar. Her soru sorulmadı. Belli bir grubun hoşuna gidecek sorular soruldu. Yıllardır “İktidara yakın- yandaş” diye hedef gösterdikleri gazetecilerden çok daha yandaş bir görüntü sergilediler. Velhasıl objektif bir yayın olmadı.

Not: Kılıçdaroğlu’nun poltikalarını asla olumlamam. Davet gelse bile programlarına katılmam. Çünkü geçen dönem bugün Özgür Özelci olan medya sorumlusu tarafından defalarca hedef gösterildim, toplantılarına davet edilmeyen tek Ankara temsilcisi oldum. Ama bütün bunlar haksızlığa uğrayan bir insanın hakkını savunmama engel değil.”

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 2

AK Parti MKYK Üyesi Mahir Ünal’ın "cevap aramak yerine cevabı dayatan" yayıncılık eleştirisi de dikkat çekiciydi.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 3

Hürriyet yazarı Nedim Şener ile AK Partili Şamil Tayyar da eleştiri kervanına katılanlardandı. Nedim Şener, "Hain, işbirlikçi, darbeci, sarayın kayyumu, proje hakaretlerini sıralayıp sonra 'Bu tepkiler karşısında kendinizi sorguladınız mı' diye sormak..." diyordu.

Şamil Tayyar ise meseleye ‘misafirlik' hukuku açısında bakıyordu: "Kılıçdaroğlu kanalın misafiridir. Ev sahibi misafirine nezaketli olmalıdır. Saygısızlık gazetecilik değildir."

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 4

Buradan Sözcü TV’deki meslektaşlarıma, bu mesleğe ömrünü adamış bir ağabeyleri olarak samimi bir çağrıda bulunmak isterim: O yayını tekrar baştan sona izleyin ve ekrandaki kendinizle yüzleşin. Fakat bu kez stüdyonun kör edici spot ışıklarıyla değil, evrensel etiğin çıplak aynasıyla bakın o görüntülere. Elinizi vicdanınıza koyun; eğrisiyle, doğrusuyla o gecenin özeleştirisini cesurca yapın.

Unutmayın ki mesleki olgunluk, muhatabını ne pahasına olursa olsun köşeye sıkıştırmakla değil; gerçeğin aynasına leke düşürmeden bakabilmekle başlar.

Çünkü dün gece benim penceremden görünen manzara tam bir mesleki savrulmaydı…

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 5

Sayın Senem Toluay Ilgaz, moderatörlük kumaşını ve yeteneğini her zaman takdir ettiğim bir isimdir; ancak dün gece mesleki sınırların o kırmızı çizgilerini bence zaman zaman çiğnemiştir. Ekrandan bizlere yansıyan dizginlenemeyen öfke ve tarafgir üslup oldu…

Ilgaz’ın canlı yayında gözlerini sık sık telefon ekranına dikmesi ise ekran estetiğini vuran ağır bir eksi puandı. Ilgaz yarın çıkıp "İzleyici tepkilerine bakıyordum" diyebilir; fakat ekranın öteki tarafındaki izleyici, bu manzarayı dışarıdan gelen suflelerle pozisyon almak, ekrandaki rüzgârı o suflelere göre estirmek olarak okudu.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 6

Unutmayalım dostlar: “Nezaket, zayıflık değil; hakikate giden yoldaki en güçlü, en kırılmaz zırhtır.”

Barış Terkoğlu’na gelelim... Dersine çok iyi çalışmış, arşivin tozlu raflarını devirmiş, donanımlı bir gazeteci. Ancak sorularının satır aralarına, kelime köklerine gizlediği ya da doğrudan muhatabına fırlattığı suçlayıcı ifadelerle tarafsız bir gazeteci gibi değil, adeta gözü dönmüş bir iddia makamı, bir savcı gibi davrandı.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 7

Kuşkusuz araştırmacı gazetecilik belgeyle konuşmayı, hakikati masaya sermeyi gerektirir; Terkoğlu da öyle yaptı. Fakat hiçbir belge, o kağıtları muhatabının yüzüne birer ceza fermanı, birer engizisyon kararı gibi çarpmayı meşru kılmaz, kılamaz.

O hırçın dalgaların dalgalandığı gecede, ekranın tek sakin ve huzurlu limanı Aslı Mutlu Kurtuluş oldu. Sorularını her zamanki asil çizgisiyle, nezaket kalıplarını kırmadan ama esnetmeden, net ve kararlı bir biçimde yöneltti.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 8

Nitekim Kılıçdaroğlu’nun da canlı yayında esen sert rüzgârlara rağmen "Ne isterseniz sorun, samimiyetle yanıtlayacağım" diyerek sergilediği açık yüreklilik ve sükûnet, siyasi olgunluktu.

Stüdyoda engizisyon rüzgârı: Sözcü TV’den bir Kılıçdaroğlu geçti... - Resim : 9

Değerli meslektaşlarım; Milletin zihnini kurcalayan soruları cesurca, korkusuzca sormak baş tacıdır ve alkışlanmalıdır. Ancak o soruları birer infaz mekanizmasına, birer giyotine dönüştürmek gazetecilik değil; reyting sosuna bulanmış bir hınç çıkarma seansıdır.

Nietzsche’nin o zamansız uyarısı kulaklarımızda çınlıyor adeta: “Canavarlarla savaşanlar dikkat etmelidir ki, kendileri birer canavara dönüşmesinler. Çünkü sen uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar.”

Unutulmamalıdır ki; nezaketini satırlarda, tarafsızlığını stüdyoda kaybetmiş bir gazetecilik, sadece karşısındaki muhatabına zarar vermez; toplumun kalbindeki gerçeğe ve adalete olan inancına da apaçık bir suikast düzenler.

Kaynağa Git

İlgili Haberler